Vakit Öldürmek, Nedim Çatlı, Ayrinti yayınları, 1997.Ild og Våde, roman, forlaget Cadeau 2001.
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.Han ønsket også å tilbringe mere tid med sin familie.
Fakat ısıtmaya vakit yoktu.Det var heller ingen oppvarming.
Bu son tanımlamaya göre Papa öldüğü ya da istifa ettiği vakit 'Papalık Makamı' devam eder.Det holdes pavevalg når paven dør eller abdiserer.
Yeterince vakit yoktu.Det var derfor ikke mye tid.
Öldürürken vakit kaybetmez.Slipper krutt når de blir drept.
Onunla her gün en ince ihtiyacına kadar ilgilenirler, güzel ve hoş vakitler geçirirler.De hjelper hverandre gjennom den harde hverdagen, gjennom tykt og tynt, godt og vondt.
Sümerler'de namaz ibadeti beş vakit olarak tatbik ediliyordu.Disse var sammensatt av en for alle tider fastlagt (kanonisk) rekkefølge av fem navn.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Ifølge Koranen skal muslimer be Salah, som er de fem bønner daglig.
Zaten, yeni arkadaşı Clea ile harika vakit geçirmektedir.Her har hun og venninnen Lucie noen flotte dager.
Esenç o vakitler 81 yaşında.Han ble 81 år gammel.
Bu vakitlerde uyunulması uygun görülmezdi.Han så seg ikke i stand til å binde seg på dette tidspunkt.
Bu alanda öğrencilerimiz ve personelimiz boş vakitlerini değerlendirebilmektedir.Her kan lærer eller studentene ha eneansvaret.
Denizlerde tüccar olarak çalıştı ve yurtdışında biraz vakit geçirdi.Dia bekerja sebagai kadet pedagang laut dan menghabiskan beberapa waktu di luar negeri.
Temizlendikleri vakit, Allah’ın size gösterdiği yerden onlara varın..."Apabila mereka telah suci, maka campurilah mereka itu di tempat yang diperintahkan Allah kepadamu.
Vakitlerini Muhammed'in çevresinde geçirir ve ondan öğrendikleri ayetleri ezberlerlerdi.Mereka kembali pada Muhammad dengan harta rampasan dan memberitahu apa yang telah terjadi.
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.Dia juga mengatakan ia ingin menghabiskan lebih banyak waktu dengan keluarganya.
O sabah ise uykuya dalmış ve ancak son vakitte uyanabilmişti.Ia aktif di malam hari (nokturnal), dan hidup di atas dan di bawah tanah (semi-fosorial).
MBK, bakanları her vakit denetleyebilecek ve görevden çıkarabilecektir.Tunjuk semua menteri kabinet, dan dapat memecat mereka setiap saat.
Zaten pek vakit geçmeden Sultan İbrahim de canından oldu.Tak lama kemudian, Sultan meninggal dunia.
Bununla birlikte, evde uzun vakitler kitap okurdu.Di sekolah tersebut memiliki koleksi buku sangat banyak yang di baca.
Bu açıdan, çok geç vakitte gösterilmesi gayet uygun.Buku itu sangat tepat pada waktunya.
Vakit öğlen olmuştur.Pagi hari sudah tiba.
Buffy, Dawn’la başbaşa güzel vakit geçirir.Indy akan pergi bersama Cantik.
Hele hele bu vakit kapı döyülmezdi.Selama masa awal ini, pintu masuk tidak berkubah.
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.Anh cũng cho biết muốn dành thêm thời gian cho gia đình.
Yeterince vakit yoktu.Tuy nhiên, thời gian không còn nhiều.
Vakit öğlen olmuştur.Chiều rồi!
Bu da araç için vakit kaybıydı.Và anh ta đã bỏ phí thời gian vì việc đó.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Thánh đường là nơi tập trung hành lễ cho người Hồi giáo năm lần mỗi ngày.
Genellikle Antik Mısır ile vakit geçirir.Nó ra đời cùng thời với Ai Cập cổ đại.
Oruç ^ VakitleriDân ca cải biên.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.Lena cũng rất thích chơi dương cầm khi rảnh.
Esenç o vakitler 81 yaşında.Ông hưởng thọ 81 tuổi.
(O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur.またその日に供えられた餅(やっこ餅)を食べると病気患いがないと信仰されている。
Sümerler'de namaz ibadeti beş vakit olarak tatbik ediliyordu.結(ゆい) 声 - 水樹奈々 第5の召喚少女。
O sabah ise uykuya dalmış ve ancak son vakitte uyanabilmişti.ただし朝と深夜の内容も配信される日あり。
Ayarlarla vakit kaybetmeyin.時間稼ぎをするな。
“Beş vakit namazını kılar, fakat çok cimrice davranırdı.大和五ヶ所御坊の1つで畝傍御坊とも言われる。
Ayrıca köyde vakit namazlarının kılındığı bir cami daha mevcuttur.中越村年貢延納願いを郡(こおり)奉行所に提出する。
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.家族とより多くの時間を過ごすため決意したという。
O vakitte yedi bin yıldan daha yaşlıdır.7000年以上の時を生きている。
Oruç ^ Vakitleri諸国牧 牧
Yeterince vakit yoktu.もう時間はない。
“Bir vakit, vakitler ve yarım vakit.短期、中期、長期。
Bu vakitten sonra da Mütercim Âsım lakabıyla anılmaya başlar.この先、私はため息まじりに語り続けるつもりだ。
Fakat hala boş vakitlerini fotoğraf çekerek geçirdi.空いた時間にはイラストを描いて過ごしていたという。
Bu program kullanıcılarına ekstra zaman vererek bomba sığınaklarına kaçmaları için vakit yarattı.宇垣はより爆撃効果をあげるため、爆撃機に時限爆弾を搭載させて出撃させている。
Esenç o vakitler 81 yaşında.この時に広成は81歳とも伝わる。
Biz ekip olarak stüdyoda fazla vakit geçirmeyi seviyoruz.サッカーが大好きでスタジアムに観戦に行ったりしている。
Edirne'de sarayda içki alemleri ile iyi vakit geçirmeye kendini terk etti.野呂瀬の先輩分で、仲が良くプライベートで一緒に飲みに行ったりもしていた。
Hele hele bu vakit kapı döyülmezdi.この時点ではドアは稼動せず。
Vestfalya Wilhelm Üniversitesi öğrencilerine eğitim dışında boş vakitleri için de fırsatlar sunmaktadır.サマーヴィル・ホールは宗教などを問わずに学生を受け入れた。
Çalışmayı seviyorum, fakat aynı zamanda iyi vakit geçirmeyi de seviyorum."それで、「私は正直が好きだが、しかし、成功するのはもっと好きです」ということになる。
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.マックンは大の釣り好き。
Birliklerin hazırlanması için yeterli vakit verilmediği gibi planlama da aşırı hızlı yapılmıştır.実行部隊からは準備が間に合わないと反対の声が大きかった。
Kur'ancıların aksine Sünni anlayış hadislerin de etkisi ile 5 vakit namazı farz saymıştır.堤防の高さを半分にまで切り下げたことから五合目洗堰(ごごうめあらいぜき)とも呼ばれたという。
Kurulun üyesi dokuz kişi hiçbir vakit bir araya gelip birlikte çalışmadı.審査員は毎回9名だったため、引き分けはなかった。
Bektaşi inançlı Dadaliler, camiye gider, vakit namazlarını kılar, oruç tutarlar.すると海神は出迎えて拝(おろが)み、招き入れて慇懃(ねんごろ)(丁重)に慰め奉る。
Jacob Black ile vakit geçirirler.ローザ・BLACKと同時に登場する。