yaşaya ile cümle
yaşaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Eğer bu durum sağlanmazsa kayıp yaşayacaklardır.Wird dies nicht geschafft, verliert das Team ein Leben.
Bu rakam basitçe alanda yaşayan birey sayısı alanın yüzölçümüne bölünerek yapılır.Man errechnet sie, indem man die Einwohnerzahl des Gebietes durch die Fläche des Gebietes teilt.
Kentsel alanlarda yaşayan nüfusun oranı, 1980 yılında %20'den 2014 yılında %50'den fazlaya çıktı.Dies entspricht einer Steigerung der Bevölkerungszahlen von über 50 % im Vergleich zum Jahre 1989.
Ayrıca Almanya'da yaşayan vatandaşlar da vardır.Dazu kamen noch einige in Deutschland bürgerlich lebende Ausländer.
Yaşayan 7'den fazla üye aynı anda bu unvanla onurlandırılamaz.Die Zahl der lebenden Ehrenringträger soll sieben nicht übersteigen.
O, B612 Asteroidinde tek başına yaşayan bir prenstir.Die Hauptfigur dieser Erzählung lebt auf einem Asteroiden mit der Bezeichnung B612.
Her ortamda yaşayabilir.Überall kann Heimat sein.
Cins içinde yaşayan 10 ayrı tür kaz bulunur.Innerhalb der Gattung werden 10 Arten unterschieden.
18 aylık olduğunda tamamen bir yetişkin olur ve yaklaşık 8 yaşına kadar yaşayabilir.Sie erreichen mit acht Wochen ihr volles Gewicht und können über 11 Jahre alt werden.
Mahallede yaşayan gençlerin ve yetişkinlerin büyük çoğunluğu çeşitli şehirlerde çalışırlar.Jugendliche und Senioren in verschiedenen Städten kommen hier miteinander ins Gespräch.
İzmir ise Aile Evleri’ni ve içinde yaşayanları çoktan unutmuş.Dort sind meine Ikone und mein Familienfest geblieben.
Avrupa'da yaşayan karabataklara benzer şekilde gagası kanca biçiminde ve kuvvetlidir.Ähnlich wie der in Europa beheimatete Kormoran haben sie einen hakenförmigen und kräftigen Schnabel.
Allah bize ömür versin, biz yaşayalım burada." demiştir.Gebe Gott, dass wir dies überleben.
Özellikle sahilde yaşayan halkın önemli bir kısmı direk veya dolaylı olarak bu sektörün içinde yer almaktadır.Die meisten Arbeitsplätze der Saalbacher sind direkt oder indirekt davon abhängig.
Dişiler 14 yıl yaşayabilir.Die Lebenserwartung kann bis zu 14 Jahre betragen.
Ayrıca yaşayan en büyük keseli hayvandır.Es ist auch der größte bekannte lebende Pilz.
Mahallenin adı, bu bölgede yaşayan "Ali Efendi" adlı birinin helva yapmasından ileri gelmektedir.Eine solche Benennung setzt aber die Burg eines Adligen namens „Kadil“ voraus.
Kodama (Japonca: 木霊 veya 木魂), Japon folklorunde ağaçta yaşayan ruhlardır.木霊, 木魂, oder 木魅) bezeichnet man Geister der japanischen Folklore, die in bestimmten Bäumen leben sollen.
Dünya'da yaşayan tek kişiler artık kardeşlerdir.Die einzigen Inselbewohner sind zurzeit die Aufseher.
On beş yıl kadar yaşayabilir.Sein Lebensalter kann bis fünfzehn Jahre betragen .
İnsanlara nasıl yaşayacağını dikte eder.Sie schafft Ideale, wie der Mensch leben soll.
Günümüzde bu kaplumbağalar koruma altındadırlar ve insan ömründen uzun yaşayabilirler.Die Anpassungsfähigkeit der Schildkröten hat ihr Fortbestehen bis in die heutige Zeit sichern können.
Yol üzerinde yaşayanlar da ulaklara hizmet etmek, ulakların gereksinmelerini karşılamak zorundaydılar.War man auf See, musste man sich andere Lösungen ausdenken.
Ama bu defa hiç beklemediği şeyler yaşayacaktır.Die in ihn gesetzten Erwartungen konnte er allerdings zu keiner Zeit erfüllen.
Şarap, doğal ve yaşayan bir üründür.Apfelwein ist herkömmlich ein reines Naturprodukt.
Bu sırada sürgünde yaşayan amcası Ebu Salim ile gizlice anlaştı.Gegen diesen verschwor sich Ibn Chaldūn mit dessen im Exil lebenden Onkel, Abu Salim.
Su altında yarım saate kadar boğulmadan yaşayabildikleri görülmüştür.Sie kann über eine halbe Stunde unter Wasser verweilen.
Bununla birlikte Pakistan'da bu yasaya karşı iptali için verilen çaba halen sürdürülmektedir.Hingegen wurde das Handelsverbot für Elfenbein verlängert.
"Amaseia" amozonlardaki yaşayan halkın kraliçelerine verdikleri isimdir.Ambrosia ist heute die Bezeichnung der Nahrung von Bienenköniginnen.
Granth, son yaşayan Sih ustası, Guru Gobind Singh tarafından 1708 yılında guru ilan edilmiştir.Gobind Singh, der zehnte und letzte menschliche Guru, starb 1708 an den Folgen eines Attentats.
Berlin'de yaşayan Müslümanların çoğu Türk'tür.Die meisten Araber in Berlin sind Muslime.
Falkland Adalılar, Falkland Adaları'nda yaşayan bir etnik gruptur.Die Falkland-Dampfschiffente lebt endemisch auf den Falkland-Inseln.
En zor koşullarda yaşayanlar kürek mahkûmlarıydı.Die unmenschlichsten Haftbedingungen herrschten in den Kellern.
Bu cinse mensup iki tür, insanın yaşayan en yakın akrabalarıdır.Beide Spezies sind die biologisch engsten Verwandten des Menschen.
En son yabani olarak yaşayanların 2000 yıl evvel yok olduğu tahmin edilir.Sein größter Traum ist es, den Naturgott Pan zu finden, der vor 2000 Jahren verschwunden ist.
Spermler, kancığın üreme organlarında birkaç gün yaşayabilir.Die Spermien können sich mehrere Tage lebend im Eileiter aufhalten.
Gerekli yaşam ortamı ve ihtiyaçları karşılandığı takdirde iki seneye kadar yaşayabilirler.Bei günstigen Lebens- und Umweltbedingungen sind zwei bis drei Jahresgelege möglich.
Yaşayan beş türün tamamı Fregata cinsinde yer alır.Die 50 Traders sitzen auf einer eigenen Tribüne.
Bütün karakterleri, Hıristiyanlık ideallerine göre yaşayan güçlü romantik bireylerdir.Für alle, welche nach der christlichen Vollkommenheit streben wollen.
Evsizlik olgusunu yaşayan bireye evsiz denilmektedir.Von der Obdachlosigkeit ist im weiteren Sinn die Wohnungslosigkeit zu unterscheiden.
Ama daha uzun süre yaşayacak olan İtalyan tarzı tasarımdır.Italienische Mode hat eine lange Tradition.
Şehirlerde yaşayan halk, ticaretle uğraşmaktaydı.In beiden Städten arbeitete er im Handel.
Bir zamanlar üzerinde yaşayan ortakyaşar.Zeitgenossen, die ich erlebte.
Tutsak yaşayan bireyler 25 yaşına kadar varmakta.In Gefangenschaft gehaltene Tiere können ein Lebensalter bis zu 25 Jahren erreichen.
Rose Tyler, Londra'da yaşayan sıradan bir genç kızdır.Will Freeman ist ein 38-jähriger Single, der in London lebt.
Hamo yaşayabilmek için evindeki eşyaları satar.Saba führt den Ankömmling in das Haus.
Mavi Dağlar'da yaşayan cücelerden geriye kalanlar Khazad-dûm'a iltica ettiler.Die Zwerge siedeln sich in neuen Regionen des Blauen Gebirges an, viele gehen auch nach Khazad-dûm.
Kendisi ise köydeki evde yaşayacaktır.Er selbst will mit dem Rest in der Stadt bleiben.
Koala (Phascolarctos cinereus), Avustralya'ya özgü otçul ve ağaçta yaşayan bir keseli memeli hayvan türüdür.Der Koala (Phascolarctos cinereus) ist ein baumbewohnender Beutelsäuger in Australien.
Çiftin on dört çocuğu oldu ve bu çocukların altı tanesi yetişkinliğe kadar yaşayabildiler.Das Ehepaar hatte 14 Kinder, von denen vier Töchter und sechs Söhne das Erwachsenenalter erreichten.
Köyde yaşayan halkın tamamı Gürcüdür.Hierbei ist die Gesamtheit der Einwohner des Dorfes gemeint.
Mevsimsel olarak tekeşli yaşayan fregat kuşları koloni hâlinde yuva yaparlar.Im Spätherbst versuchen neue Vogelpaare, sich ein Revier zu erobern.
Buna karşılık bu yörede devamlı yaşayan ahaliye de fazla tesiri olmamaktaydı.Die Stadt war aber nicht in der Lage, ein so großes Heer längerfristig zu versorgen.
"En Yaşlı Yaşayan Ağaç Her şeyi İtiraf Etmekte".Die älteste noch lebende Rebellenwitwe erzählt.
Günümüzde adada yaşayan tek kaplan türü Sumatra kaplanıdır.Die einzige größere Insel, auf der Tiger noch vorkommen, ist Sumatra.
Önceleri konar-göçer yaşayan Türkmenler sınır boylarına kadar yerleşik hayata geçtiler.Bisher hatten nur Turnerinnen aus dem Seniorenbereich den Sprungs in den Nationalkader geschafft.
Leylek sürü hâlinde yaşayan bir kuştur.Es sitzt ein Vogel auf dem Leim ...
Cadde ayrıca Berlin'de yaşayan Türkler içinde bir toplanma merkezidir.Auch ein Tourist aus Berlin feiert mit.
Kraliçe arılar 5 seneye kadar yaşayabilirler.Die Kochzeit der Bohnen kann bis zu fünf Stunden betragen.
50 yıldan fazla yaşayabilir ve ömür boyu aynı eşle çiftleşirler.Mit rund fünf Monaten wird es entwöhnt und mit rund zwei Jahren geschlechtsreif.