Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.Và chúng ta sẽ không để chúng đi theo con đường đó.
Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.Y no vamos a dejar que eso ocurra.
Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.Zoiets gaan we gewoon niet laten gebeuren.
Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.А ние просто няма да оставим нещата така.
Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.И мы не собираемся их отпускать так просто.
Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.ואנחנו פשוט לא ניתן לזה להתפתח לכיוון הזה.
Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.ونحن سنواصل على ذات النهج
Bunun böyle gitmesine izin vermeyiz herhalde.(笑)
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Dużo o tym mówimy. Chcę Wam dać jeden przykład.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Falamos muito disto e eu pensei em tentar dar-vos um exemplo disto, apenas um.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Hablamos mucho de esto y pensaba intentar darles un ejemplo de esto, sólo un ejemplo.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Kita sering berbicara tentang ini, dan saya berpikir untuk memberikan contoh tentang ini, hanya satu contoh.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.우리는 이것에 대하여 상당히 많이 언급합니다. 나는 어떻게 하면 이것의 적당한 사례를 들 수 있을까 고민해 보았습니다, 단지 사례 하나로요.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Nous en avons beaucoup parlé, et je pensais essayer de vous donner un exemple, juste un exemple.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Parliamo molto della nostra... vi faccio un esempio. Parliamo molto della nostra... vi faccio un esempio.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Và tôi đã nghĩ về việc cố gắng đưa ra ví dụ cho nó, chỉ là một ví dụ.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Vorbim mult despre asta, și m-am gândit să încerc să dau un exemplu în această privință, un singur exemplu.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.We spreken er veel over en ik dacht na over een voorbeeld hiervan, slechts één voorbeeld.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Μιλάμε πολύ για αυτό, και σκέφτηκα να προσπαθήσω να δώσω ένα παράδειγμα για αυτό, μόνο ένα παράδειγμα.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Говорим много за това и затова реших да ви дам един пример.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.Мы много толкуем об этом, и я решил попробовать дать пример, только один пример.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.,אנחנו מדברים על זה הרבה .וחשבתי לתת דוגמא, רק אחת
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.نتحدث عن هذا كثيراً، وفكّرت في محاولة تقديم أمثلة لهذا، فقط مثال واحد.
Bunun hakkında sık sık konuşuyoruz, ben de bir tane örnek vermeyi denemeyi düşündüm, sadece bir tane.そして私は何かその例となることができないかと考えました よく知られているように、フランス大統領の妻だったド・ゴール夫人は
Bunun üzerine başka insanların dillerine ve kültürlerine de değer vermeyi öğrenirler.De lär sig också att respektera andra människors språk och kulturer.
Bunun üzerine başka insanların dillerine ve kültürlerine de değer vermeyi öğrenirler.He oppivat myös kunnioittamaan muiden ihmisten kieliä ja kulttuureja.
Bunun üzerine başka insanların dillerine ve kültürlerine de değer vermeyi öğrenirler.Ils apprennent également à respecter les langues et les cultures des autres personnes.
Bunun üzerine başka insanların dillerine ve kültürlerine de değer vermeyi öğrenirler.También aprenden a respetar los idiomas y las culturas de los demás.
Bunun üzerine başka insanların dillerine ve kültürlerine de değer vermeyi öğrenirler.Они также учатся уважать язык и культуру других людей.
Bunun üzerine başka insanların dillerine ve kültürlerine de değer vermeyi öğrenirler.وهم يتعلمون أيضاً لغات الأناس الآخرين وحضاراتهم.
Bunun yerine, geriye hiçbirşey vermeyip ihtiyacım olanı alıyorum.In plaats daarvan neem ik wat ik nodig heb zonder iets op te geven.
Bunun yerine, geriye hiçbirşey vermeyip ihtiyacım olanı alıyorum.I stedet tager jeg hvad jeg behøver uden at afgive noget.
Bunun yerine, geriye hiçbirşey vermeyip ihtiyacım olanı alıyorum.Namiesto toho si beriem to, čo potrebujem, bez toho, aby som sa musela niečoho vzdávať.
Bunun yerine, geriye hiçbirşey vermeyip ihtiyacım olanı alıyorum.無理やり取引を強いられない。
Bu olanların tümü limbik beyninizde, karar vermeyi kontrol eden parçada gerçekleşiyor, dili değil.이런 모든게 사람들의 대뇌 변연계에서 일어납니다. 언어가 아닌 의사 결정을 관장하는 뇌의 한 부분이죠.
Bu olanların tümü limbik beyninizde, karar vermeyi kontrol eden parçada gerçekleşiyor, dili değil.辺縁系は意思決定を司り 言語には関与しません 人々は 「なぜやるのか」に反応するのに
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.Allt händer här i dig i limbiska hjärnan, den del av hjärnan som kontrollerar beslutstagande och inte språk.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.이 모든 것이 변연계에서 일어나는 것입니다, 의사결정을 조절하지만 언어는 담당하지 않는 부분이죠.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.Semua terjadi di otak limbik Anda, bagian otak yang mengendalikan pengambilan keputusan, bukan bahasa.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.Totul se întâmplă aici, în creierul limbic, componenta care controlează luarea deciziilor, dar nu și limbajul.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.To vše se děje zde, v limbickém systému, částí mozku, která kontroluje rozhodování, ale nekontroluje jazyk.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.To všetko sa deje tu v našom limbickom mozgu, časti mozgu, ktorá kontroluje rozhodovanie, a nie jazyk.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.Tudo acontece aqui no cérebro límbico, a parte do cérebro que controla a tomada de decisões e não a linguagem.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.Wszystko to dzieje się w naszym mózgu limbicznym, który kontroluje podejmowanie decyzji, a nie naszą mowę.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.Це все має місце в лімбічному мозку, частині мозку, котра контролює механізм прийняття рішень, а не мовлення.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.הכל קורה במערכת הלימבית, החלק של המוח ששולט בקבלת החלטות אבל לא בשפה.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.كل ذلك يحدث في حواف دماغك في القسم الذي يتحكم في أخذ القرارات و ليس اللغة.
Bu olanların tümü sizin çevresel beyninizde, karar vermeyi kontrol eden beynin parçası, dil değil.辺縁系は意思決定を司り 言語は担当しません 人々は 「なぜやっているのか」に反応するのに
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinÄlä anna hänen tietää hän piti heille parhaiten, tähän on koskaan
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinĐừng để anh ta biết cô ấy thích chúng tốt nhất, Đối với điều này bao giờ phải được
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinJangan biarkan dia tahu dia menyukai mereka yang terbaik, Untuk ini pernah harus
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyin이까지해야하는 그에게 그녀가 가장 그들을 좋아하는 알려하지 마세요
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinLaat hem niet weten dat ze graag de beste hen, Voor dit moet altijd
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinLad ham ikke ved, at hun kunne lide dem bedst, for det nogensinde skal være
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinLassen Sie ihn nicht wissen, dass sie mochte sie am besten, für das jemals sein muss
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinLåt honom inte veta att hon gillade dem bäst, för det måste alltid vara
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinNão deixe que ele sabe que ela gostava deles melhor, Por isso deve sempre ser
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinNedovolte, aby věděl, že mu líbily nejlepší, pro to musí někdy být
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinNedovoľte, aby vedel, že mu páčili najlepšie, pre to musí niekedy byť
Bu şimdiye kadar olması gerekir, onu o en iyi şekilde sevdim biliyor izin vermeyinNe hagyd, hogy tudja, ő szerette őket a legjobban, mert ez kell valaha