Uzayda seyahat eden ilk Japondur.He is the first Japanese that traveled in space.
Eşi öldüğünde büyük üzüntü hissetti.He felt great sorrow when his wife died.
Bir finans uzmanı olduğunu iddia etti.He claimed to be an expert in finance.
O, ölmek üzeredir.He is on the point of death.
Kendisi gördüğüm en uzun boylu insan.He is the tallest man that I have ever seen.
Kendisi gördüğüm en uzun boylu adam.He is the tallest man that I have ever seen.
O, bize üzücü haber getirdi.He brought us sad news.
O bana üzücü bir hikaye anlattı.He told me a sad story.
O, elini bana uzattı.He held out his hand to me.
O bana bir not uzattı.He handed a note to me.
O bana uzun bir mektup yazdı.He wrote me a long letter.
O bana uzun bir hikaye anlattı.He told me a long story.
O, kanepede yanıma uzandı.He sprawled out on the sofa next to me.
O benim evimden uzakta yaşar.He lives far away from my house.
O, benim erkek kardeşim kadar uzundur.He is as tall as my brother.
Elini uzattı ve onu tuttum.He held out his hand and I took it.
O, benim babam kadar uzundur.He is as tall as my father.
O, benden iki inç daha uzundur.He is two inches taller than I am.
O benden bir baş uzundur.He is taller than me by a head.
Rütbe olarak hemen üzerimdedir.He is immediately above me in rank.
O, benden bir baş daha uzundur.He is a head taller than me.
O benden uzakta oturdu.He sat at a distance from me.
Bizi uzun süre bekletti.He kept us waiting for a long time.
Kağıt üzerinde bazı dikey çizgiler çizdi.He drew some vertical lines on the paper.
O, uzak dağa tırmanmaya çalıştı.He tried climbing the distant mountain.
O, dakikliği üzerine kendisiyle gurur duydu.He prided himself on his punctuality.
Parasını boşa harcadığına üzülüyor.He regrets his having wasted his money.
Talihsizlikleri hakkında uzun uzadıya düşündü.He ruminated over his misfortunes.
O, gözden uzak bir yere sözlüğünü sakladı.He hid his dictionary out of sight.
O, sözlüğe uzandı.He reached for the dictionary.
O, çimde uzanıyor.He is lying on the grass.
O, arabasının üzerine bir örtü koydu.He put a cover over his car.
Genç görünüyor ama aslında kendisi kırkın üzerinde.He looks young, but actually he is over forty.
O, kitaba uzandı.He reached for the book.
Mektubu sekretere uzattı.He handed the letter to the secretary.
Etrafındakiler üzerinde büyük bir etkisi vardı.He had great influence on those around him.
Hafta sonu sık sık evden uzakta kalır.He often stays away from home on the weekend.
Kızın üzerine eğildi ve onu öptü.He bent over the girl and kissed her.
Onun üzerinde bir ceketi yok.He had no coat on.
O, yeni plan üzerinde çalışıyor.He is working on the new plan.
O, yeni bir roman üzerinde çalışıyor.He is working on a new novel.
O, yeni bir kitap üzerinde başladı.He has begun on a new book.
İnsanlar çoşkuluyken, o her zaman uzak durur.He always stands off when people are enthusiastic.
O, su birikintisi üzerinden atladı.He jumped across the puddle.
Kendisini siyasetten uzaklaştırdı.He distanced himself from politics.
O dürüst olmaktan uzak.He is far from honest.
O, dürüst olmaktan uzaktır.He is far from being honest.
Erken sona eren savaş üzerine kumar oynadı.He gambled on the war coming to an early end.
O çimlerin üzerinde yatıyordu.He was lying on the grass.
Çim üzerine uzandı ve uykuya daldı.He lay down on the grass and went to sleep.
O çimin üstüne uzanmıştı.He lay down on the grass.
Uzun atlamaya odaklanmak için koşmaktan vazgeçti.He has given up running in order to focus on the long jump.
O başka herhangi bir çocuktan daha uzundur.He is taller than any other boy.
O, üniversitede fizik alanında uzmanlaşmaya karar verdi.He decided to specialize in physics at college.
Bir mayının üzerinden sürdü ve onun cipi patladı.He drove over a land mine and his jeep blew up.
O uzun bir süre beni bekletti.He kept me waiting for a long time.
O uzun süre bekletildi.He was kept waiting for a long time.
O, uzun bir süre sessizdi.He was silent for quite a while.
O, uzun süredir iyi bir yemek yemedi.He has not eaten a decent meal in a long time.
Uzun süre otelde kaldı.He stayed at the hotel for a long time.