O, çok uzlaşmacı bir insandır.He is a very agreeable person.
Tom ve Mary uzlaşmacı sex yaptı.Tom and Mary had consensual sex.
Sen uzlaşmacı mısın?Are you agreeable?
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Between these main groups there were waverers and compromisers.
"Aramızdan müslümanlar da var uzlaşmacılar da vardır."Some of us have come to submission, and some of us are iniquitous.'"
Uzlaşmacılara gelince, cehenneme odun olmuşlardır.But those who are iniquitous will be fuel for Hell.
Baykal, Gül kabul ederse "İyi niyetli ve uzlaşmacı yaklaşımımızı sonuna kadar sergileyeceğiz." dedi."We will demonstrate our goodwill and conciliatory approach to the end" if Gul agrees, Baykal said.
Kazandığı zaferin ardından konuşan Erdoğan, uzlaşmacı bir tavır sergiledi.Following his victory, Erdogan struck a conciliatory tone.
Slovenya Hırvatistan'ın NATO hedefleri konusunda daha uzlaşmacı bir tavır takındı.Slovenia has taken a more conciliatory tone regarding Croatia's NATO ambitions.
Vilamet'in Başkanı Dragan Bogdanoviç, bir avroluk fiyatın uzlaşmacı bir çözüm olduğunu söyledi.Vilamet's President Dragan Bogdanovic said the one euro price is a compromise solution.
Cumhurbaşkanı uzlaşmacı bir çözüm çağrısında bulundu.He called for a compromise solution.
Bakan liderlere, yalnızca uzlaşmacı bir çözümün bölgede istikrarı garanti edebileceğini söyledi.She told them that only a compromise would secure stability in the region.
Bu arada Tadiç de uzlaşmacı bir çözüm için çağrıda bulundu.Tadic, meanwhile, called for a compromise solution.
Ayrıca, Lord'un Sofrası ile ilgili bölümde Luther'e karşı daha uzlaşmacı bir tavır sergiledi.It showed also a more conciliatory temper toward Luther in the section on the Lord's Supper.[1]
1976 darbe girişiminin ardından Numeyri ve muhalifleri daha uzlaşmacı politikalar benimsediler.Following the 1976 coup attempt, Nimeiri and his opponents adopted more conciliatory policies.
Kendisi uzlaşmacı biriydi ve 8 Mart 1963 darbesine kadar görevde kaldı.He was a compromise figure and survived in the post until the March 8, 1963, coup.
Benzer şekilde, hükumet ne kadar uzlaşmacı olursa, o kadar az "aşırı" İslamcılar olur. [6]Similarly, the more accommodating the government be, the less "extreme" Islamists become.[60]
Bu inanç uzlaşmacı yazgıcılığa çok benzer.هذا الاعتقاد مشابه جدا للإنهزامية.
1965'te Ulusal İş İhtilaflı Uzlaşmacı oldu ve görevini 1965-1970 ve 1979-1980 yılları arasında gerçekleştirdi.توفي في حادث سيارة، وقد أعماله التمثيلية بين أعوام 1905-1975.
"Yeniden canlanmanın uzlaşmacı ruhu, bizi kiliselerimizin uzlaşmasına doğru teşvik ediyor."«Το συμφιλιωτικό πνεύμα της ανάστασης ... μας παρακινεί προς τη συμφιλίωση των εκκλησιών μας».
İyiliğin boyun eğdirici uzlaşmacılığından kurtulunulur.バランスの良さを保ったまま高性能を得る。
"Yeniden canlanmanın uzlaşmacı ruhu, bizi kiliselerimizin uzlaşmasına doğru teşvik ediyor."“复活的和解精神...激励我们朝向我们教会的和解”。
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Antara kelompok utama ada waverers dan kompromis.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Entre ces groupes principaux, il y avait hésitants et conciliateurs.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Entre estes grupos principais foram vacilantes e conciliadores.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Entre estos grandes grupos hay indecisos y los conciliadores.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Giữa các nhóm chính có waverers và compromisers.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Între aceste grupe principale s-au waverers and compromisuri.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Között fő csoportra voltak waverers and compromisers.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Medzi týmito hlavnými skupinami boli waverers a kompromisy.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Mellan dessa huvudgrupper fanns vacklande och kompromissmakarna.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Mezi těmito hlavními skupinami byly waverers a kompromisy.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Między tymi głównymi grupami były wahającym się i idą na kompromis.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Od teh glavnih skupin je bilo waverers in compromisers.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Tra questi gruppi principali erano esitanti e conciliatori.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Tussen deze hoofdgroepen waren er twijfelaars en compromitteurs.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Välillä pääryhmään oli waverers and kompromissin.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.이러한 기본 그룹 간의 waverers and compromisers이있다.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Zwischen diesen Hauptgruppen gab es Schwankenden und Kompromißler.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Ανάμεσα σε αυτές τις βασικές ομάδες υπήρχαν waverers and compromisers.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Между тези основни групи са waverers и compromisers.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Между этими основными группами было колеблющихся и соглашателей.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.Між цими основними групами було вагається і угодовців.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.بين هذه المجموعات الرئيسية هناك والمتنازلون المترددين.
Bu ana gruplar arasında salınanlar ve uzlaşmacılar vardı.サセックスのフォークは、いくつかの迷信を持って、そして4月初めのイベントの後だけだった