yürü ile cümle
yürü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Kütüphaneye doğru yürüyeceğim.I'm going to walk to the library.
Köpeklerimi genellikle öğleden sonra yürüyüşe çıkarırım.I usually take my dogs for a walk in the afternoon.
Sami arabasına doğru yürüyordu.Sami was walking over to his car.
Sami bize doğru yürüyordu.Sami was walking towards us.
Sami bize doğru yürüyor.Sami is walking towards us.
Sami hala yürüyordu.Sami was still walking.
Tom her gün yürüyüşe çıkar.Tom takes a walk every day.
Sami kendi teknoloji işini yürütüyor.Sami runs his own tech business.
Sami kendi teknoloji işini yürütüyordu.Sami ran his own tech business.
Tom yürüyüş yapmayı sever.Tom likes going for walks.
Tom yürüyüşe çıkmaktan hoşlanır.Tom likes going for walks.
Tom günde 10.000 adım yürüyor.Tom walks 10,000 steps per day.
Bugün okula yürüyecek enerjim olduğunu sanmıyorum.I don't think I have the energy to walk to school today.
Orada kolayca yürüyebiliriz.We can easily walk there.
Tom sana yürüyor bence.I think Tom is hitting on you.
Tom işe her gün yürüyerek gidiyor.Tom walks to work every day.
Tom'u sahile doğru yürürken gördüm.I saw Tom walking towards the beach.
Meclis bütün oturum boyunca işe yarar herhangi bir yasa yürütmekte başarısız oldu.Congress failed to enact any useful legislation during the entire session.
Birisi şemsiyemi yürütmüş.Someone stole my umbrella.
Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu yanına almıştı.And he walked with God, and was seen no more: because God took him.
Bazı öğrenciler otobüsle, diğerleri ise yürüyerek gittiler.Some of the students went by bus, and others on foot.
Günaşırı yürür müsün?Do you walk every other day?
Oraya birlikte yürüyelim.Let's walk there together.
Yürümek istedim.I wanted to walk.
Yol üzerinde yürüdüm.I walked on the path.
İlişkileri birkaç ay sonra yürümedi ve bitti.Their relationship fizzled out after a few months.
Tom ve Mary birlikte parkta yürüyüşe çıktılar.Tom and Mary went for a walk in the park together.
Yaklaşık üç saat yürüdük.We walked for about three hours.
Yağmur yağsa bile yürüyüşe çıkacağız.We will go for a walk even if it rains.
Bu bebek henüz yürüyemiyor.This baby cannot yet walk.
Bugün üç kilometre yürüdüm.I walked three kilometers today.
Suda yürüyordu.He was walking in the water.
Parkta yürüyüş yaptım.I took a walk in the park.
Eve en son ne zaman yürüyerek gittin?When was the last time you walked home?
Başını öne eğmiş, ağır adımlarla yürüyordu.He was walking slowly with his head down.
Çok yavaş yürüyor.He walks very slowly.
Yürümesi çok yavaş.He walks very slowly.
Gece geç saatte yürürken soyuldu.He was robbed while walking late at night.
Kazadan sonra tekrar yürümekte güçlük çekti.She struggled to walk again after the accident.
Nehir boyunca yürürken ıslıkla bir şey çaldı.He whistled a tune as he walked along the river.
Parkta boş boş yürüyordu.He was walking in the park with nothing on his mind.
Günde yaklaşık on kilometre yürür.He walks about ten kilometers a day.
Ormanda sessizce yürüdü.He walked silently through the forest.
Her sabah yürüyüş yapıyor.She takes a walk every morning.
Eve yürüdük.We walked home.
Orada işler öyle yürüyor.That's the way they do things there.
Formda kalmanın bir yolu da her gün işe yürüyerek gitmektir.Walking to work every day is one way to stay fit.
Araban varsa neden yürüyerek gidiyorsun?Why do you go on foot if you have a car?
Yürümek, düşünmeme yardımcı oluyor.Walking helps me think.
Tom okula yürüyerek gitti.Tom went to school on foot.
Daha fazla yürümen gerek.You need to walk more.
Bazı evlilikler yürümüyor.Some marriages don't last.
Kitapçıya neden yürüyerek gitmiyorsun?Why don't you go by foot to the book store?
Kitapçıya neden yürümüyorsun?Why don't you walk to the bookstore?
Neden kitapçıya yürümüyorsun?Why don't you walk to the bookstore?
Tom çok yürür.Tom walks a lot.
Tom arkamda yürüdü.Tom walked behind me.
Su bulma umuduyla aynı yönde yürümeye devam ettik.We kept walking in the same direction, hoping to find water.
Tom bugün eve yürüyemeyecek. O bileğini burktu.Tom won't be able to walk home today. He's sprained his ankle.
Tom süpermarkete yürüdü.Tom walked to the supermarket.