Korkarım ki, o cevap veremez.I'm afraid she can't answer.
O gelecek hafta bir parti verecek.She will give a party next week.
Ona onun sorumluluğunu verelim.Let's put her in charge of that.
Bu işin sorumluluğunu ona verelim.Let's put her in charge of that.
Kadınların oy verebilmesi için anayasa değiştirildi.The constitution was amended so that women could vote.
Sana raporun bir kopyasını verebilirim ama onun doğruluğunu garanti edemem.I can give you a copy of the report, but I can't vouch for its accuracy.
Üniversiteye gidip gitmeyeceğimize karar veremeyiz.We cannot decide whether to go to college or not.
Sana anestezi vereceğim.I'll give you anaesthesia.
Senin için tartışmaya son vereceğim.I'll make it up for you.
Başka birine ödünç vermemen koşuluyla, bu CD'yi sana ödünç vereceğim.I will lend you this CD on condition that you don't lend it to anyone else.
Yarından sonra bir çay partisi verelim.Let's have a tea party the day after tomorrow.
Yarın onu göreceğimden dolayı, eğer istiyorsan ona bir mesaj verebilirim.Since I will see him tomorrow, I can give him a message if you want.
Yarın arkadaşım için doğum günü partisi vereceğim.I'm going to give a birthday party for my friend tomorrow.
Yarın sana cevap vereceğim.I'll answer you tomorrow.
Yarın Nancy için bir veda partisi vereceğiz.We'll have a farewell party for Nancy tomorrow.
Yarın akşam bir parti vereceğiz.We are going to give a party tomorrow evening.
Yarın arkadaşlarım bana bir parti verecek.My friends will give me a party tomorrow.
Sorun kararı kimin vereceğidir.The question is who will make the decision.
Söz veren biri onu tutmalı.Anyone who has made a promise should keep it.
Önceliğin ne olması gerektiğine karar verememek en büyük sorundur.Not being able to decide what the priority should be is the biggest problem.
Verecek bir şeyim yok.I've nothing to give.
Değerli eşyalarımı bana geri verebilir misin?Could you give me back my valuables?
Sadede gelelim ve bir karar verelim.Let's get down to brass tacks and make a decision.
Gelecek Pazartesi onu mutlaka geri vereceğim.I'll give it back next Monday without fail.
Önümüzdeki pazar günü Bay Oka için bir parti vereceğiz.Next Sunday we are going to have a party for Mr Oka.
İnanıyorum ki çok yemediğim müddetçe, kesinlikle kilo vereceğim.I think that as long as I don't overeat, I will certainly lose weight.
Bir çay için ara verelim.Let's break for some tea.
Yazı tura ile karar verelim.Let's decide by coin toss.
Radyonu bana ödünç verebilir misin?Could you lend me your radio?
Bir çay molası verelim.Let's take a tea break.
Su içebilirsin fakat aynı zamanda da onun yürümesine izin verebilirsin.You can drink water, but you can also let it walk.
Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK?
Bana daha düşük bir fiyatla veremez misin?Can't you give me a lower price?
Gelsin veya gelmesin, her iki durumda da size bilgi vereceğim.Whether he comes or not, either way I will inform you.
Bana tuzu verebilir misiniz?Could you give me the salt?
Kitabı ona yarın vereceğim.I will give him the book tomorrow.
Hangi elbiseyi almam gerektiğine karar veremiyorum.I can't decide which dress I should buy.
Muhtemelen sana yedi dakika verebilirim.I can probably give you seven minutes.
Seyahat kendime izin veremediğim bir lüks.Travelling is a luxury I can't allow myself.
Eğer sen istersen ben sana bir imza verebilirim.I can give you an autograph if you want.
Sana beş dolar vereceğim.I'll give you five dollars.
Ne sipariş vereceğimi bilmiyorum.I don't know what to order.
Karar vermene izin vereceğim.I'll let you decide.
Annemizin memnun olması için odamıza çeki düzen vereceğiz.We will tidy up our room so that Mom is satisfied.
Bütün havuçları yemeyi bitirdikten sonra sana dondurma vereceğim.I'll give you the ice cream after you eat all the carrots.
O, sorunuza cevap verebilir.She is able to answer your question.
Bana bir misal verebilir misiniz?Can you give me an example?
Dünya bir altın kuralı takip eder: Parayı veren düdüğü çalar.The world follows one golden rule: whoever has the gold makes the rules.
Yaklaşık 4.00 sularında onun telefona cevap verebileceğini düşünüyorum.I think she'll be able to answer the phone around 4:00.
Sana bir kitap vereceğim.I'll give you a book.
Verecek iyi bir referans kitabım yok.I don't have a good reference book to hand.
Dima " Bekle," "Ben, bana biraz borç verebilecek birini biliyorum." dedi."Hold on," Dima said, taking out his phone. "I know someone who could lend me some money."
Lütfen bana gazeteyi verebilir misin?Can you please pass me the newspaper?
Kısa bir ara verelim.Let's take a short pause.
Bana bundan verebilir misiniz, lütfen?Can you give me this one, please?
Aptallar bile iyi tavsiye verebilir.Even idiots can give good advice.
Ne ödünç alan, ne de ödünç veren ol.Neither a borrower nor a lender be.
Ne demek istediğimi göstermek için size güzel bir örnek vereceğim.I will give you a good example to illustrate what I mean.
Sana biraz tavsiye verebilir miyim?May I give you some advice?
Mutlu ya da üzgün olup olmadığıma karar veremiyorum.I can't decide if I'm happy or sad.