yaşaya ile cümle
yaşaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
O zaman nasıl yaşayabilirler?Como eles poderiam estar ali?
O, B612 Asteroidinde tek başına yaşayan bir prenstir.O Pequeno Príncipe vive tranquilo no distante asteróide B-612.
Goril (Gorilla gorilla) , yaşayan en büyük insansı ve primat türüdür.O gorila é o maior primata vivo que existe.
Güneyde yaşayan ırklar tepeliklerini yıl boyu muhafaza ederler.Algumas raças meridionais mantém a crista durante todo o ano.
Cİvarda yaşayanlar bu adamla sıkı bağlar kurmuş, fikrine önem vermişler ve itaat etmişler.Uma vez, os homens da congregação sentiram de impor as mãos sobre ele e orar.
Adada yaşayan Vikingler ejderhalara karşılık verirler.Os dragões vivem na Terra dos Dragões.
Bu da onu şempanzeden (bonobo dahil) sonra insanın yaşayan ikinci en yakın akrabası yapar.Junto com o chimpanzé-comum, o bonobo é o parente vivo mais próximo geneticamente do ser humano.
Sumatra kaplanı yaşayan kaplan türlerinin en küçüğüdür.O tigre-de-sumatra é a menor subespécie de tigre da atualidade.
Heidi, Alpler'de büyükbabasıyla yaşayan öksüz bir kızın romanıdır.Heidi é uma menina orfã que passa sua infância ao lado de seu avô nos Alpes Suiços.
Çapak balıkları 16 yaşına kadar yaşayabilirler.Estas aves podem viver até aos 61 anos.
Simun Petrus, “Sen, yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin” yanıtını verdi.Simão Pedro, respondendo, disse: "Tu és o Cristo, o Filho do Deus vivo".
Dünya nüfusu ya da dünya insan nüfusu, dünya üzerinde yaşayan insan sayısını verir.Em termos demográficos, a população mundial é o total de humanos atualmente vivendo no planeta Terra.
Adam ormanda yaşayan barbar biridir ve ormanda halkı da vardır.É uma selvagem e mora no bosque.
Bu karşılaşma o andan itibaren yaşayacağı hayatı etkileyecek en önemli dönüm noktalarından biri olur.Esta fase, com certeza, será a fase mais difícil que você enfrentou até agora.
Mahallede yaşayan bütün ailelerin Bu bölgede akrabaları vardır.O presidente ainda tem vários parentes vivendo naquele país.
Tony Peyton, Globetrotters'in ilk takımından yaşayan son oyuncudur.Tony - Tony foi o primeiro goleiro dos Azuis.
Allah bize ömür versin, biz yaşayalım burada." demiştir.Deus me fará viver através de minha morte".
Dağda yaşayan canlıların bir kısmı o bölgeye endemiktir.Algumas das plantas que se encontram na montanha são endémicas.
Bu faziletlerin tek başına yaşayan bir insanda değil de toplumda oluşabileceğini öne sürdü.Ele deixa claro que isso é possível apenas na união e na abordagem dos seres humanos.
"Antik Çağ'da Amisos ve Çevresinde Yaşayan Halkların Dinsel İnanışları"."De natura et dignitate amoris" ("Sobre a Natureza e a Dignidade do Amor") por volta da mesma época.
Basklar, İspanya'nın kuzeyi ve Fransa'nın güney batısındaki özerk bölgede yaşayan bir halktır.Os bascos são um grupo étnico que habita partes do norte da Espanha e do sudoeste da França.
Mabalar, Çad ve Sudan arasında yaşayan etnik bir azınlık.Os mabas são uma minoria étnica no Chade e Sudão.
Şehirde yaşayanların yüzde yetmişbeşi Etiyopya Ortodoks Tewahedo Kilisesi'nin üyesidir.Quase metade da população etíope é membro da Igreja Ortodoxa Etíope.
Edna Buxton (Douglas) Philadelphia'da yaşayan bir ailenin şarkıcı olmak isteyen kızıdır.Mitchie Torres (Demi Lovato) é a garota que espera ser uma cantora algum dia.
Yasaya önemli bir tepki gelmedi.Não houve nenhuma resposta significativa.
Ancak, bugün yaşayan oyunların adedi yirmi-yirmi beş kadardır.Após 1475 a periodicidade dos jubileus é de vinte e cinco anos.
Birçoğu, ıslak ortamlarda yaşayan ökaryotik, fotosentetik organizmalardır.Muitas das algas são eucariotas, organismos fotossintetizantes que vivem no meio ambiente molhados.
Bahamut engin bir denizde yaşayan dev bir balıktır.Se poderia dizer que o baamute original foi um peixe gigantesco que residia em um mar imenso.
Türkiye dışındaki ülkelerde yaşayan Türkler üç grupta özetlenebilir.Os rios da Islândia podem ser classificados em três grupos.
Geleneksel yaşayan en seksi kadın seçimi, kadınların çekicikliklerine göre seçilir.A regra dos costumes mais antigos parece ter sido a de mulheres sucederem a mulheres.
Amca Tyrone, Dayton, Ohio'da yaşayan alaycı bir Simpson büyüğü.Tio Tyrone é um parente idoso e depressivo que mora em Dayton, Ohio .
20 yıl kadar yaşayabilirler.Podem viver até 20 anos.
Manav Halil kendi halinde yaşayan bir adamdır.João Godunha é um homem que vive sozinho.
Hiç şampiyonluk yaşayamadı.Não houve campeão.
İran Arapları, (Farsça: عربهای ايران Arabhayi İran), İran'da yaşayan Arap halkı.Arabān Irānī) são os árabes ou os falantes do árabe que habitam o Irã.
Şehirlerde yaşayan kemeler insanların çöplerinden ve depolarından beslenirler.Em áreas habitadas por humanos, eles também se alimentam de matéria em decomposição em depósitos de lixo.
2010 verilerine göre şehirde yaşayanların yaklaşık %10'u Grönland dışında dünyaya gelmiştir.Em 2011 10% dos habitantes da cidade nasceu fora da Gronelândia (Aproximadamente 320 habitantes).
110 kilometrekare alan karışık ağaçlardan oluşur ve İngiltere'nin yaşayan antik ormanlarından biridir.Tem mais de 110 km² de floresta, uma das mais antigas da Inglaterra, e que avança para o País de Gales.
Bari yaşayan bir kadının konuşması.É a eliminação da vida de uma pessoa praticada por outra.
Bu mezrada yaşayanların tümü köy halkının hısım ve akrabasıdır.Mahallenin eski ismi pırtındır.Hoje, toda a área do sítio chama-se Bairro dos Casa, em homenagem a seus antepassados, pioneiros da região.
Köyde yaşayan nüfus genelde 50'li yaşların üzerindedir.No homem sua presença é mais frequente a partir dos 50 anos.
Atkuyrukları "yaşayan fosil" olarak nitelendirilir.A árvore passou então a ser chamada fóssil vivo.
Yaşayan insanların kanlarını emerek yaşamını sürdürür.Ou, seja, é sangue de uma pessoa viva.
Kendisi ise köydeki evde yaşayacaktır.Ele decide viver na capital.
Artık o bir yaşayan makinedir.Ele é uma máquina de matar.
Denizyıldızı, denizde yaşayan bir canlı.Estreia Bebê a Bordo no Viva.
Turist Ömer, avare, dertsiz tasasız yaşayan, fakir bir kişidir.Segundo ele, havia um oásis, pobre e pouco habitado.
Güneyde yaşayanları yerleşikken, daha kuzeyde yaşayan popülasyonlar göçmendir.As populações mais a Norte são migratórias enquanto que as populações mais a Sul são residentes.
Yalnızca Brezilya'da yaşayan bir çeşit maymun türü.Apenas uma espécie registrada para o Brasil.
Luhmann otopoietik sistemleri üçe ayırmaktadır: Yaşayan sistemler, psişik sistemler ve sosyal sistemler.Luhmann aborda três tipos de sistemas sociais: as interações, as organizações e a sociedade.
Biyoloji tarihinde antik çağlardan günümüze yaşayan dünyanın incelenmesi ele alınmaktadır.A história da biologia traça o estudo do meio vivo desde a Antiguidade até aos tempos modernos.
KAYNAK: İhsan Küçüköner, Köyün yaşlıları, Muharcirliği yaşayanlar.Poemas: Fruta Madura, Mundo em Chamas, Menino Longe.
Kaderimiz... (film, 2015) Halk içinde yaşayan ömür.No cinema fez participação no filme Os Breves: A Persistência de um Povo de 2015.
Yaşayanların %98'i yerli halktır.No total 98% dos habitantes são de língua persa.
Mevsimsel olarak tekeşli yaşayan fregat kuşları koloni hâlinde yuva yaparlar.Os corvos-marinhos reproduzem-se uma vez por ano em colónias barulhentas, situadas em zonas costeiras.
Bu bölgede yaşayan Misyalıların soyu da Pelasglardan gelmektedir.Os búfalos provenientes da Itália também pertencem a esta subespécie.
Bu cinsel yönelim, sadece yaşayan insanlara karşı duyulan bir yönelimdir.QUIEN, QUIENES São formas que se referem apenas a pessoas.
İyi bakılırsa 2 yıl kadar yaşayabilirler.Ele pode, no entanto, durar até dois anos.
50-150 yaşları arası mantar verir, 200 yaşına kadar yaşayabilir.A espécie pode atingir 15 metros e pesar até 1 tonelada, subsistir por 150 a 200 anos.
Burada asıl amaç köyde yaşayan gençlerin spor yapmasını sağlamaktır.Seu principal objetivo é o incentivo à prática de esportes na cidade.