yaşaya ile cümle
yaşaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Türklerden sonra, ülkede yaşayan en büyük etnik grup Kürtlerdir.Après les Turcs, les Marocains forment le plus gros contingent.
Amy River'a ve Doktor'a veda ederek Rory'i çok sevdiğini ve onsuz yaşayamayacağını söyler.Venue leur dire au revoir, Valérie se rend compte que c'est Mac et non Ted qu'elle aime.
Kırmızı çaylak kuşu da bölgede yaşayan nadir türlerden biridir.Son clocher-porche roman est un type rare dans la région.
1354 yılında Gelibolu, bir depremle vuruldu ve yaşayanların onu terketmesine sebeb oldu.De plus, en 1354, Gallipoli est victime d'un tremblement de terre qui contraint les habitants à l'évacuer.
Süryanilerin milattan önceki tarihleri, eski Mezopotamya'da yaşayan ulusların tarihidir.Il s'agit en tout cas de périodes cruciales pour comprendre la nature des sociétés de la Mésopotamie antique.
Asgard'da çok uzun süreden beri yaşayan Vanir'ler de Æsir tanrıları arasında sayılırlar.Des divinités mésopotamiennes, présentes depuis longtemps en Élam, font également l'objet d'un culte.
برگو بیمهرِ تو چون کنم (Söyle!Sevgin olmadan yaşayabilir miyiz ?)Haemuloidea │ ├─o Haemulidae │ └─o Inermiidae ├─?
Bütün dersler uygulamalıdır ve deneyerek, gözlemlenerek, yaşayarak gerçekleştirilir.C'est une sagesse qui s'acquière tout au long de la vie en écoutant, en observant et en expérimentant.
Latin Amerika'da yaşayan üç tapir türünden biridir.Il contient trois espèces d'Amérique latine.
Microbiotheria takımının tek familyası olan Microbiotheriidae'nin yaşayan tek türünü oluşturur.Il s'agit de l'unique famille de l'ordre des Microbiotheria.
Köyde yaşayan Bulgarlar da, Kurtuluş Savaşı sırasında köyü terk etmişlerdir.De même pendant la guerre civile beaucoup des beyroutains se retrouvèrent au village pour échapper la guerre.
Şehirde yaşayanlar dışa doğru akmaya başlamışlardır.Les enfants de la Zone commencent à communiquer avec les gens à l’extérieur.
Kendini yaşayan bir tanrı olarak ilan etmişti.Someone once described us as a three-headed god.
Bunlar, değişiklik dönemlerinin, bu değişiklikleri yaşayanların aracılığıyla doğrudan anlatımıdır.Il montre notamment comment les hommes vivent ces changements.
20 yıl kadar yaşayabilirler.Ils peuvent vivre 20 ans.
Eleştirmenlerden bazıları şarkının kompozisyonun ayrılık acısı yaşayanlara uygun olduğuna dikkat çekmiştir.D'autres pensent, au contraire, que la perte de poids de la cantatrice lui a été profitable.
Entertainment Weekly tarafından yaşayan en komik adam seçildi.La comédie musicale a été récompensée par Entertainment Weekly.
Familyanın bugün yaşayan 3 cinsi ve 41 türü bulunmaktadır.Cette famille est de 7 genres et 43 espèces existantes.
Ama aynı arazilerde yaşayan iki değişik ozel hukuk statülü halk bulunmaktaydı.Deux seigneuries d'importance inégale ont possédé le village.
Yaşayan Ölülerin Gecesi iki defa tekrar çekildi.Il y a deux candidats éliminés cette semaine.
Bayan Havisham, evlatlığı Estella ile yaşayan yalnız bir kadındır.Younghee est une fille intelligente qui vit seule avec sa grand-mère.
Doğrular yeryüzünü miras alacak, Orada sonsuza dek yaşayacak.Il cherche à connaître la vérité et ainsi atteindre l'éternité.
Göl kıyısında yaşayan kabileler, balıkçılık ve avcılıkla geçinir.Les alentours du lac sont appréciés pour la pêche et la chasse.
Los Angelas’ta yaşayan bir kız kardeşi vardır.Elle a une fille et vit à Los Angeles.
Şehirlerde yaşayanlar ise batı dünyasının etkisindedirler.Le monde appartient à ceux qui se lèvent occidentaux.
Asi bir gençlik yaşayan Staretz öyküsüne Ağabeyinin ölümü ile başlar.Une période très morne commence à présent dans la jeune vie de Tess.
Metabolizmalarının yavaşlığından dolayı kral kobralar büyük bir yemekten sonra aylarca avlanmadan yaşayabilir.En raison de leur métabolisme lent, les grands dragons peuvent survivre avec un repas par mois.
Kanada'daki Türkler Kanada'da yaşayan Türkler.Ses parents sont des réfugiés politiques roumains partis au Canada.
Aleutlar: Aleut Adaları'nda ve Alaska'nın bir bölümünde yaşayan halk.Les Aléoutes sont des Esquimaux habitant les îles Aléoutiennes et l'ouest de l'Alaska.
Yaşayabilmek için Fransızca dersleri verdi ve çeviri yaptı.Elle y donne des cours de français pour survivre.
Köyde; şipşi ve yaşayan insanların kendilerine özgü yemekleri yapılır.On ne fait que consommer et manger dans l’assiette d’autrui.
Bu isim mahallede yaşayan zengin bir kişiden gelmektedir.Le nom vient d'un riche marchand habitant dans l'une de ces venelles.
Pueblo Kızılderilileri, ABD'de sürekli olarak yaşayan en eski topluluklardan biri olarak düşünülür.Ses habitants sont fiers de faire partie de la plus ancienne région des États-Unis.
Ateş oğlunu görür görmez, anlamıştır artık onsuz yaşayamayacağını.Se voyant dans un miroir, il comprend qu’il ne lui reste plus longtemps à vivre.
Jar Jar Binks:Galaksi Senatosu'nda Naboo'da yaşayan Gungan'ları temsil etmektedir.Jar Jar Binks est un habitant de la planète Naboo.
O içimde yaşayan bir erkek.Il vit en moi.
Bahamut engin bir denizde yaşayan dev bir balıktır.La Caspienne est une mer très poissonneuse.
Familya, 6 cins ve buna bağlı yaşayan 19 türden oluşur.Cette famille contient six genres et 19 espèces.
Bir alanda, şehirde ya da ülkede yaşayan nüfusun artmakta olan oranı buna işaret eder.Cependant, ce taux peut être plus élevé selon la ville ou la province où l’on habite.
Esaret altında 20 yıldan fazla yaşayabilirler.Les voilà tranquilles pour au moins 20 années.
Zor ve yoksul bir çocukluk yaşayan sanatçı, eğitimini ortaokulda yarıda bıraktı.Enfant timide et bagarreur il quitte l'école en troisième.
Artık Hollywood liberalizminin yaşayan bir abidesi olmuştu.Il est devenu depuis un partenaire important d'Hollywood.
Her birinin kendi yasal konumları ve yasaya bağlı hakları vardır.Chacune avait ses propres lois et coutumes.
7000 metreye kadar derinlikte yaşayabilirler.Elle peut vivre jusqu'à 4 000 m de profondeur.
18 aylık olduğunda tamamen bir yetişkin olur ve yaklaşık 8 yaşına kadar yaşayabilir.S'il est robuste et dans de bonnes conditions, il peut même vivre jusqu'à environ 8 ans.
100 yıl kadar yaşayabildikleri düşünülmektedir.On dit qu'il peut vivre jusqu'à 100 ans.
Bireyler 40 yaşından fazla yaşayabilirler.Les candidats doivent avoir plus de 40 ans.
Ancak yol sırasında yaşayacağı olaylardan haberi yoktur.Il n'a aucune idée de ce qu'il veut faire dans la vie.
Hamo yaşayabilmek için evindeki eşyaları satar.Patrice propose à Benoit de faire de la vente à domicile.
Avustralya'da yaşayan hayvanlar üzerinde çalıştı.Cette espèce vit en Australie.
Rutger 15 yaşında denize kaçtı ve ir yılının gemide yaşayarak geçirdi.Béring ne fit pas de même et s'engage sur un navire à l'âge de 15 ans.
Bangladeş ve Hindistan dışında yaşayan popülasyonlar ise kritik tehlikede olarak değerlendirilmektedir.L’Inde et le Bangladesh, actuellement non infectés, sont également menacés.
Mozarablar, Endülüs’te Arap İslam yönetimi altında yaşayan İber Hıristiyanlardı.Les mozarabes étaient des chrétiens de langue arabe vivant dans les territoires sous domination musulmane.
Venedik ismi, milattan önce 10. yüzyılda burada yaşayan Veneti insanlarınan gelmektedir.Son nom provient du peuple qui habitait la région avant le Xe siècle, les Veneti.
Eski çağlarda Kurlandiyalılar Baltık kökenli olan ve Baltık Denizi kıyısında yaşayan bir kabileydi.Comparaison avec les pêcheurs que le narrateur apercevait jadis à Balbec derrière la baie vitrée de l’hôtel.
Dünya'da yaşayan tek kişiler artık kardeşlerdir.Le seul club encore en activité est celui des aînés.
Diğer illerde yaşayan Caferlerliler de toplanır.D'autres hôtes prestigieux arrivent simultanément.
Los Angeles'ta yaşayan bir teyzem var.Tengo una tía que vive en Los Ángeles.
Sensiz yaşayamam.No puedo vivir sin ti.
Lütfen bana nerede yaşayacağını söyle.Dime dónde vivirás por favor.