yaşaya ile cümle

yaşaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Yaşayan kişilere verildiği gibi ölümünden sonra da verilebilir.It is granted to living people, but also posthumous.
Bu yasaya göre, herhangi iki nesnenin birbirine bir çekim kuvveti uyguladığını belirtilmektedir.The law states that any two objects exert a gravitational force of attraction on each other.
Traylor'ın görmek için yaşayacağı tek kişi oydu. [1]It was the only one that Traylor would live to see.[9]
Leibbrandt'ın Berlin'de yaşayan aynı isimli bir oğlu varLeibbrandt has a son of the same name, living in Berlin.
Yasaya Karşı Yapılan EleştirilerCritiques of the law
Bazılarında evcil hayvan çiftliğinin suda yaşayan versiyonları vardır.Some have aquatic versions of a petting zoo.
Endopterygotlar içinde Neuropterida'nınsınıfının yaşayan en yakın akrabaları kın kanatlılardır .Within the endopterygotes, the closest living relatives of the neuropteridan clade are the beetles.
Bu nedenle, oğlunun Hindistan imparatoru olduğunu görecek kadar yaşayamadı.She, therefore, did not live to see her son become Mughal emperor.
Avrupa Kuzey Kutbu'nun derinliklerinde bulunan dipte yaşayan bir topluluk.[1]A bottom-dwelling community found deep in the European Arctic.[18]
Hikayeyi anlatmak için yaşayan maymun.The ape that lived to tell the tale.
Oyunun hikayesine göre, Jaina yaşayan en güçlü büyücüdür.Within the games, she is the most powerful sorceress alive.
Sensiz yaşayamam.Ich kann nicht ohne dich leben.
O, onunla uzun zaman birlikte yaşayabilecek tek adam.Er ist der einzige Mann, der mit ihr so lange zusammenleben konnte.
Makineler olmadan yaşayamayız.Ohne Maschinen können wir nicht mehr leben.
Tom yaşayacak.Tom wird leben.
Ben refah yaşayacağım.Ich werde im Wohlstand leben.
Önünde hala yaşayacak bütün bir hayat var.Du hast doch noch das ganze Leben vor dir.
Yasaya göre Lisanın Tazminat hakkı var.Nach dem Gesetz hat Liisa Anspruch auf Schadenersatz.
Susuz yaşayabilirim.Ich kann ohne Wasser leben.
İnsan mucizeleri ancak yüreğini ve gözlerini ona açık tutmaya hazır olduğunda yaşayabilir.Der Mensch kann Wunder nur erleben, wenn er bereit ist, sein Herz und seine Augen für sie zu öffnen.
Tom bir yaşayan efsanedir.Tom ist eine lebende Legende.
Hayvanların hayatına saygı göstermeyen, insan gibi yaşayamaz.Wer die Tiere nicht achtet, kann nicht menschlich leben.
Hayatımı tekrar yaşayabilseydim, seni daha erken bulur, böylece seni daha uzun süre sevebilirdim.Wenn ich mein Leben noch einmal leben dürfte, würde ich dich früher finden, damit ich dich länger lieben kann.
İnsanların yüreğinde yaşayan ölmedi, sadece uzaklardadır. Yalnız unutulan ölür.Wer im Gedächtnis seiner Lieben lebt, der ist nicht tot, der ist nur fern. Tot ist nur, wer vergessen wird.
Bugün yaşayan tek temsilcisi Dugong (Dugong dugong).Heute gibt es nur noch eine Art, den Dugong (Dugong dugon).
Parvana, Taliban kontrolündeki Afganistan'da yaşayan bir kız çocuğudur.Parvana ist ein 11-jähriges Mädchen, das im afghanischen Kabul unter der Kontrolle der Taliban lebt.
Huzur ve sevinci tanıyacak, Mükemmel bir mutluluk içerisinde yaşayabilmemiz için.Sie wird Friede und Freude kennen, Damit wir in vollkommenem Glück leben.
Avrupa Konseyi, Avrupa Gençlik Merkezi Budapeşte De Mensenbieb (Felemenkçe) Lismore - Yaşayan KütüphaneEuroparat, Europäisches Jugendzentrum Budapest De Mensenbieb (niederländisch) Lismore’s Living Library
Kendileri de yaşayan en büyük kuşlardır.Auch Götter sind Lebewesen.
Hasta ancak 18 saat yaşayabildi.Der Patient überlebte jedoch nur 18 Tage.
Bu kitapçık birçok dilde olabilir sipariş kitap.coe.int Detlefs, Beate (2006): Yaşayan Kitaplar.Die Broschüre ist in mehreren Sprachen bestellbar unter book.coe.int Detlefs, Beate (2006): Lebende Bücher.
Mağarada yaşayan türleri de vardır.Es gibt auch in Höhlen lebende Arten.
Burada, birçok yalnız dolaşarak yaşayan hayvan mevcuttur.Hier gibt es viele einzelgängerisch lebende Tiere.
Kılıcınla yaşayacak, kardeşine hizmet edeceksin.Von deinem Schwerte wirst du dich nähren, und deinem Bruder sollst du dienen.
Yusuf beş yıldır annesi ile yaşayan bu uzak akrabadan habersizdir.Yusuf wusste nichts von diesem Mädchen, das schon seit fünf Jahren mit seiner Mutter zusammenlebte.
Ben yaşadığım için siz de yaşayacaksınız.Ich lebe und ihr sollt auch leben.
Yalom, varoluşçu psikoterapinin en önemli yaşayan temsilcilerinden biridir.Yalom gilt als bedeutendster lebender Vertreter der existentiellen Psychotherapie.
Ağaç 100 yaşına kadar yaşayabilir.Die Bäume können über 100 Jahre alt werden.
Ginkgo bir yaşayan fosildir.Der Ginkgo ist ein „lebendes Fossil“.
Yaşayan kütüphane – sadaka.Die Lebendige Bibliothek – eine Handreichung.
Köyde yaşayanların çoğu Müslüman'dır.Die meisten von ihnen leben in der Woiwodschaft Oppeln.
Çapak balıkları 16 yaşına kadar yaşayabilirler.Pazifische Geigenrochen können bis zu 16 Jahre alt werden.
Ve adam yaşayan can oldu.”Der Mensch wird aussterben“.
Ayrıca günlerce ot dışında bir şey yemeden yaşayabilir.Sie können allerdings auch mehrere Tage ohne Nahrung auskommen.
Balık ve benzeri avlarını suya dalarak avlayan, orta büyüklükte ve deniz kıyılarında yaşayan kuşlardır.Insekten jagen sie sowohl unter Wasser (Larven) als auch über und an der Wasseroberfläche.
Ve hatta bu yasaya erkeklerin dilediği kadınla yatma hakkı bile dahildir.Das Buch verleiht seinem Besitzer außerdem die sexuelle Hörigkeit aller, die er begehrt.
2015 yılında kullanılacak slogan "Drømmen lever" (Yaşayan rüya).Der Slogan für dieses Jahr hieß "Drømmen lever" (Der Traum lebt).
Dağları ve üzerinde yaşayan varlıkları korur.Sie beschützt den Berg und alles, was sich auf ihm befindet.
Sıradan bir evlilik yaşayan John ve Jane Smith’in hayatları gün geçtikçe daha sıkıcı bir hal almaktadır.John und Jane Smith sind allem Anschein nach ein ganz normales Ehepaar.
Ağustos ayında İspanyalılar Prato’yu alarak orada yaşayan halka zulmetmiştir.Im August nahmen die Spanier Prato im Sturm und begingen Gräueltaten an den Einwohnern.
And kedisi, aynı bölgede yaşayan pampa kedisine oldukça benzer.Die Bergkatze ähnelt stark der Pampaskatze, die in derselben Region lebt.
Bir başka anlamı ise tüm yaşayan varlıkların özünde mevcut olandır.Gemeint ist etwas, das bei allen Lebewesen Gültigkeit besitzt.
Yaşayan en büyük kimyagerlerden biridir.Er gehört zu den meistzitierten Chemikern.
Sıklıkla, yaşayan fosil olarak anılırlar.Sie gilt daher als lebendes Fossil.
Amerikalılar, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan insanlar.Der Mann, der die Amerikaner sah.
Bilinen yaşayan fosil türlerinin en iyi örneklerinden biridir.Die Quastenflosser gelten als eines der bekanntesten Beispiele lebender Fossilien.
Temel ailesi Köyde yaşayan ailelerden birisidir.Seine Familie zählt zu den Gründern des Dorfes.
Adam ormanda yaşayan barbar biridir ve ormanda halkı da vardır.Im Wald lebt ein alter Mann, der will auch eine.
Sumatra kaplanı yaşayan kaplan türlerinin en küçüğüdür.Das Sumatra-Tiger ist die kleinste noch lebende Unterart des Tigers.
Dünyanın her yerinde yaşayan ve hepçil hayvanlardır.Es sind in allen Meeren lebende, wirbellose Tiere.
İlgili Sayfalar