Yolculuğun son etabında yürümek zorunda kaldık.We had to walk the last leg of the journey.
O saatlerdir yürümekteydi.He had been walking for hours.
İstasyon yürümek için çok uzak, bu nedenle bir otobüse binelim.It's too far to walk to the station, so let's take a bus.
İstasyona yürümek ne kadar sürer?How long does it take to walk to the station?
İstasyondan okula yürümek yirmi dakika sürer.It takes twenty minutes to walk from the station to school.
Yağmurda yürümek istiyorum.I like to walk in the rain.
Bir günde 60 kilometre yürümek zordur.It is difficult to walk 60 kilometers a day.
Bu tıpkı ayda yürümek gibi bir şey.It's just like walking on the moon.
Otobüs servisi olmadığı için, biz, istasyona giden bütün yolu yürümek zorunda kaldık.As there was no bus service, we had to walk all the way to the station.
Otobüs olmadığı için, yürümek zorunda kaldım.Since there was no bus, I had to walk.
Yürümek taksiye binmekten daha hızlı olacaktır.It'll be quicker to walk than to take a taxi.
Taksi yoksa yürümek zorunda kalırız.If there are no taxis, we'll have to walk.
Buz üzerinde yürümek için yeteri kadar kalın.The ice is thick enough to walk on.
Oraya ulaşmak için uzun bir yol yürümek zorundasın.You have to walk a long way to get there.
Oraya yürümek sadece on dakika aldı.It took only ten minutes to walk there.
Jack elli mil yürümekten dolayı yorgundu.Jack was tired from having walked fifty miles.
Bu yolda hiç otobüs olmadığı için yürümek zorunda kalacağız.Since there are no buses on this road, we will have to walk.
Buradan belediye binasına yürümek ne kadar sürer?How long does it take to walk from here to the city hall?
Asansör bozuktu ve biz beşinci kata yürümek zorunda kaldık.The elevator was out of order and we had to walk to the fifth floor.
Beş mil yürümek için uzun bir mesafe.Five miles is a long distance to walk.
Yirmi mil yürümek için uzun bir mesafe.Twenty miles is a long distance to walk.
Bütün gün yürümekten çok yoruldum.I am dead tired from walking around all day.
Sağlıklı kalmanın en iyi yolu yürümektir.Walking is the best way to stay healthy.
Şu anda yürümek istemiyorum.I don't want to take a walk now.
Canım şimdi yürümek istemiyorI don't feel like taking a walk now.
Son treni kaçırdım, bu yüzden eve kadar bütün yolu yürümek zorunda kaldım.I missed the last train, so I had to walk all the way home.
Yürümek için ideal bir gündü.It was an ideal day for walking.
Yürümek iyi egzersizdir.Walking is good exercise.
Belediye binasına yürümek ne kadar sürer?How long does it take to walk to the city hall?
Derin karda yürümek bize zor geldi.We found it difficult to walk in the deep snow.
İstasyona yürümek on dakikamı aldı.It took me ten minutes to walk to the station.
Karanlıkta yürümekten korkuyorum.I am frightened of walking in the darkness.
Eve yürümek zorunda kaldım.I had to walk home.
Okula yürümek zorundayım.I have to walk to school.
Okula yürümek zorundayımI have to walk to school.
Yürümektense bir taksiye binmeyi tercih ederim.I'd rather take a taxi than walk.
Araba bozuldu, bu yüzden yürümek zorunda kaldılar.The car broke down, so they had to walk.
Araba bozuldu, bu nedenle yürümek zorunda kaldık.The car broke down, so that we had to walk.
Burkulmuş bir ayak bileği onu bir ay yürümekten alıkoydu.A sprained ankle disabled him from walking for a month.
O, yürümek için çok yaşlıydı.He was too old to walk.
O, yaradan dolayı garip bir yürüyüşle yürümektedir.He walks with an awkward gait because of an injury.
O yalnız yürümekten hoşlanır.He likes to take a solitary walk.
O, evine giden on milin tamamını yürümek zorunda kaldı.He had to walk all of ten miles to his home.
Onun canı yürümek istedi.She was in the mood for a walk.
İstasyona yürümek için kötü havada dışarıda bulunduk.We braved the elements to walk to the station.
Orası yürümek için yeterince yakın mı?Is it close enough to walk there?
Yürümek için çok uzak mı?Is it too far to walk?
Ben yürümekten usandım.I am tired from walking.
Her sabah yürümek sağlığın için iyidir.It is good for your health to take a walk every morning.
Tren olmadığı için, tüm yolu yürümek zorunda kaldık.There being no train, we had to walk all the way.
Tek başıma yürümekten hoşlanıyorum.I like walking by myself.
Her gün yürümek sağlığın için iyidir.It's good for your health to walk every day.
Göl donmuştu ama buzun üzerinde yürümek için yeterince güçlü olduğundan emin değilim.The lake has frozen over but I'm not sure the ice is strong enough to walk on.
Sahilde bir köpekle yürümek birçok yerde yasal değildir.In many places it isn't legal to walk a dog on the beach.
Gece yalnız yürümek güvenli değildir.It isn't safe to walk alone at night.
Tom kazadan sonra tekrar yürümek için çabaladı.Tom struggled to walk again after the accident.
Adam bütün yolu yürümek istemedi;bu yüzden otobüse bindi.The man didn't feel like walking all the way; so he took the bus.
Yürümektense bisikletime binmeyi tercih ederim.I'd rather ride my bike than walk.
İstasyona yürümek on dakika alır.It takes 10 minutes to walk to the station.
Seçeneğimiz yok. Sanırım yürümek zorunda kalacağız.We have no choice. I guess we'll have to walk.