Onun cevabı tatmin edici olmaktan uzaktı.His answer was far from satisfactory.
Onun planı o nehir üzerinde bir köprü inşa etmektir.His plan is to build a bridge over that river.
Onun söylediği gerçek olmaktan uzaktı.What he said was far from true.
Onun davranışı şüphe üzerinedir.His conduct is above suspicion.
Onun çalışması kabul edilebilir, ama mükemmel olmaktan uzak.His work was acceptable, but far from excellent.
Parmakları klavyenin üzerinde hızla hareket etti.His fingers ran swiftly over the keys.
Onun ölümünden derin üzüntü duydum.I felt deep sorrow at his death.
Onun kalbi üzüntüyle dolu.His heart filled with sorrow.
Onun hayatı uzun bir başarısızlıklar dizisiydi.His life was a long series of failures.
Onun dersi çok uzun.His lecture is very long.
Açıklaması tatmin edici olmaktan uzak.His explanation is far from satisfactory.
Onun uzun bacakları vardır.He has long legs.
Onun uzun konuşması hepimizi sıktı.His long speech bored us all.
Uzun konuşmasından bıktım.I am sick of his long speech.
Uzun hikayeleriyle bizi sıktı.He bored us with his long stories.
Onun uzun konuşmasından sıkıldım.I got bored with his long talk.
Onun uzun konuşması herkesi sıktı.His long speech bored everyone.
Onun önerisi bizi tatmin etmekten uzak.His proposal is far from being satisfactory to us.
Onun yanıtı doğruluktan uzak.His answer is far from right.
Onun atı çitin üzerinden atladı.His horse jumped over the fence.
Onun telaffuzu mükemmel olmaktan uzak.His pronunciation is far from perfect.
Onun karısı onun saldırı sonucu ölümünden sonra, üzüntüden dolayı kendini kaybetti.When his wife heard of his violent death, she was beside herself with grief.
O benden üç inç daha uzundur.He's three inches taller than I am.
Onun adını hatırlamak üzereyim.His name is on the tip of my tongue.
Komşusu, o uzakta iken çocukların bakımını üslenecek.His neighbor will care for the children while she is away.
Onun raporu tatmin edici olmaktan uzaktır.His paper is far from satisfactory.
Onun konuşması onu üzüntüsünden uzaklaştırdı.His talk distracted her from grief.
O iki oğlanın uzun boylusu.He is the taller of the two boys.
O, proje üzerinde yaptığı kaybı finanse etmek için erkek kardeşinden borç aldı.He borrowed from his brother to finance the loss he made on the project.
Yatağın uzunluğunu ölçtü.He measured the length of the bed.
O uzun mesafe yürümeye alışkın.He is used to walking long distances.
Uzun mesafeleri yürümeye alışkındır.He is used to walking long distances.
O uzun süre uzakta olmayacak.He won't be away for long.
Onun için üzülmemek elinde değildi.He could not help feeling sorry for her.
O, her sabah uzun bir yürüyüşe gittiğini söyledi.He said that he goes for a long walk every morning.
Ayağa kalktı ve şapkasına uzandı.He stood up and reached for his hat.
O on iki yaşında. O yaşına göre uzun boylu.He is twelve years old. He is tall for his age.
1960'ta, dönmemek üzere Afrika'ya gitti.He went to Africa in 1960 never to return.
O iki aydır yeni bir kitap üzerinde çalışıyor.He has been working on a new book for two months.
Konuşmalarının uzun olacağını umuyordu.He expected that their talk was going to be long.
O, üçünün en uzun olanıdır.He is the tallest of the three.
O altmışın üzerinde olmalı.He must be over sixty.
O, 80 kilonun üzerinde.He is over 80 kilos.
O, Kaliforniya Üniversitesinde Japon edebiyatı üzerine bir dizi konferans verdi.He gave a series of lectures on Japanese literature at UCLA.
O sakal uzatmayı düşündü ama vazgeçti.He thought of growing a beard but gave that up.
O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.He began by saying that he would not speak very long.
Konuşması o kadar uzun zaman sürdü ki bazı insanlar uyumaya başladı.His speech went on for such a long time that some people began to fall asleep.
Paltosu üzerinde sınıfa girdi.He entered the classroom with his overcoat on.
Büyükbabasının doksanın üzerinde olduğunu söyledi.He told me that his grandfather is over ninety.
O, çok uzlaşmacı bir insandır.He is a very agreeable person.
O, zengin olmaktan uzaktır.He is far from rich.
Erkek kardeşi kadar uzun değildir.He is not as tall as his brother.
O, babasından daha uzun boyludur.He is taller than his father.
O bir sepet üzümü karıştırarak inceliyor.She is picking over a basket of grapes.
O, dizlerinin üzerine çöktü.He collapsed to his knees.
O, Kanada'ya gitmek üzere.He is on the point of leaving for Canada.
Dün gece TV programını kaçırdığım için üzgünüm.I am sorry to have missed the TV program last night.
O, sınıfının en uzunu.He is the tallest of his class.
Sınıfında herhangi bir çocuk kadar uzundur.He is as tall as any boy in his class.
Sınıfındaki bütün çocuklardan daha uzun boyludur.He is taller than any other boy in his class.