Onun diğer birkaç arkadaşı vardı.He had few other friends.
Onun para almada sorunu vardı.He had trouble getting money.
Onun çok sayıda siyasi düşmanları vardı.He had many political enemies.
Artık orada az sayıda arkadaşı vardı.He had few friends there anymore.
Onun güçlü dini inançları vardı.He had strong religious beliefs.
Politikada sınırlı yetenekleri vardı.He had limited skills in politics.
Onun adamlarını savaşa hazırlanmak için zamanı vardı.He had time to prepare his men for battle.
İşitme güçlüğü vardı ve yürüyemiyordu.He had difficulty in hearing and could not walk.
O, New Orleans'a vardığında hasta bir adamdı.He was a sick man when he got to New Orleans.
1823 Sonbaharında ciddi bir hastalığı vardı.He had a serious illness in the autumn of 1823.
İngilizlerin New York'un Hudson Nehri boyunca askeri üsleri vardı.The British had military bases along New York's Hudson River.
Avusturya'nın da müttefikleri vardı.Austria had allies, too.
Bir iç savaş tehlikesi vardı.There was a danger of civil war.
Napolyon'un, İngiltere ile bir savaş için paraya ihtiyacı vardı.Napoleon needed money for a war with Britain.
Güney ordusunun adamlara ve malzemelere ihtiyacı vardı.The southern army needed men and supplies.
Bu şirketlerin, ekipmana ve diğer malzemelere ihtiyacı vardı.These companies needed equipment and other supplies.
Her eyaletin, sadece bir oy hakkı vardı.Each state had just one vote.
İnsanların yeni mallara harcamak için daha fazla parası vardı.People had more money to spend on new goods.
Lord Ashburton'ın Amerikalı bir eşi vardı.Lord Ashburton had an American wife.
Amerikalıların çok az barutu vardı.The Americans had very little gunpowder.
Askerlerin ağır silahları vardı.The soldiers had artillery.
Bu gemilerde askerler vardı.There were soldiers on these ships.
Askerlerin daha güçlü silahları vardı.The soldiers had more powerful weapons.
Fort Moultrie'nin yetmişten daha az sayıda askeri vardı.Fort Moultrie had fewer than seventy soldiers.
Kırk gün yetecek kadar yiyecek vardı.There was enough food for forty days.
Ciddi gıda ve yakıt sıkıntısı vardı.There were severe shortages of food and fuel.
İnsanların yiyecek için avlanmanın dışında yapacakları çok az şeyleri vardı.The men had little to do except hunt for food.
Pek çok alanda, az yiyecek vardı ve halk açtı.In many areas, there was little food and the people were hungry.
1750'lere kadar Great Plains'in tüm kabilelerinin atları vardı.By the 1750s, all the tribes of the Great Plains had horses.
Kabileden yaklaşık altmış adam atlarına binerek çabucak vardılar.About sixty men from the tribe quickly arrived riding horses.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Fransa ile bir anlaşması vardı.The United States had a treaty with France.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Meksika ile bir dostluk antlaşması vardı.The United States had a treaty of friendship with Mexico.
Dil ve kültür arasındaki kopmaz bir bağ vardır.There is an unbreakable link between language and culture.
Diğerleri vardı.There were many others.
İki köprü vardı.There were two bridges.
Çok iş vardı.There were lots of jobs.
Birkaç çiftliğin elektriği vardı.Few farms had electricity.
Bir buhar tıslaması vardı.There was a hiss of steam.
Başka bir sorun vardı.There was another problem.
Yapacak çok iş vardı.There was much work to do.
Ayrıca başka bir nedeni vardı.There also was another reason.
Bir anlık sessizlik vardı.There was a moment of silence.
Calhoun'ın, Cumhurbaşkanlığı umutları vardı.Calhoun had presidential hopes.
Bir an bir sessizlik vardı.There was silence for a moment.
İki adamın ortak çok şeyi vardı.The two men had much in common.
Almanların güçlü savunmaları vardı.The Germans had strong defenses.
Bunun için iyi bir neden vardı.There was a good reason for this.
Sokaklarda savaş vardı.There was fighting in the streets.
Truman'ın üç zor seçeneği vardı.Truman had three difficult choices.
Bu kararın önemli sonuçları vardı.This decision had important results.
Her nehir üzerinde bir köprü vardı.There was a bridge across each river.
İthal petrol sıkıntısı vardı.There was a shortage of imported oil.
İstikrarlı ekonomik gelişme vardı.There was steady economic improvement.
ABD'nin nükleer silahları vardı.The United States had nuclear weapons.
Bu planın çok az başarı şansı vardı.This plan had little chance of success.
Federal arabulucular uzlaşmaya vardılar.Federal negotiators reached a compromise.
Her türlü grup etkinlikleri vardı.There were all sorts of group activities.
Yomamoto'nun 162 gemisi vardı.Yamamoto had one hundred sixty-two ships.
Ailelerin çiftlikte çok yardıma ihtiyacı vardı.Families needed a lot of help on the farm.
Birkaç ay sonra bir çatışma daha vardı.There was another clash a few months later.