Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."My duty is only to warn you clearly."
"Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik.SENT NOAH to his people to warn them before the painful punishment came upon them.
O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."He said: "O my people, I warn you clearly
Kalk da uyar.Arise and warn,
Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.Your duty is only to warn him who fears it.
Sizi alevler saçan ateşle uyardım;So, I warn you of the blazing Fire.
Uyarsam şüphe yok ki doğru yoldan sapmış olurum ve doğru yolu bulanlardan olmam.If I do, I shall be lost and not be one of those who follow the right path."
De ki: Ben ancak Rabbim bana neyi vahy ederse ona uyarım.Say: "I follow only what my Lord reveals to me."
O, bana uyarsan dedi, sana ona ait bir söz söyleyinceyedek hiçbir şey sorma bana."If you must follow me," he said, "do not ask me any thing until I speak of it to you myself."
Umarız ki üst gelirlerse biz de büyücülere uyarız.(They said): "We may haply follow the magicians if they are victorious."
Ve şairlere de akılsızlar ve ziyankarlar uyar.As for the poets, only those who go astray follow them.
Ve yalanlarlar ve dileklerine uyarlar ve her iş, kararlaştırılmıştır.And deny, and follow their own vain desires; but every matter is determined at its time.
İnan olsun ki, biz seni hak üzere bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.And We have sent you with the truth to give glad tidings and to warn.
Biz o gönderilen elçileri, müjdeciler ve uyarıcılar olmaktan öte bir şey için göndermiyoruz.We do not send apostles but to give good tidings and to warn.
Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!" Sor onlara: "Körle gören bir olur mu?And say: "How can a blind man and a man who can see, be alike?
Birçokları ilimsiz bir biçimde kendi keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar.Surely many (men) mislead others into following their vain desires through lack of knowledge.
Apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir o.He is only a plain admonisher.
Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."I am only a bearer of warnings and bringer of happy news for those who believe."
Bak da gör, önceden uyarılanların sonu nice oluyor!So think of the fate of those who were warned (and took no heed).
O ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir işine yaramaz.But signs or warnings will be of no avail to those who do not believe.
Kuşkusuz, ben size O'ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim.Verily I bring to you from Him a message of warning and rejoicing,
Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım."I warn you not to be one of the ignorant."
İnsanları, azabın kendilerine ulaşacağı gün konusunda uyar.Warn the people of that Day when the punishment would be inflicted upon them.
Ve de ki: "Ben, evet ben, apaçık konuşan bir uyarıcıyım!"And say: "I am a distinct warner,"
Onlardan kim sana uyarsa, cezanız cehennem olacaktır. Ne de mükemmel ceza."Whosoever of them follows you will surely have Hell with you as requital -- an ample recompense.
Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.And We have sent you only to give good news and to warn.
Ve "Allah bir çocuk edindi" diyenleri uyarsın diye indirdi onu.And that it may warn those who say: "God has begotten a son."
Biz, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz.We never send apostles but to convey happy tidings, and to warn.
Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler.They make a mockery of My revelations and of what they had been warned.
Yemin olsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız/zikriniz/şerefiniz yalnız ondadır.We have sent down to you a Book which has a reminder for you.
De ki: "Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum."Say: "I am warning you by God's command."
Ama sağırlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler ki!But the deaf do not hear the call when they are warned.
De ki: "Ey insanlar, ben sizin için, açıklayıcı bir uyarıcıdan başkası değilim."Tell them: "O men, it's my duty to warn you clearly."
Üzerine bir melek indirilmeli, beraberinde özel bir uyarıcı olmalı değil miydi?"Why was no angel sent to him to act as admonisher with him?
Eğer dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.Had We pleased We could have raised a warner in every town.
"Ben sadece açık bir biçimde uyarmaktayım."I am only a plain admonisher."
Ne de kötüymüş uyarılanların yağmuru!How terrible was the rain (that fell) on those who had been warned!
Senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın.To (communicate) to your heart that you may be a warner
Biz, uyarıcıları olmayan hiçbir kenti/uygarlığı helâk etmemişizdir.Never have We destroyed a habitation till We had sent admonishers to them
Uyarı/hatırlatma olacak!To warn.
En yakın akraba ve hısımlarını uyar.And warn your near relations,
Şairlere gelince, onlara da çapkınlar-sapkınlar uyar.As for the poets, only those who go astray follow them.
Uyarılmış olanlar üzerine inen yağmur da ne kötüdür!"How ruinous was the rain that fell on those who had been warned (but warned in vain)!
Bana gelince, ben açıkça uyaran biriyim. Hepsi bu."I am only a warner, plain and simple."
O, şiddetli bir azap öncesinde sizi uyaran bir kişiden başkası değil.He is a warner against the dreadful affliction (that awaits).
Sen sadece bir uyarıcısın!You are only a bearer of warnings.
Şu bir gerçek ki, biz seni hak ile bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you with the truth, to give glad tidings and to warn.
Hiçbir ümmet yoktur ki, içinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun.Never has there been a community to which an admonisher was not sent.
Uyarıcı da geldi size.And did not the warner come to you?
Fakat uyarıcı onlara gelince, bu onlara nefretle kaçıştan başka bir katkı sağlamadı.But when the admonisher came to them their aversion for the truth increased,
Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.That you may warn a people whose ancestors had never been warned, who are therefore heedless.
Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, fark etmez onlar için; inanmazlar.Whether you warn them or do not warn, it is all the same; they will not believe.
Sen ancak o zikire/Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın.You can only warn him who listens to the warning and fears Ar-Rahman secretly.
Yemin olsun, onların içlerinde uyarıcılar görevlendirmiştik.And We had sent admonishers to them.
Bir bak, nasıl oldu uyarılanların sonu!Look, then how was the end of those who had been warned,
Azap, yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olacaktır!When it comes down on their plains, it will be an evil dawn for those who had been warned.
"Öğüt ve uyarı, içimizden ona mı indirildi?"To him of all of us has the Reminder been sent down?"
"Bana, sadece açık bir uyarıcı olduğum vahyediliyor."Only this has been revealed to me that I am a distinct warner.
Muştulayıcı ve uyarıcı olarak.Announcing happy news and warnings.
Biz onu kutlu/bereketli bir gecede indirdik. Hiç kuşkusuz, biz uyarıcılarız.(That) We sent it down one night of blessing -- so that We could warn --