Batı cephesi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sahne oldu.The battle for the city turned into a long drawn-out battle.
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."as toilsome reading as I ever undertook, a wearisome, confused jumble." (Laughter)
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.He gave them their request, but sent leanness into their soul.
Bunları sınıfta göstermesi fiziksel açıdan gayet yıpratıcı olabilir.Showing them in class can be physically taxing as well.
Ama üç yıpratıcı ilişki konu ediliyor.Bei den drei Hexen liegt allerdings einiges im Argen.
Bu döngü kişi için oldukça yıpratıcıdır.Dem Menschen gegenüber ist die Art sehr scheu.
Cibril’e göre Filistinliler yıpratıcı savaşla savaşı kazanacaklardır.Jibril croit que les Palestiniens gagneront la guerre avec une guerre d'usure.
Bu döngü kişi için oldukça yıpratıcıdır.Cette position est très dégradante pour l'homme.
Batı cephesi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sahne oldu.L'opinion commençait à gronder contre cette guerre interminable et ruineuse.
Batı cephesi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sahne oldu.El nombre del pueblo dio lugar a una larga y prolongada disputa.
Savaş hem Atina, hem de Sparta açısından yıpratıcıydı.Diversa fu la reazione di Atene e di Sparta.
Bu döngü kişi için oldukça yıpratıcıdır.Такие условия будут смертоносными для человека.
Savaş hem Atina, hem de Sparta açısından yıpratıcıydı.Possivelmente houve guerra entre Atenas e Esparta.
Bu döngü kişi için oldukça yıpratıcıdır.Storspoven är ganska skygg för människan.
Batı cephesi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sahne oldu.Byggnadens huvudentré nås via en lång och bred ramp.
Ama üç yıpratıcı ilişki konu ediliyor.Під три чорти турботи!
Batı cephesi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sahne oldu.Kirjassa Venus maankaltaistetaan pitkän ja tuhoisan sodan jälkeen.
Bu işgal, sekiz yıl sürecek ve yıpratıcı bir savaşa dönüşecek olan İran-Irak Savaşı'nın başlangıcı oldu.Dette startede den 8 år lange Iran-Irak-krig, som skulle komme til at koste en enorm mængde liv og ressourcer.
Batı cephesi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sahne oldu.Omvendelse må være en afslutning på en lang og smertefuld kamp.
Batı cephesi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sahne oldu.עבור ספרד, הפכה המלחמה לביצה ארוכה ומתישה.
Fakat Kartaca savaşın sonunda yıpratıcı bir savaş tazminatı ödemek zorunda kalmıştır.מבחינת קרתגו היו תוצאות המלחמה הרסניות.
Bu döngü kişi için oldukça yıpratıcıdır.Správať sa k danému človeku bezdôvodne horšie.
Bu döngü kişi için oldukça yıpratıcıdır.Ta sorta je precej občutljiva za pozebo.
Ama üç yıpratıcı ilişki konu ediliyor.Yra trys silpnosios sąveikos tipai.
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."A mais penosa leitura que alguma vez tentei, uma fastidiosa, confusa trapalhada."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."A valaha legfárasztóbb olvasnivaló, fárasztó, zavaros zagyvaság."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."Bacaan berat yang pernah saya baca, tulisan campur aduk yang melelahkan."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."Cea mai dificilă lectură pe care am încercat-o, un talmeş-balmeş obositor şi confuz."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."de lastigste lectuur die ik ooit heb ondernomen, een vervelende, verwarde mengelmoes."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."Den mest mödosamma läsning jag någonsin påbörjat, ett tröttande, förvirrat virrvarr."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."det besværligste læsning, jeg nogensinde har gjort, en trættende, forvirrende gang roderi."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."Die mühsamste Lektüre, die ich je anging, ein ermüdendes, verwirrendes Wirrwarr."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."kaikista työläimpänä lukukokemuksena, uuvuttavana sekamelskana".
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."꾸란은 지금까지 읽어왔던 책 중에 가장 고되고, 지루하고, 당황스러운 것들의 뒤범벅"이라고 말이죠.
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."la lectura más dura que jamás inicié, una tediosa y confusa maraña".
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."la lecture la plus pénible que je n'ai jamais entreprise, un méli-mélo épuisant et confus."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."La lettura più faticosa che io abbia mai intrapreso, uno stancante, confuso guazzabuglio."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."Najuciążliwsza pozycja do jakiejkolwiek sięgnąłem. Nużąca oraz bezładna mieszanina".
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."nejúmornějším čtením, které jsem kdy podnikl, lopotným, pomateným zmatkem."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."như một quyển sách gai góc nhất mà tôi từng đọc, một mớ bòng bong, một công việc thật sự vất vả."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."ένα από τα πιο κουραστικά αναγνώσματα που ξεκίνησα ποτέ, ένας δύσκολος, μπερδεμένος κυκεώνας."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."найбільш втомливим читанням за яке він коли-небудь брався, виснажливе й заплутане".
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."Най-изморителното четиво, с което някога съм се захващал, скучна, объркана бъркотия."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."הקריאה המתישה ביותר שלקחתי על עצמי, בלגאן מבלבל ומעייף."
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor."قراءة متعبة لم أتعهد بها أبدا من قبل، خليط مرهق ومربك".
"Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap." olarak tanımlıyor.退屈でわけの分からない寄せ集め」と酷評しています (笑)
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.(105:15) И Он исполнил прошение их, но послал язву на душиих.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.A dal im, čo si žiadali, a poslal chudosť na ich dušu.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.Concesse loro quanto domandavano e saziò la loro ingordigia
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.Da gav han dem det de vilde ha, men sendte tærende sykdom over deres liv.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.Då gav han dem vad de begärde, men sände tärande sjukdom över dem.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.E ele lhes deu o que pediram, mas fê-los definhar de doença.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.El le -a dat ce cereau; dar a trimes o molimă printre ei.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.Él les dio lo que pidieron, pero envió a sus almas debilidad
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.Er aber gab ihnen ihre Bitte und sandte ihnen genug, bis ihnen davor ekelte.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.És megadá nékik, a mit kivántak; és ösztövérséget bocsáta lelkökbe.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.Ia memberi apa yang mereka minta, tetapi juga wabah penyakit yang menyerang mereka
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.I dał im, czego żądali, a wszakże przepuścił suchoty na nich.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.I dal jim, čehož se jim chtělo, a však dopustil hubenost na život jejich.
Tanrı onlara istediklerini verdi, Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.Il leur accorda ce qu`ils demandaient; Puis il envoya le dépérissement dans leur corps.