İhtiyacımız olan parayı bize ödünç verecek birini bulmakta güçlük çekiyoruz.We're having difficulty finding someone who'll lend us the money we need.
Verecek bir kararın var.You have a decision to make.
Tom Mary'nin sorularına cevap veremedi.Tom couldn't answer Mary's questions.
Tom'un verecek bir kararı var.Tom has a decision to make.
Tom'un muhtemelen sana ödünç verebileceği fazla bir kalemi vardır.Tom probably has an extra pencil he could lend you.
Tom nasıl kilo verebileceğini bilmek istiyor.Tom wants to know how he can lose weight.
Tom cevap veremedi.Tom was unable to answer.
Tom bu öğleden sonra ne yapacağımıza karar verecek.Tom will decide what we'll do this afternoon.
Tom sana ihtiyacın olan bütün bilgiyi verecek.Tom will give you all the information you need.
Başkan sana söz hakkı verene kadar bekle.Wait till the chairman recognizes you.
Ona nasıl yanıt vereceğimi bilmiyorum bile.I don't even know how to respond to that.
Ne borçlu ne de ödünç veren ol!Neither a borrower nor a lender be!
Sana fikrimi vereceğim.I'll give you my opinion.
Bu sana kaba bir fikir verecek.This will give you a rough idea.
Tom size ihtiyacınız olan her şeyi verecek.Tom will give you everything you need.
Tom sana ihtiyacın olan her şeyi verecek.Tom will give you everything you need.
Bize bir örnek verebilir misin?Can you give us an example?
Bir parti verelim.Let's have a party.
Tom kendi kararlarını verebilecek kadar büyük.Tom is old enough to make his own decisions.
Sana herhangi bir tavsiye verecek bir konumda değilim.I'm not in a position to give you any advice.
Tom'un o şekilde davranmaya devam etmesine izin veremeyiz.We can't allow Tom to continue behaving that way.
Tom bana ödünç para verecek kadar cömertti.Tom was generous enough to offer me a loan.
Gerçekten açım, ama ne yemek istediğime karar veremiyorum.I'm really hungry, but I can't decide what I want to eat.
Bana bu sözlüğü verebilir misiniz?Can you hand me this dictionary?
Kaç tane takım yıldızına isim verebilirsin?How many constellations can you name?
Bu, Tom'a hakkında endişelenecek bir şey daha verecektir.This will give Tom one more thing to worry about.
Biz Tom'un onun hakkında endişelenmesine izin vereceğiz.We'll let Tom worry about that.
Yapmak için bana bir şey verebilir misiniz lütfen?Can you please give me something to do?
Buraya girmeme izin verebilir misiniz?Can you give me a permission to enter here?
Başka birinin onunla ilgilenmesine izin vereceğim.I'll let someone else deal with it.
Her şeyin istenilen sonucu vereceğini sana söylemedim mi?Didn't I tell you everything would work out?
Herhangi birine zarar verebileceğine inanamıyorum.I can't believe you're capable of harming anyone.
Sana küçük bir ücretsiz danışmanlık vereyim.Let me give you a little free advice.
Fikir verebilir miyim?May I make a suggestion?
Biz bunun olmasına izin veremeyiz.We can't let this happen.
Onun olmasına izin veremezsin.You can't let that happen.
Tom bunun olmasına nasıl izin verebilir?How could Tom let this happen?
Bunun olmasına nasıl izin verebilirsin?How could you let this happen?
Artık bunun olmasına izin veremeyiz.We can't let this happen anymore.
Kedimize Cookie adını verelim.Let's name our cat Cookie.
Bunun olmasına nasıl izin verebildin?How could you have let it happen?
Bunun bana olmasına nasıl izin vereceksin?How could you let this happen to me?
Onun tekrar olmasına izin veremeyiz.We can't let that happen again.
Böyle bir şeyin olmasına nasıl izin verebilirsin?How could you let something like that happen?
Sadece bunun olmasına izin verecek misin?Are you just going to let this happen?
Bana bir dilim ekmek verebilir misin?Can you give me a slice of bread?
Sen bana cevap veremeyeceğim bir soru soruyorsun.You're asking me a question I can't answer.
Neden sorularımdan herhangi birine cevap veremiyorsun?Why can't you answer any of my questions?
Onlar cevap veremeyeceğim sorular.Those are questions I can't answer.
O cevap veremeyeceğim bir soru.That's one question I can't answer.
O, cevap verebileceğim bir soru.That's a question that I can answer.
Belki o soruya cevap verebilirim.Perhaps I can answer that question.
O hiçbirimizin cevap veremeyeceği bir soruydu.It was a question none of us could answer.
Belki benim için birkaç soruya cevap verebileceğini düşündüm.I thought maybe you could answer a few questions for me.
Tom, Mary'nin kedisine verebileceği birkaç isim önerdi.Tom suggested a few names Mary could give her cat.
Sana adil bir fiyat vereceğim.I'll give you a fair price.
Tom Boston'a ya da Şikago'ya gidip gitmeyeceğine karar veremedi.Tom couldn't decide whether to go to Boston or Chicago.
İki sandviç satın alırsan, sana bedava bir tane daha vereceğim.If you buy two sandwiches, I'll give you another one for free.
Bana o ipucunu veren kişi sendin.You were the one who gave me that tip.
İstediğim parayı bana veremedin.You couldn't give me the money I asked for.