Bu gördüğünüz uzaya fırlatılmadan kalan kalan yedi Sputnik'ten biri.Это один из семи спутников, который не был запущен в космос.
Bu gördüğünüz uzaya fırlatılmadan kalan kalan yedi Sputnik'ten biri.זהו אחד משבעת הספוטניקים ששרדו ושלא שוגר לחלל.
Bu gördüğünüz uzaya fırlatılmadan kalan kalan yedi Sputnik'ten biri.هذا أحد الأسبوتنيك السبعة الناجية التي لم تطلق الى الفضاء.
Bu gördüğünüz uzaya fırlatılmadan kalan kalan yedi Sputnik'ten biri.複製ではありません
Bu işte, çalıştığın adamlara güvenmezsen, ölürsün. Şimdi, bu çocukları uzaya gönderebilirsin, güzel.А съм най-добрият, защото работя с най-добрите.
Bu işte, çalıştığın adamlara güvenmezsen, ölürsün. Şimdi, bu çocukları uzaya gönderebilirsin, güzel.А съм най-добрият, защото работя с най-добрите.
Bunlar insan. Bizi uzaya götürecek araçlarla ilgili사람이 문제입니다. 안사리X프라이즈가 제가 내놓은 해결책이었습니다.
Bunlar insan. Bizi uzaya götürecek araçlarla ilgiliמדובר באנשים. פרס אנסארי איקס היה הפתרון שלי
Bunlar insan. Bizi uzaya götürecek araçlarla ilgiliواما الحل الذي طرحته لهذه المشكلة هو " جائزة انصاري " جائزة للشعب !
Bunlar insan. Bizi uzaya götürecek araçlarla ilgiliリンドバーグについて読んでいて見つけた そこへ至る乗り物を作るための方法です
Bunu 1972 de terk ettik. Bu araç Gagarin'in 1961'de uzaya ilk uçuşundan üç yıl sonra tasarlandı.Tämä laite suunniteltiin kolme vuotta Gagarin ensimmäisen, vuoden 1961 avaruuslennon jälkeen.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Chúng ta không cần đi vào không gian để trả lời câu hỏi đó.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Kami tidak perlu pergi ke luar angkasa untuk menjawab pertanyaan itu.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.이 질문에 답하기 위해 우주로 나갈 필요는 없습니다.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Não precisamos de ir para o espaço para responder a essa pergunta.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Nemusíme cestovat do vesmíru, abychom na tuto otázku mohli odpovědět.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Nepotrebujeme ísť do vesmíru, aby sme na túto otázku dali odpoveď.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Nie musimy wyruszyć w kosmos, aby znaleźć odpowiedź.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Non abbiamo bisogno di andare nello spazio per rispondere a questa domanda.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.No tenemos que ir al espacio para responder a esa pregunta.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Nous n'avons pas besoin d'aller dans l'espace pour répondre à cette question.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Nu e nevoie să mergem în spațiu pentru a răspunde la această întrebare.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.We hoeven niet de ruimte in om deze vraag te beantwoorden.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Wir müssen uns nicht in den Weltraum begeben, um diese Frage zu beantworten.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Δεν χρειάζεται να πάμε στο διάστημα για να απαντήσουμε αυτό το ερώτημα.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Нам не нужно лететь в космос чтобы ответить на этот вопрос.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.Няма нужда да излизаме в Космоса, за да отговорим на този въпрос.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.אין צורך לטוס לחלל כדי להשיב על שאלה זו.
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.لا نحتاج أن نذهب إلى الفضاء للإجابة عن هذا السؤال .
Bunun için uzaya gitmek zorunda değiliz.行く必要はないです だから我々は研究室で答えを求め
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.A když jsem se s profesorem Hawkingem setkal, řekl mi, že jeho sen je podívat se do vesmíru.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Conheci o Professor Hawking, e ele disse que o seu sonho era viajar até ao espaço.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.E lì incontrai il Professor Hawking. Mi disse che il suo sogno era viaggiare nello spazio.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.És találkoztam Hawking professzorral, és elmondta, hogy az álma az űrbe utazni.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Ik ontmoette Professor Hawking, hij zei dat het zijn droom was in de ruimte te reizen.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.J'ai rencontré le Pr. Hawking qui m'a avoué son rêve de voyager dans l'espace.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.그래서 제가 호킹 교수를 만났는데, 그가 말하길 그의 꿈은 우주속으로 여행을 하는거라고 했습니다.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Och jag mötte Professor Hawking, och han berättade att hans dröm var att resa i rymden.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Şi acolo l-am cunoscut pe profesorul Hawking, şi mi-a zis cǎ visul lui este sǎ cǎlǎtoreascǎ în spaţiu.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Und ich habe Professor Hawking getroffen, und er sagte, sein Traum sei es in den Weltraum zu fliegen.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Và tôi đã gặp Giáo sư Hawking, và ông nói ước mơ của ông là được du lịch vào không gian.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Y conocí al Profesor Hawking y me contó que su sueño era viajar al espacio.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Γνώρισα λοιπόν τον καθηγητή Χώκινγκ, και μου είπε ότι όνειρό του ήταν να ταξιδέψει στο διάστημα.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.И така срещнах професор Хокинг, и той ми каза, че негова мечта е да пътува в космоса.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.И я встретился с профессором Хокингом, и он сказал, что его мечта - путешествовать в космосе.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.Я зустрівся з професором Хокінгом, і він сказав, що його мрія - подорож у космос.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.ואני פגשתי את פרופסור הוקינג, והוא סיפר לי על החלום שלו, לטוס לחלל.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.و قابلت بروفسور "هوكينج" و قال لي ان حلمه أن يذهب إلى الفضاء.
Bu vesileyle Profesör Hawking'le tanıştım ve hayalinin uzaya yolculuk etmek olduğunu söyledi.自分の夢は宇宙旅行することだと言ったのです 私は言いました「そこへはお連れできませんが
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Fui atirado para um espaço branco, diante de uma grande entrada.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Jag kastades i ett vitt ljus framför en stor dörr.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Jeg blev kastet igennem hvidt lys foran en stor dør.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Me arrojaron a un espacio blanco, justo delante de una gran puerta.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Minut heitettiin valkoiseen tilaan suuren portin eteen.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Sono stato lanciato in uno spazio bianco, davanti a un grande cancello.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Zostałem wrzucony w białą przestrzeń przed wielkimi wrotami.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Εκσφενδονίστηκα σε κάτι λευκό, μπροστά σε μια μεγάλη πύλη.
Büyük bir kapının önüne, beyaz bir uzaya atıldım.Меня бросило в белое пространство у больших ворот.
Çünkü tedirgin endişeli uzaya bakıp yaratıcı güvende ve civelek olamazlardı.불안한 상태에 있으면 고개를 들어 벗어나 쾌활한 생활을 하고, 안심하고 창의적일 수 없게 되기 때문입니다.
Çünkü tedirgin endişeli uzaya bakıp yaratıcı güvende ve civelek olamazlardı.וחסרי בטחון, אי-אפשר להרים את הראש כדי להמריא ולעוף, להשתעשע, להתנהג בבטחון ולדמיין.