uyandır ile cümle
uyandır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Tabii uyandırıldığında film bize daha fazlasını vadediyor."Ayta Sözeri: Filmden sonra evlenme teklifleri arttı".
Sabah 5'te herkesi uyandırıyor.Every morning at 5 a.m.
Küçük "Şebnem Perisi" çocukları uyandırmaya gelir.The Dew Fairy comes to wake the children.
2001 yılında yine Victor adında bir muhabbet kuşunun bazı kayda değer başarıları ilgi uyandırdı.In 2001, recordings of a budgerigar called Victor got some attention from the media.
Kitap okurlar ve kritikler arasında ilgi uyandırmadı.The book evoked violent reactions of admiration and criticism among the readers and critics.
Motorola 1978’de MC6809’ü üreterek bütün 8-bit Dünyası'nda büyük yankı uyandırdı.Motorola introduced the MC6809 in 1978.
Onu uyandıran şey, hızlı top atışı sesleri (Sovyetlerin "çerçeveleme" dediği şey) idi.What woke him was a rapid sequence of ranging artillery shells (what the Soviets called "framing").
Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?But what is it to keep awake?
Sunita bağırarak herkesi uyandırır.Betsy screams, waking everyone.
Aspasia'nın Perikles ile olan ilişkisi ve buna bağlı siyasal nüfuzu tepki uyandırmıştır.Her relationship with Pericles and her subsequent political influence aroused many reactions.
Tasarımı büyük bir yankı uyandırmıştır.The production was mounted with a huge cast.
Bu galibiyet, millî bir zafer etkisi uyandırdı.This in effect, ruined any chance of them winning.
Merak uyandırıcı idi.I suppose it was curiosity.
Bu sırada annesi onu bulur ve uyandırmaya çalışır.He picks her up and tries to awaken her.
Faith'in öldürdüğü meclis üyesinin ölümü kasabada büyük yankı uyandırmıştır.The news of the death of Walker took a large toll on the town.
Bunun bir tanrıların aleyhinde onların nefretini uyandırıcı hareketler olduğunu haykırır.It is approving of something God disapproves of.
Yapıtları, biçimsel yeniliklerinden ötürü büyük ilgi uyandırdı.Crime fell dramatically as a result of her innovative ideas.
Uyandırmak için de megafon kullanılır.The book comes as a wake-up call.
Bu durumdaki kişiler ağrılı uyaranlarla, ışık ya da sesle uyandırılamaz.That part prohibits anyone from causing alarm or distress.
Albüm yayımlandıktan kısa süre sonra büyük bir etki uyandırdı.A full-length album soon followed.
Ve Amsterdam 'dayken bir sabah bir 'uyandırma çağrısı' aldımAnd I had a bit of a wake-up call in Amsterdam:
Ama bu aynı zamanda aklımda motif ve tekrarların gücü konusunda aklımda bir şeyler uyandırdı.But it also reminded me of the power of pattern and repetition to make an effect in our mind.
Ya da sehvet uyandiran bir duygu.Or the sensual feeling.
Ve buna örnek olarak hayranlık uyandırıcı bir organ olan insan gözünü verebiliriz.And the example that tends to be given is the human eye, which truly is an awe-inspiring device.
"Aman" demek, sizin dikkatinizi çektiğini gösterir, o anda olmanızı sağlar, sizi uyandırır.The "Oh" means it caught your attention, makes you present, makes you mindful.
Umarım bir merak uyandırmışımdır.Anyway, hopefully you found that interesting
Yine uyandırdığı zaman oldukça karanlıktı.It was quite dark when she awakened again.
Uzay Yolu, bende uzaylıları görme isteği uyandırdı başka dünyalara ait yaratıkları.Star Trek made me want to see alien creatures, creatures from a far-distant world.
Bırak uyusunlar, uyandırma!Don't wake them. Let them sleep.
Bu kadar yeter. onları uyandır ve yürümelerini sağla.That's enough. Wake them and walk them.
Doğru. Evimizdeymişiz hissi uyandırıyor.That's right. it definitely seems homey.
O ilk kocası uyandırmak, ancak yatak dinleme oturdu vermedi.She did not arouse her husband at first, but sat up in bed listening.
Bu emin hissetti, kısa sürede o kadar sessizce Rev Mr. Bunting uyandırdı mümkün.As soon as she felt assured of this, she aroused the Rev. Mr. Bunting as quietly as possible.
Haraket etmesini sağlamak için onu uyandırmalısın.You gotta wake him up to get him to move.
Onu bir Poke Flüt'le uyandırmalısın.You gotta wake him up with a Poke Flute.
Onu uyandıramıyoruzAnd we can't talk to her.
Ölmek üzereyken kendisini uyandıran... ...Prensini gören Pamuk Prenses gibi bakıyorsun.The way you are looking at me right now, is like Snow White who woke up to find her prince.
Ve aşağıya yolladıkları fotoğraflar bugün bile içimizde sevgi duygusunu uyandırıyor.And the photos that got beamed down, even today it still evokes love in us.
Yani, sen merak uyandıran bir kişisin.I mean, you're a figure of some intrigue.
Size göstermek üzere olduğum resim- (Gülüşler) ilgi uyandıran bir resim.The picture I'm about to show you is a compelling picture. (Laughter)
İşte, biz ona kundalini nasıl uyandırılır dediğimizde, cevabı bu olurdu.That was in response to asking him how to raise kundalini.
İnsanları beslemek, kundaliniyi mi uyandıracak?How does feeding people raise kundalini?
Seni uyandırmaktan nefret ediyorum.I hate to wake you up
Onun yerine, beni uyandırmasına son derece ihtiyaç duyduğum bir fincan kahveyi düşünüyorum.Instead, I'm thinking about that cup of coffee I desperately need to wake me up.
Ve benim işim o kabuslar görmeye başladığında uyandırmak için uyanık kalmaktı.And my job was to stay awake until her nightmares came so I could wake her.
Resmin arzu uyandıran bir havası olduğunu düşünüyorum.There's a kind of sensuality that's irresistable, right?
Ve şu terim çoğumuzda yankı uyandırıyor.And a lot of us resonate with this phrase.
En beter halimde bile, insanlarda duş almış hissi uyandırıyorum.I make people feel like they want to take a shower.
Tiyatro hislerimizi uyandırıyor ve hayallerimize olan kapıları açıyor.Theater awakens our senses and opens the door to our imagination.
Ama alışkanlıklar bir çeşit, devamlı senin içinde bir şeyler oturuyormuş duygusunu uyandırır.But habit creates the sense there are some things consistently sitting on you.
Bu bir soru uyandırıyor.It means that insects can see the color.
Yani belki de kuşku uyandıran bir durum görüyorlar.So maybe they see something fishy.
Daha ince yazılmış bir free tıpkı özgürce nefes alabilirim havası uyandırır.Free even light feels kind of like, ah, I can breathe in free.
Ama kendi başına uyanamıyordu, çünkü her zaman karısı onu uyandırmak zorundaydı.But he can't wake up by himself, because always his wife has to wake him up.
Ve kağıda bir mesaj yazdı. " Beni saat 5'de uyandır.And he wrote a message on the paper, 'Wake me up at 5:00.
Çocuğu uyandıralım, ha?And wake the boy?
Onu uyandırma.Don't wake him.
Git ve Küçük Adam'ı uyandır.Go wake Little Man!
- Uyandırmasak iyi olur. - Julia! - Uyandırmasak iyi olur.- It's best not to wake him.
Ben uyandırmayacağım!I'm not going to wake him.