Bu gıdanın yemek için uygun olduğunu düşünmüyorum.I don't think this food is fit to eat.
Tom uygun şekilde yiyor mu?Has Tom been eating properly?
Tom planı uygulamaya koydu.Tom put the plan into practice.
Tom'un uygun olduğunu düşünüyorum.I think Tom is adaptable.
Sen uygun musun?Are you fit?
Mary her zaman bakımlı ve modaya uygun olarak giyimlidir.Mary is always well-groomed and fashionably dressed.
Bunu uygun bir uzaklıktan sakince gözlemledi.He observed this calmly, from a comfortable distance.
Kadın üç defa kürtaj uyguladı.The woman practiced abortion three times.
Tom çoğunlukla uygun olmayan zamanlarda aptalca şeyler söylüyor.Tom often says stupid things at inappropriate times.
Uygun ekipman olmadan kaya tırmanışı tehlikeli.Rock climbing without proper equipment is dangerous.
Esperantoca cümleleri uygun bir klavye olmadan yazmak kolay değildir.It isn't easy to write sentences in Esperanto without the proper keyboard.
Otelinizde hala uygun odalarınız var mı?Are there still available rooms in your hotel?
Bu koltuk bilgisayar için uygundur.This chair is suitable for the computer.
İşte uygun fiyatlı restoranların bir listesi.Here is a list of moderately priced restaurants.
Bu demiryolu istasyonunda uygun bir hamal bulmak zordur.It is difficult to find a porter who is available in this railroad station.
O bize uygun olmaz.That would not suit us.
O bana uygun değil çünkü ben saat 5'te ayrılmak zorundayım.That doesn't suit me because I have to leave at 5 P.M.
Söylemek için uygun bir şey düşünemedim.I couldn't think of anything appropriate to say.
Üzgünüm yapamam. Yoga uygulamam var.Sorry, I can't. I have yoga practice.
Ben bir Uygur'um.I'm an Uyghur.
Bu dokundurma vücudunuza uygun gibi.This sarcasm is custom-tailored for you.
Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.We just need to bide our time.
Güneş enerjisi son yıllarda çok daha uygun fiyatlı hale geldi.Solar power has become much more affordable in recent years.
Tom bir bedensel denge terapisi uygulayıcısı olarak, sık sık şarlatanlıkla suçlandı.As a practitioner of craniosacral therapy, Tom is often denounced as a charlatan.
Sadece uygulama yapmalısın.You just need to practice.
Sadece uygulamaya ihtiyacın var.You just need practice.
Teras çiftçiliği Çin'in dağlık bölgelerinde yaygın olarak uygulanmaktadır.Terrace farming is widely practiced in the mountainous regions of China.
Çok uygunsuzsun.You are way out of line.
Neden onu uygulamıyorsun?Why don't you implement it?
O ne tür yasayı uyguluyor?What kind of law does he practice?
Saat 09.00 Tom için uygun olur mu?Would nine o'clock be convenient for Tom?
Tom işe uygun değil.Tom isn't up to the task.
Tom gerçeğe uygun davranıyor, değil mi?Tom is being truthful, isn't he?
O, kirpiklerine niçin zeytinyağı uyguluyor?Why does she apply olive oil on her lashes?
Her neyse, o size uygun değil.Anyway, it's not applicable to you
Tom iş için uygun değil.Tom is unfit for the job.
O konu tartışma için uygun değil.That subject is not suitable for discussion.
Senin için uygun mu?Is this OK with you?
Ebeveynim bana her gün piyano uygulama yaptırdı.My parents made me practice the piano every day.
Tom bugün uygulama için erken geldi.Tom showed up early for practice today.
Onda uygunsuz bir şey görmüyorum.I don't see anything inappropriate in that.
Şirket, önümüzdeki aydan itibaren yeni yönetim sistemini uygulamaya başlıyor.The company is starting to implement the new management system from next month.
İş için kim Tom'dan daha uygundur?Who is more suitable for the job than Tom?
Pazarlığının sonucunu uygun bir şekilde gözden geçirmelisin.You must appropriately review the outcome of your bargain.
Mary makyajını yeniden uygulamak için banyoya gitti.Mary went to the bathroom to reapply her makeup.
Botanik, uygulamalı bir bilim dalıdır.Botany is an applied science.
Teorini uygulamaya koydum.I put your theory into practice.
Burada öğretmen olmak için uygun olduğunu sanmıyorum.I don't think you're fit to be a teacher here.
Söylediklerini uygula, lafta bırakma.Put your money where your mouth is.
O, üniversitede uygun bir kurs seçebilsin diye sınav sonuçlarını bekliyor.He awaits his examination results so he can choose an appropriate course at University.
Onun eleştirisi tamamen uygunsuzdu.Her critique was totally inappropriate.
Bu ülkede, nüfusun çoğunluğu Sünni İslam'ı uygular.In this country, the majority of the population practices Sunni Islam.
Ben bunların hiçbirinin uygun olduğunu sanmıyorum.I don't think any of this is appropriate.
O tamamen uygunsuzdu.It was totally inappropriate.
Biz bütün uygun evrak işlerini aldık.We've received all the proper paperwork.
Tom emrinizi uyguluyor.Tom is completing your order.
Tom öğretmen olmak için uygun değil.Tom isn't fit to be a teacher.
Ben neyin uygun olduğunu bilirim.I know what's relevant.
Bu gerçekten uygun.That's real convenient.
Ben uygulama olarak artık bir yetişkinim.I'm practically an adult now.