O, bir uzun ince sarışındı.She was a tall, slender blonde.
O uzuyor.She is growing tall.
Çitin üzerinden göremeyecek kadar çok kısaydı.She was too short to see over the fence.
O uzun, yumuşak kahverengi saçlı, uzun boylu, zayıf bir kızdı.She was a tall, thin girl with long, soft brown hair.
O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.She wears high heels to make herself look taller.
Adının baş harflerini beyaz bir mendilin üzerine işledi.She embroidered her initials on a white handkerchief.
İsminin baş harflerini beyaz bir mendilin üzerine işledi.She embroidered her initials on a white handkerchief.
Onun bütün yapabildiği onun uzaklaşmasını izlemekti.All she could do was watch him walk away.
O, ondan uzak durmaya çalıştı.She tried to keep away from him.
O, onun üzerine bir battaniye koydu.She laid a blanket over him.
Onun ölümü üzerine timsah gözyaşları döktü.She shed crocodile tears over his death.
O,onun kadar uzun değil.She is not as tall as he.
Onu uzun süre bekletti.She kept him waiting for a long time.
O, üzgün görünüyor.She looks sad.
O, üzgün görünüyordu.She looked sad.
Üzgün görünüyordu.She looked sad.
O üzgün bir ifade takındı.She wore a sad expression.
O, bana üzüntülü şekilde baktı.She looked sadly at me.
O, üzüntüden ölüyor.She is dying of grief.
Onun üzerinde güzel bir elbisesi vardı.She got a beautiful dress on.
Ona uzaktan bakıldığında, o güzeldir.She's a beauty from a distance.
Üzgün gözlerle odadan çıktı.She went out of the room with downcast eyes.
Hoşça kal demeden uzaklaştı.She walked away without saying good bye.
Paketi müşteriye uzattı.She handed the parcel to the customer.
O, yavaşça benden uzaklaştı.She walked slowly away from me.
O, bana uzun bir mektup gönderdi.She sent me a long letter.
Gözleri açık şekilde yatağa uzandı.She lay on the bed with her eyes open.
O geldi, ama uzun kalmadı.She did come, but didn't stay long.
O, ebeveynlerinden uzaklaştı.She is estranged from her parents.
O tarih dalında uzmanlaştı.She majored in history.
O, başlamak üzereydi.She was about to start.
O onu kocasından uzaklaştırdı.He lured her away from her husband.
Söylemek üzücü, onun oğlu genç öldü.Sad to say, her son died young.
Ben üzgünüm.I'm sad.
Üzücü konuyu unut.Forget the sad affair.
Üzücü hikaye bizi ağlattı.The sad story moved us to tears.
Beni üzüntü bastı.I am filled with sorrow.
Üzüntü onu çıldırttı.Grief drove her mad.
Üzüntülerini unut.Forget your sorrows.
Üzgün olmanı gerektiren nedir?Why should you be sad?
Köprü yapmak, maliyetin dışında, uzun sürecektir.Apart from the cost, it will take long to build the bridge.
Uçak Kate'in evinin üzerinden uçtu.The plane flew over Kate's house.
Garip bir ses duyduğumda uçak havalanmak üzereydi.The plane was about to take off when I heard a strange sound.
Uçak çok geçmeden gözden uzaktı.The plane was soon out of sight.
Uçak şehrin üzerine bombalar bıraktı.The plane dropped bombs on the city.
Uçak Paris için kalkmak üzere.The plane is about to take off for Paris.
Uçak bulutların üzerinden uçtu.The plane flew above the clouds.
Uçak bulutların üzerinde uçuyor.The plane is flying above the clouds.
Uçak kalkmak üzeredir.The plane is about to take off.
Uçak dağın üzerinde uçtu.The plane flew over the mountain.
Uçak adanın üzerinde uçtu.The plane flew over the island.
Uçak havalandı ve kısa sürede gözden uzaklaştı.The plane took off and was soon out of sight.
Uçak kalkmak üzereydi.The plane was about to take off.
Az insan, yüz yıldan daha uzun yaşar.Few people live to be more than a hundred.
Hastane onun köyünden uzaktı.The hospital was far away from his village.
Çift tartıştı ama kısa sürede uzlaştı.The couple quarreled, but soon made up.
Çift birbirlerini tekrar görmemek üzere ayrıldı.The couple separated, never to see each other again.
Fuji Dağı bulutların üzerindeydi.Mt. Fuji was above the clouds.
Telefon çaldığında babam çıkmak üzereydi.My father was about to leave when the telephone rang.
Babam sanatsallıktan uzaktır.My father is far from artistic.