Tsunami uyarısı iptal edildi.The tsunami alert was cancelled.
Çok kısa bir uyarı veya açıklama akıllı bir kişi için yeterlidir.A very brief warning or explanation is enough for an intelligent person.
O, gece vakti yalnız dışarıya çıkmaması için onu uyardı.She warned him not to go out at night alone.
Şu gözlükler size uyar.Those glasses suit you.
Almanlar salatalık yememeleri konusunda uyarıldı.Germans have been warned not to eat cucumbers.
Hava hizmeti şiddetli hava uyarısı yayınladı.The weather service has issued a severe weather warning.
Meteoroloji bürosu bir sert hava uyarısı yayınladı.The Met Office has issued a severe weather warning.
O, uyarılarımızı görmezden geldi.He ignored our warnings.
Keşke uyarılarını dinleseydim.I wish I had listened to your warnings.
Tom birden fazla uyarıldı.Tom has been warned more than once.
Tom uyarıya dikkat etmedi.Tom didn't pay any attention to the warning.
Tom Mary'ye tekrar zorbalık yapmaması için uyarıldı.Tom was warned not to bully Mary again.
Tom tek başına oraya gitmemesi konusunda Mary tarafından uyarıldı.Tom was advised by Mary not to go there by himself.
Tom geç kalmaması için Mary'yi uyardı.Tom warned Mary not to be late.
Tom, Mary'yi uyarmaya çalıştı ama o ona aldırmadı.Tom tried to warn Mary, but she ignored him.
Tom Mary'nin uyarısına aldırmadı.Tom ignored Mary's warning.
Tom Mary'nin uyarılarını görmezden geldi.Tom ignored all of Mary's warnings.
Tom Mary'nin beklentilerine uyarak yaşamıyordu.Tom didn't live up to Mary's expectations.
Odaya girdiğimi uyarmak için Tom ve Mary birbirlerine bağıramayacak kadar çok meşguldü.Tom and Mary were too busy yelling at each other to notice that I'd entered the room.
Tom Mary'yi onun evinden uzak kalması için uyardı.Tom warned Mary to stay away from his house.
Annem yalnız seyahat etmemem için uyardı.My parents persuaded me not to travel alone.
Tom, John'un ondan ödünç para almaya çalışacağı konusunda Mary'yi uyardı.Tom warned Mary that John would try to borrow money from her.
Tom ateş etmeden önce Mary'ye bir uyarı daha vermesi gerektiğini söyledi.Tom said that he needed to give Mary one more warning before he could fire her.
Tom uyarı işaretlerine dikkat edemedi.Tom failed to heed warning signs.
Biz onu zaten uyardık.We've already admonished him.
Kırmızı kemer onun siyah elbisesine uyar.The red belt goes well with her black dress.
Otobüs şoförü öğrencileri başlarını pencereden dışarı çıkarmamaları için uyardı.The bus driver warned the pupils not to stick their heads out the window.
Seni uyarıyorum. Oraya gitme.I warn you. Don't go there.
Etiket kutusunun içeriğinin kırılgan olduğunu uyarıyor.The label warns that the contents of the box are fragile.
Benim terliklerimi giydiği için uyardım.I warned him he was wearing my slippers.
Ben tehlike hakkında onu uyardım.I warned him about the danger.
Onu pek çok defa uyardım ama o, konuşmayı kesmeyecek.I warned him many times, but he won't stop talking.
Uyarı: Şili İspanyolcası herhangi başka yerde garip gelebilir.Warning: Chilean Spanish may sound weird in any other place.
Uyarı, önünüzdeki adam raporlu bir deli!Warning, the guy in front of you is a certified nutter!
Babası onu uyardı: "Onunla konuşma".Her father warned her: "Don't speak to him".
Onun sadakatsizliği konusunda beni uyarıyor.She's warning me about his infidelity.
Pekala ama seni uyarmadığımı söyleme.All right, but don't say I didn't warn you.
Bu son uyarı.This is the last warning.
Uyarı için teşekkürler.Thanks for the heads-up.
Beni uyardığın için teşekkürler.Thanks for warning me.
Öğretmen testin zor olacağı konusunda bizi uyardı.The teacher warned us that the test would be difficult.
Seni dürüstçe uyardım.I gave you fair warning.
Bu uyar mı?Will it fit?
Zihinsel bir uyarıma ihtiyacım var.I need some mental stimulation.
Annemi uyarmalıyım.I need to warn my mom.
Tüm uyarılara kulak verin.Heed all warnings.
Dünya'nın güneş çevresindeki yörüngesindeki hareketi birçok karmaşık fizik yasasına uyar.The orbiting of Earth around the Sun obeys to many complicated laws of physics.
Tom'un tıbbi uyarı künyesi var.Tom has a medical bracelet.
Bu uyarıcı bir öykü.It's a cautionary tale.
Onu uyarmalıyım.I must warn him.
Onları uyarmalıyım.I must warn them.
Onları uyarmalıyız.We must warn them.
Onu uyarmalıyız.We must warn her.
Sen uyarıldın.You have been warned.
Onu uyarmak zorundayız.We have to warn her.
Onu uyarmak zorundayım.I have to warn her.
Seni uyarmalıydım.I should've warned you.
Sizi uyarmalıydım.I should've warned you.
Tom'u uyardın mı?Did you warn Tom?
Komşunun köpeği hakkında Tom'u uyardın mı?Did you warn Tom about the neighbor's dog?