10 yaşındayken gitar çalmayı öğrendim.I learned to play the guitar when I was ten.
Kim gençken çalışmaya başlarsa, yaşlandıklarında cömertçe yaşarlar.Whoever starts working in their youth, gets to live lavishly when they're older.
Otuz üç yaşında.She's thirty-three.
İngiltere'deki okul yaşamı hakkında duymak ilginçti.It was interesting to hear about school life in Britain.
Artık bu nehirde yaşayan herhangi bir balık yok.There aren't any fish living in this river anymore.
Hitler Doğu Avrupa'da yaşam alanı istedi.Hitler called for lebensraum in Eastern Europe.
Hayalimi yaşıyorum.I'm living my dream.
Sanırım o, kırk yaşında.I think she's 40 years old.
Bence 40 yaşında.I think she's 40 years old.
Neyse ki can kaybı yaşanmadı.It was lucky that nobody died.
Balina, denizde yaşayan çok büyük bir memelidir.The whale is a very large mammal who lives in the sea.
Onun iki kız kardeşi var, ikisi de Tokyo'da yaşıyor.She has two sisters, both of whom live in Tokyo.
O bir araba sürecek kadar yaşlı.He's old enough to drive a car.
İstatistikler bizim yaşam standardımızın yüksek olduğunu gösteriyor.The statistics show that our standard of living is high.
Sanırım Beethoven, şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci.I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
Ben Beethoven'ın şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci olduğunu düşünüyorum.I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
Arkadaşım on yedi yaşındadır.My friend is seventeen.
Denizde yaşayan canlıların büyük bir çeşitliliği var.There's a great variety of creatures living in the sea.
Susan benden iki yaş daha büyük.Susan is two years older than me.
Kız kardeşler birbirleriyle ahenk içerisinde yaşadı.The sisters lived in harmony with each other.
Kız kardeşler birbirleriyle uyum içinde yaşadı.The sisters lived in harmony with each other.
Volgograd'da yaşıyorum.I am living in Volgograd.
Ben Roma'da yaşadım.I lived in Rome.
Bu ağaç, o arabadan daha yaşlı.This tree is older than that car.
19 yaşındayken evlendim.I married when I was 19 years old.
İngilizce, kalbimde yaşayan dildir.English is the language that dwells in my heart.
Ben İskoçya'da yaşıyorum.I'm living in Scotland.
Ben bir kasabada yaşıyorum.I'm living in a town.
Ben küçük bir kasabada yaşıyorum.I'm living in a small town.
Bir kentte yaşamak istiyorum.I want to live in a town.
Küçük bir kasabada yaşamak istiyorum.I want to live in a small town.
Büyük bir kentte yaşamak isterim.I want to live in a big city.
Eğer Keçua konuşabilirsen yaşam için ne yapacaksın?What will you do for a living if you can speak Quechua?
Yaşamımı kazanmak için şarkı söylüyorum.I sing to make my living.
Ben bunun yasadışı bir taksi olduğundan şüpheleniyorum.I am suspicious that this is an illegal taxi.
Sigara satışı yasaklanmalıdır.The sale of cigarettes should be banned.
Susuz yaşam yoktur.There is no life without water.
Silah ihracatı yasaklandı.Arms export was prohibited.
O, Osaka'da yaşıyor olduğunu söyledi.She said that she's living in Osaka.
İki yıldır Kassel'de yaşamaktayım ve hâlâ Herkules'e gidemedim.I've been living in Kassel for two years and still haven't been to Herkules.
Hem yaşlılar hem de gençler günah suçlusudur.Both the old and young are guilty of sinning.
Yaşamanın maliyeti hiç azalmadı.The cost of living hadn't gone down at all.
O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life.
Onlar evlilik sorunları yaşıyordu.They were having marriage problems.
Çiftliklerde ya da küçük kasabalarda yaşadılar.They lived on farms or in small towns.
Onun, Allah'ın yasalarını ihlal ettiğine inanıyorlardı.They believed it violated the laws of God.
Yaşam tarzlarından vazgeçmeyi reddettiler.They refused to give up their way of life.
Kızılderililer ile barış içinde yaşamak istediler.They wanted to live in peace with the Indians.
Onlar yaşam için yeni yollar denemek istediler.They wanted to try new ways of living.
Çok çalışmadan çok iyi yaşadılar.They lived very well without working very hard.
Meksika yasalarına uymak için söz vermek zorunda kaldılar.They had to promise to obey the laws of Mexico.
Onlar eski yaşam tarzlarından vazgeçmek istemiyordu.They did not want to give up their old ways of living.
Onlar Massachusetts'de istedikleri gibi yaşayabildiler.They were able to live as they wanted in Massachusetts.
ABD'nin her yerinde köleliği yasaklamak istediler.They wanted to ban slavery everywhere in the United States.
On sekiz yaşındayken, o evlendi.When he was 18, he married.
O, kızılderelilerle yaşıyordu.He was living with the Indians.
O en az otuz beş yaşında olmalı.He must be at least 35 years old.
Sağlık sorunları yaşadı.He suffered from health problems.
Sadece otuz altı yaşındaydı.He was just thirty-six years old.
Yetkililerin yasağı kaldırmasını rica etti.He asked the officials to lift the ban.