Sıcak bir gündü, bu yüzden yüzmeye gittik.It was a warm day, so we went swimming.
İyi arkadaşlar yüzde birdir.Good friends are one in a hundred.
Bu yüzden cümleleri seviyoruz. Fakat dahası biz dilleri seviyoruz.So we love sentences. But, even more, we love languages.
Bu yüzden o Tatoebadır.So that's Tatoeba.
Onların hepsi iyi, bu yüzden üç kitap seçin.All of them are good, so choose three books.
George her zaman elinden geleni yapar, ve onu bu yüzden seviyorum.George always does his best, and that's what I like about him.
Bu yüzden istifamı sunuyorum.I hereby tender my resignation.
Bu fabrikadaki üretim yüzde 20 arttı.Production at this factory has increased by 20%.
Adam bütün yolu yürümek istemedi;bu yüzden otobüse bindi.The man didn't feel like walking all the way; so he took the bus.
Birçok insan hız limitini aşıyor bu yüzden bu kabûl edilebilir olmalı.A lot of people exceed the speed limit so it must be acceptable.
Yol kalabalık bu yüzden muhtemelen söz verilen zamanda varmayacağız.The road is crowded so we probably won't get in promised time.
Çok meşgulüm bu yüzden muhtemelen yarın gelemeyeceğim.I'm very busy so probably I won't be able to come tomorrow.
Bir tsunami geliyor, bu yüzden tetikte olun.A tsunami is coming, so please be on the alert.
Onlar gece seyahat etti bu yüzden kimse onları görmeyecekti.They traveled at night so no one would see them.
Hoover oyların yüzde elli sekizini kazandı.Hoover won fifty-eight percent of the votes.
Yüzden fazla ulus antlaşmayı onayladı.More than one hundred nations have approved the treaty.
Beş yüzden daha fazla kişi yaralandı.More than five-hundred were wounded.
Çiftlik fiyatları yüzde elli beş düştü.Farm prices had fallen fifty-five percent.
Bazı gümrük vergileri yüzde 60'a varıyordu.Some of the tariffs were as high as sixty percent.
Teyzesinin elmalı turtası lezzetliydi, bu yüzden o ikinci bir porsiyon aldı.His aunt's apple pie was delicious, so he had a second helping.
İnsanların yüzde kaçı üç dil konuşur?What percentage of the people speak three languages?
Bu sabahtan beri şiddetli yağmur yağıyor, bu yüzden bir yere gitmek istemiyorum.It's been raining heavily since this morning, so I don't want to go anywhere.
Her neyse, ben sizin meşgul olmak zorunda olduğunuzu biliyorum, bu yüzden gideyim.Anyway, I know you must be busy, so let me go.
Neyse, meşgul olmalısınız biliyorum o yüzden ben gideyim.Anyway, I know you must be busy, so let me go.
Bu yüzden masturbasyon yapmak zorunda kalıyorum.That is why I'm compelled to wank.
Şehirden ayrılmak zorundaydı, bu yüzden Berlin'e taşındı.He had to leave the city, so he moved to Berlin.
O onun bağırdığını duydu, bu yüzden onun yatak odasına koştu.She heard him scream, so she ran into his bedroom.
O, ondan bir sürü para çaldı, bu yüzden o, şimdi hapishanededir.She stole a lot of money from him, so now she is in prison.
Hepimiz insanız, bu yüzden bence her ülkenin kültürü %90 aynıdır.We're all human beings, so in my opinion each country's culture is 90% the same.
Kaybolmak istemiyorsun, bu yüzden annenin elini tut.You don't want to get lost, so take your mother's hand.
Son zamanlarda uykusuzluktan muzdarip oluyorum, bu yüzden cildim ufalanıyor.Recently, I've been suffering from lack of sleep, so my skin is crumbling.
Çocuk nasıl yüzeceğini biliyor bu yüzden suda boğulmayacak.The child knows how to swim, so she won't drown in the water.
Görünüşe göre, Tom'un aklında çok şey vardı, bu yüzden onu yalnız bıraktım.Apparently, Tom had a lot on his mind, so I just left him alone.
O gerçekten şirin ve bu yüzden onunla çalışmayı seviyorumHe's really cute, and so I like working with him.
Mavi gökyüzü beni yanılttı bu yüzden bir şemsiye getirmedim.The blue sky fooled me so I didn't bring an umbrella.
Onu şimdi yap, bu yüzden onu unutmazsın.Do it now, so you don't forget it.
Bu yüzden o bu fabrikada çalışıyor, değil mi?So she works at this factory, does she?
Onun tadının nasıl olacağı hakkında meraklıydı, bu yüzden küçük bir ısırık aldı.He was curious about how it would taste, so he took a small bite.
Yarın öğleden sonra buralarda olacağım, bu yüzden lütfen uğra.I'm going to be around tomorrow afternoon, so please drop in.
Bütün gün ayaktaydım, bu yüzden bir süre oturmam gerekiyor.I've been on my feet all day, so I just need to sit down for a while.
Az önce yemek yedim bu yüzden aç değilim.I've just eaten so I'm not hungry.
Bu gece soğuk olması muhtemel, bu yüzden ekstra bir battaniyeye ihtiyacın var.It's likely to get cold tonight, so you may need an extra blanket.
Muhtemelen bu gece soğuk olacak, bu yüzden fazladan bir battaniyeye ihtiyacın olabilir.It's likely to get cold tonight, so you may need an extra blanket.
Ben onu dün dışarıya gönderdim ve bu yüzden onu yarın geri almalısın.I sent it out yesterday, and so you should get it tomorrow.
Dün gece çok sıcak ve bunaltıcı idi, bu yüzden çok iyi uyumadım.Last night was very hot and muggy, so I didn't sleep so well.
Saatimi kaybettim, bu yüzden şimdi başka bir tane satın almak zorundayım.I have lost my watch, so now I have to buy another one.
Ağız yaram ağrıyor, bu yüzden gerçekten yemek yiyemiyorum.My canker hurts, so I can't really eat.
Fransızca çok zor, bu yüzden öğrenmek istediğimi sanmıyorum.French is too hard, so I don't think I want to learn it.
Senin hasta olduğunu bilmiyordum, bu yüzden seni hastanede ziyaret etmedim.I didn't know that you were sick, so I didn't visit you in the hospital.
Sıkıldım bu yüzden kasabayı dolaştım.I was bored, so I wandered around town.
O daha da iyileşti, bu yüzden yakında hastaneden çıkabilecek.He has gotten better, so he'll soon be able to leave the hospital.
Elbiselerim ıslandı bu yüzden onları çıkardım.My clothes get wet so I took off them.
Ev kilisenin karşısında, bu yüzden onu kaçırmamalısın.The house is across from the church, so you shouldn't miss it.
Beni öldürmekle tehdit ettiler bu yüzden cüzdanımı onlara verdim.They threatened to kill me so I gave them up my wallet.
Tom çok fazla yiyecek getirdi, bu yüzden birazı kaldı.Tom brought way too much food, so there was some left over.
Tom yüzde 30 indirimle T-shirt satıyor.Tom sells T-shirts at a 30 percent discount.
Tom burada değil, bu yüzden gerçekten üzgünüm.Tom isn't here, so I'm really sad.
Tom biraz meşgul, bu yüzden bugün size yardım edemez.Tom is a bit busy, so he can't help you today.
Tom'un göğsünde bir ağrı vardı, bu yüzden o, hastaneye gitti.Tom had a pain in his chest, so he went to the hospital.
Tom sınıfının en üst yüzde onu içinde mezun oldu.Tom graduated in the top ten percent of his class.