yüksek ile cümle

yüksek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Ses çok yüksek.It's too loud.
O yüksek sesle çaldı.It rang loudly.
Lütfen yüksek sesle konuşur musun? Seni duyamıyorum.Could you speak up? I can't hear you.
Lütfen yüksek sesle konuşun.Please speak in a loud voice.
Yüksek sesle bağırmak için bir dürtü hissettim.I felt an impulse to cry out loud.
Yüksek sesle konuşmamalısın.You must not speak loudly.
İkinci çeyrek GSMH büyüme tahmin edilenden daha yüksekti.The second quarter GNP growth was higher than predicted.
Birisi yüksek sesle kapıyı çalıyor.Someone is knocking loudly at the door.
Bedel anlamsız olarak yüksekti.The price was absurdly high.
Fiyat kullanılmış bir araba için biraz yüksek.The price is kind of high for a used car.
Park etme cezaları çok yüksek.Parking fines are very costly.
Bazı kuşlar gökyüzünde yüksek uçuyorlar.Some birds are flying high in the sky.
Bir kuş gökyüzünde yükseklerde uçuyordu.A bird was flying high up in the sky.
Kuşlar gökyüzünde yüksek uçarlar.The birds are flying high in the sky.
Bahçenin etrafında yüksek bir duvar vardı.There was a high wall about the garden.
Tüm bahçenin etrafında yüksek bir duvar duruyor.A high wall stands all about the garden.
Kışın böyle yüksek dağlara tırmanmasan iyi olur.You had better not climb such high mountains in winter.
Tokyo'da yaşamanın maliyeti çok yüksek.The cost of living is very high in Tokyo.
Dışarıda yemek yeme maliyeti burada oldukça yüksek.The cost of eating out is quite high here.
Japonya'da ikinci en yüksek dağın hangi dağ olduğunu düşünüyorsunuz?What mountain do you think is the second highest in Japan?
Japonya'da en yüksek bina hangisidir?What is the tallest building in Japan?
Japonya'da hiçbir dağ Fuji dağından daha yüksek değildir.No mountain in Japan is higher than Mt. Fuji.
Japonya'daki en yüksek dağ hangisidir?Which is the highest mountain in Japan?
Japonya'daki hiçbir dağ Fuji dağından daha yüksek değildir.No other mountain in Japan is higher than Mt. Fuji.
Japonya'da hiçbir dağ Fuji dağı kadar yüksek değildir.No mountain in Japan is so high as Mt. Fuji.
Japonya'daki en yüksek dağ olan Fuji Dağı, 3776 metre yüksekliğindedir.Mt. Fuji, the highest mountain in Japan, is 3,776 meters high.
Japonya'da arazi fiyatları çok yüksek.Land prices are sky-high in Japan.
Japonya yüksek bir nüfus yoğunluğuna sahip.Japan has a high population density.
Japonya'yı ziyaret eden her yabancı, burada fiyatların çok yüksek olduğunu söylüyor.Every foreigner who visits Japan says that prices here are too high.
Dalgalar yüksek.The waves are high.
Alıcının bakış açısından, bu CD çalarların fiyatları çok yüksek.From the buyer's point of view, the prices of these CD players are too high.
Onun kazanma şansı yüksek.There is a good chance that he will win.
Onun cesareti yüksek övgüye layıktır.His courage is worthy of high praise.
O yüksek bir sese sahip.He has a loud voice.
Onun büyük babası yüksek rütbeli bir askerdi.His grandfather was a soldier of high degree.
Onun yüksek sesi dikkatimi çekti.His loud voice drew my attention.
Onun zihinsel seviyesi normal çocuğunkinden daha yüksektir.His mental level is higher than the average boy's.
O, mektubu yüksek sesle okudu.He read the letter in a loud voice.
Çok yüksek sesle konuştu.He spoke very loudly.
Şirkette yüksek bir pozisyona sahiptir.He holds a high position at the company.
Uyurken yüksek sesle horluyordu.He was snoring loudly while he slept.
Yüksek bir pencereden atlayarak intihar etti.He committed suicide by jumping out of a high window.
O, çiftliği için yüksek bir kira ödemek zorunda kaldı.He had to pay a high rent for his farm.
O, kediyi yüksek bir ağaçtan kurtardı.He rescued a cat from a high tree.
O yüksek bir maaş alır.He gets a high salary.
O yüksek ücretli bir adamdır.He is a highly paid man.
Yüksek kan basıncından rahatsızlık çekiyor.He suffered from high blood pressure.
Parasını yüksek faiz oranıyla ödünç veriyor.He lends money at a high rate of interest.
Bugün onun morali yüksek.He is in high spirits today.
Bize yüksek ücret ödemeye söz verdi.He promised to pay us high wages.
Sınavda en yüksek notu aldı.He got the highest grade on the exam.
Yardım için yüksek sesle bağırdı.He gave a loud cry for help.
O, bir şekilde zor işitiyor, bu yüzden lütfen yüksek sesle konuşun.He's somewhat hard of hearing, so please speak louder.
Onun yüksek bir topa vuruş averajı vardır.He has a high batting average.
Yüksek lisans okulunda çalışmalarını sürdürdü.He continued his studies at graduate school.
Çocuklara sınıfta yüksek sesle konuşmamalarını emretti.He ordered the boys not to shout in the classroom.
O her gün yüksek sesle okumayı bir prensip edinir.He makes it a rule to read aloud every day.
Uyurken yüksek sesle horladı.While sleeping, he snored loudly.
Onlar, altı fit yüksekliğinde bir duvara tırmanmak zorunda kaldı.They had to climb a wall six feet high.
Onların morali yüksek.Their morale is high.
İlgili Sayfalar