Tom'un yüzünde tuhaf bir ifade vardı.Tom had a funny look on his face.
Tom'un yüzünde incinmiş bir ifade vardı.Tom had a hurt look on his face.
Tom'un yüzünde bir umut ifadesi vardı.Tom had a look of hope on his face.
Tom'un yüzünde üzgün bir ifade vardı.Tom had a pained look on his face.
Tom'un yüzünde aptalca bir ifade vardı.Tom had a silly look on his face.
Tom'un yüzünde garip bir ifade vardı.Tom had a strange look on his face.
Tom'un yüzünde endişeli bir ifade vardı.Tom had a worried look on his face.
Belki Tom'un kalmış biraz şekeri vardır.Maybe Tom has some candy left.
Hakkımızda söylentiler vardı ama gerçek değillerdi.There were rumors about us, but they weren't true.
Odada biri mi vardı?Was there someone else in the room?
Belki evde başka biri vardır.Maybe there is someone else in the house.
Her zaman yapılması gereken bir şey vardır.There's always something that needs to be done.
Tom'un yüzünde bıkkın, ilgisiz bir görünüş vardı.Tom had a bored, disinterested look on his face.
Burada her zaman yapacak bir şey vardır.There's always something to do here.
İçecek çok şeyim vardı.I've had too much to drink.
Az önce istasyona vardım.I've just arrived at the station.
Park Caddesine vardığında sağa dön.When you get to Park Street, turn right.
Boston'a vardığında lütfen benimle temas et.When you get to Boston, please contact me.
Boston'a ne zaman vardın?When did you get to Boston?
Tom ne zaman Boston'a vardı?When did Tom get to Boston?
Gece yarısından sonra Boston'a vardık.We reached Boston after midnight.
Boston'da bir molamız vardı.We had a stopover in Boston.
Dün Boston'a vardık.We got to Boston yesterday.
Evvelsi gün Boston'a vardık.We arrived in Boston the day before yesterday.
Gece geç saatlerde Boston'a vardık.We arrived in Boston late at night.
Masamda Tom'un el yazısıyla yazılmış bir not vardı.There was a note on my desk in Tom's handwriting.
Büyük ebeveynlerimin Boston'da bir evleri vardı.My grandparents had a house in Boston.
Dün öğleden sonra Boston'a vardım.I got to Boston yesterday afternoon.
Dün Boston'a vardım.I arrived in Boston yesterday.
Boston'a 2.30'da vardım.I arrived in Boston at 2:30.
Boston'a vardığında beni ara.Call me when you get to Boston.
Mevcut en az yüz kişi vardı.There were at least 100 people present.
Tom'un bu alanda özel eğitimi vardı.Tom has had special training in this field.
Tom'un öksürük büyüsü vardı.Tom had a coughing spell.
Sağ salim eve vardın mı?Did you get home safe and sound?
Son otobüste çok az yolcu vardı.There were very few passengers on the last bus.
Tom'un sevgililer günü için bir randevusu vardı.Tom had a date for Valentine's Day.
Boston'a vardığında bize telgraf çek.Telegraph us when you get to Boston.
Dün fırtınadan sonra bir metre kar vardı.There was a meter of snow after the storm yesterday.
Geçen hafta burada korkunç bir fırtına vardı.There was a terrible storm here last week.
Tom ve Mary'nin evlilik sorunları vardı.Sanırım bunu herkes biliyordu.Tom and Mary had marital problems. I think everybody knew that.
Tom'un sağ gözünün altında farklı bir yara izi vardı.Tom has a distinctive scar under his right eye.
Tom'un sağ gözünün altında belirgin bir yara izi vardı.Tom has a distinctive scar under his right eye.
Tom eve vardığından beri hiçbir şey söylemedi.Tom hasn't said anything since he got home.
Çeşmenin önünde gitarıyla kendine eşlik eden genç bir kadın vardı.In front of the water fountain, there was a young woman accompanying herself on a guitar.
Bazı kelimelerin iki anlamı vardır.Some words have double meanings.
Tom'un biraz paraya ihtiyacı vardı bu yüzden ona biraz verdim.Tom needed some money, so I offered to give him some.
Onun birçok kadın arkadaşları vardır.He has a lot female friends.
Ben oraya vardığımda Tom zaten sınıftaydı.Tom was already in the classroom when I got there.
Standart davranışlar vardır.There are standard behaviors.
Paylaşılan bir dil vardır.There is a shared language.
Bu sabah sol gözümde bir ağrı vardı fakat şimdi daha az ağrılı.This morning I had a pain in my left eye, but it is less painful now.
Tom kapıya çarptıktan sonra alnında büyük bir morluk vardı.Tom had a big bruise on his forehead after he walked into the door.
Şubat ayında kısa bir tatilimiz vardı.We had a short holiday in February.
Muhtemelen oralarda ve belki de birçok yerde başka yaşamlar vardır.Other life probably exists out there and perhaps in many places.
Çevirmenin ikili bir görevi vardır.The interpreter has a double role.
On beş binden fazla seyirci vardı.There were over fifteen thousand spectators.
Tom'un duvarda asılı bir fotoğrafı vardı.There was a photograph of Tom hanging on the wall.
Tom'un yüzünde bir kararlılık ifadesi vardı.Tom had a look of determination on his face.
Tom'la ne tür bir ilişkin vardı?What kind of relationship did you have with Tom?