Ana içeriğe geç
Sözlük

yaş ile cümle

yaş kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Yaşlanırken, sağlığım zayıfladı.As I grew older, my health declined.
Biz yaşlandıkça, hafızamız zayıflar.As we grow older, our memory becomes weaker.
Yaşımız ilerledikçe hafızamız zayıflıyor.The older we get, the weaker our memory becomes.
Yaşlandıkça sağlığın her şey olduğunu anlamaya başlarsın.As you get older you start to feel that health is everything.
Ne kadar yaşlanırsanız, uykuya o kadar az ihtiyaç duyarsınız.The older you get, the less sleep you need.
Yaşlandıkça hafızamız zayıflar.The older we become, the worse our memory gets.
Ne kadar yaşlanırsak, hafızamız o kadar kötüleşir.The older we become, the worse our memory gets.
Yaşlılara saygılı olunmalı.The old must be respected.
Siz yaşlı bir köpeğe yeni numaralar öğretemezsiniz.You can't teach an old dog new tricks.
Yaşlı olanlar genç olanlara göre her zaman daha fazla bilmiyorlar.The older ones do not always know more than the younger ones.
Yaşlı insanlar Kennedy suikastını hâlâ hatırlıyorlar.Older people still remember the Kennedy assassination.
Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.Older people are often afraid of trying new things.
Yaşına bakılmaksızın herkes alınacaktır.Every person will be admitted regardless of his or her age.
Yaşı ne olursa olsun, herkes iş için başvuruda bulunabilir.Regardless of age, everybody can apply for it.
Ben 18 yaşındayım.I am eighteen years old.
On sekiz yaşındayım.I am eighteen years old.
Ben on sekiz yaşındayım.I am eighteen years old.
Biz yaş ya da fiziksel sorunlar hakkında bir şey soramayız.We cannot ask anything about age or physical problems.
Her yaştan insan bu şarkıyı sever.People of all ages like this song.
Yaşına göre hareket etmeye çalış.Try to act your age.
Onun yaşı iş için onu nitelendirir.Her age qualifies her for the job.
Yaşlı Bay Smith yapabildiği kadar çok para tasarrufu yapıyor.Old Mr Smith is saving as much money as he can.
Evdeki yaşlı anne-babanı düşünmen gerekir.You must think of your old parents at home.
Yaşlı adam öne doğru eğildi ve karısına yumuşak bir sesle sordu.The old man leaned forward and asked his wife with a soft voice.
Yaşlı ebeveynlerini düşünmelisin.You must think of your old parents.
Yaşlanınca pinti parayla cömert olmayı öğrendi.Late in life the miser learned to be generous with money.
Onun on dokuz yaşındayken şampiyon olması şaşırtıcı.It's amazing that he won the championship at the age of nineteen.
Bu onun yaşadığı kulübedir.This is the hut in which he lived.
Onun nerede yaşadığını bana tam olarak söyle.Tell me exactly where he lives.
Onun nerede yaşadığı hakkında hiçbir fikrim yok.I have no idea where he lives.
Onu piyano çalarken dinlesen onun asla sekiz yaşındaki bir çocuk olduğunu düşünmezsin.If you heard him playing the piano, you would never think he is an eight-year-old boy.
O başka bir söz söyleyecek kadar yaşamadı.He didn't live to say another word.
Onun nerede yaşadığı bizi ilgilendirmiyor.Where he will live doesn't interest us.
Onun benden daha genç mi yoksa daha yaşlı mı olup olmadığını bilmiyorum.I don't know whether he's younger or older than I am.
Yaşadığı yer kasabadan uzaktır.The place where he lives is far from town.
Onun yaşadığı şehri biliyor musun?Do you know the town where he lives?
Onun yaşadığını doğrulamak olanaksızdır.There is no way to confirm that he is alive.
Yaşaması konusunda hiçbir umut yokThere is no hope of his being alive.
Nagano'da yaşıyor olduğunu zannetti. O, Tokyo istasyonunda ne yapıyordu?He's supposed to be living in Nagano. What's he doing at Tokyo station?
Onun Nagano'da yaşaması gerekiyor. Tokyo İstasyonunda ne yapıyor?He's supposed to be living in Nagano. What's he doing at Tokyo station?
O, onunla karşılaşır karşılaşmaz göz yaşlarına boğuldu.As soon as she met him, she burst into tears.
Senin yaşında bir oğlu var.He has a son of your age.
İki erkek kardeşi var; biri Osaka'da diğeri Kobe'de yaşıyor.He has two brothers, one lives in Osaka and the other in Kobe.
Onun Tokyo'da yaşayan bir erkek kardeşi var.He has a brother who lives in Tokyo.
O bana zor zamanlar yaşattı.He gave me a hard time.
İki kızından biri Tokyo'da, diğeri Nara'da yaşıyor.One of his two daughters lives in Tokyo, and the other in Nara.
Loş bir yerde yaşadı ve öldü.He lived and died in obscurity.
Onun büyükbabası kaç yaşında olabilir?How old might his grandfather be?
Annesi yaşına göre genç görünüyor.His mother looks young for her age.
Onun yetersiz kazançlarıyla yaşamak zordu.It was difficult to live on his meager earnings.
O evimin işitme menzilinde yaşıyor.He lives within earshot of my house.
Onun evini bulmada biraz sorun yaşadım.I had some trouble in finding his house.
Ailesi onun küçük geliriyle yaşamak zorunda.His family has to live on his small income.
Ben onun evlilik yaşamına hayal kırıklığına uğradım.I was disillusioned at his married life.
Onun bana yapmamı söylediği gibi yapmaktansa tek başıma yaşamayı tercih ederim.I would rather live by myself than do as he tells me to do.
Performansını yargılarken onun yaşını dikkate almalısın.You must take his age into account when you judge his performance.
Yaşadığı aşk acısının sonucunda intihar etti.His suicide came as a result of his disappointment in love.
Yaşamdaki amacı bir müzisyen olmaktı.His object in life was to become a musician.
Onun yaşamı benim ellerimde.His life is in my hands.
Büyükbabası yaşına göre hâlâ oldukça sağlıklı.His grandfather is still very healthy for his age.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod