"Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra savaş açarlar, sonra siz kazanırsınız.""Спочатку вони тебе ігнорують, потім висміюють тебе, потім вони борються з тобою, а потім ти перемагаєш".
"Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra savaş açarlar, sonra siz kazanırsınız.""בהתחלה הם מתעלמים ממך, ואז הם צוחקים עליך, ואז הם נחלמים בך,
"Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra savaş açarlar, sonra siz kazanırsınız.""في الأول يتجاهلونك وبعدها يضحكون عليك وبعد ذلك يحاربونك
"Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra savaş açarlar, sonra siz kazanırsınız."「佢哋開頭忽視你, 然後嘲笑你, 繼而同你爭,
"Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra savaş açarlar, sonra siz kazanırsınız."次に笑い そして戦いを挑んできます そしてあなたは勝利します」
O zaman ben de dedim ki, "Yani oğlunun başına ne gelir, hiç umursamaz mı?"Ich fragte: "Ohne sich darum zu sorgen war mit seinem Sohn passiert?"
O zaman ben de dedim ki, "Yani oğlunun başına ne gelir, hiç umursamaz mı?"나는 말한다, "그의 아들에 게 일어난 일에 대해 걱정 하지?"
O zaman ben de dedim ki, "Yani oğlunun başına ne gelir, hiç umursamaz mı?"أقول، "ألن يكون قلقاً عما سيحدث لابنه؟"
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.A fogyasztókat te nem érdekled, abszolút nem.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Consumatorilor nu le pasa de tine, pur si simplu nu le pasa.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Consumenten geven helemaal niets om jou, helemaal niets.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.I consumatori se ne fregano completamente di te, se ne fregano e basta.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Khách hàng không quan tâm bạn là ai, họ không cần biết.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.자기 자신들만을 생각하는 이기적인 소비자들입니다.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Konsumen tidak peduli tentang Anda sama sekali, mereka tidak peduli, itu saja.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Konsumentom w ogóle na tobie nie zależy, oni mają cię gdzieś.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Les consommateurs ne se préoccupent pas du tout de vous, ils s'en fichent.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Os consumidores não querem saber de vocês, não estão interessados.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Potrošnika sploh ne zanimate, preprosto ga ne zanimate.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Verbraucher kümmern sich nicht um Sie, Sie sind ihnen egal.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Vos no le importás a los consumidores, sencillamente no les importa.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Zákazníci se o Vás vůbec nezajímají.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Οι καταναλωτές δε νοιάζονται για σας καθόλου, απλώς δε νοιάζονται.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Потребителите изобщо не се интересуват от вас, тях просто не ги е грижа.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.Потребителям до вас вообще нет дела, им наплевать.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.לצרכנים לא אכפת בכלל ממכם, ממש לא אכפת להם.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.لا يهتم المستهلكون بك إطلاقاً، إنهم لا يأبهون مطلقاً.
Tüketicilerin umrunda bile değilsiniz, sizi umursamazlar.理由のひとつは、消費者には以前よりも はるかに多くの選択肢があり
Umursamaz bir panelin önünde oturan bir çocuk düşünün önünde özgeçmişi, (Gülüşmeler)Deti sediace pred nezaujatou porotou, viete, s ich životopismi, (Smiech)
Umursamaz bir panelin önünde oturan bir çocuk düşünün önünde özgeçmişi, (Gülüşmeler)아이들은 시큰둥한 면접관들 앞에 앉아있고요. 면접관들, 애들 지원서를 (웃음)
Umursamaz bir panelin önünde oturan bir çocuk düşünün önünde özgeçmişi, (Gülüşmeler)Lapsi istuu ynseän paneelin edessä, joka selaa tämän ansioluetteloa, (Naurua) tivaten:
Umursamaz bir panelin önünde oturan bir çocuk düşünün önünde özgeçmişi, (Gülüşmeler)ילדים יושבים מול צוותים שאינם מתרשמים, עם קורות חייהם, (צחוק)
Umursamaz bir panelin önünde oturan bir çocuk düşünün önünde özgeçmişi, (Gülüşmeler)أطفال يجلسون أمام لجنة غير راضية من الحكام. كما تعلمون، مع سيرهم الذاتية، (ضحك)
Umursamaz bir panelin önünde oturan bir çocuk düşünün önünde özgeçmişi, (Gülüşmeler)面接官は履歴書を手に (笑) ぱらぱらとめくりながら言います「これだけですか?」
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.A z toho plynoucí uspokojení znamená, že necítí potřebu prosazovat tuto kulturu dále.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.E quel livello di soddisfazione significa che non sentono il bisogno di promuovere quella cultura.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Esse nível de complacência significa que não têm necessidade de defender essa cultura.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Et ce niveau de complaisance signifie qu'ils n'ont pas l'impression d'avoir besoin de prôner cette culture.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Het niveau van zelfgenoegzaamheid houdt in dat ze niet de noodzaak inzien om te pleiten voor die cultuur.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Iar acel nivel de complacere înseamnă că nu simt nevoia să lupte pentru această cultură.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.I ten poziom samozadowolenia oznacza, że nie czują oni potrzeby, aby występować w obronie tej kultury.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.그리고 그 수준의 안주가 의미하는것은 그들이 그 문화흘 옹호할 필요성을 느끼지 않는다는 것입니다
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Och den graden av självbelåtenhet innebär att de inte känner ett behov av att förespråka den kulturen.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Og den selvtilfredshed medfører, at de ikke føler noget behov for at forfægte den kultur.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Sehingga kepuasan pada level tersebut berarti mereka tidak merasa perlu memperjuangkan budaya tersebut.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Và cấp độ của sự hài lòng đồng nghĩa với việc họ không cảm thấy sự cần thiết để cổ động cho văn hóa ấy.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Y esa autocomplacencia significa que no sienten la necesidad de defender esas ideas.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.Αυτό το επίπεδο εφησυχασμού σημαίνει ότι δεν αισθάνονται την ανάγκη να υποστηρίξουν αυτή την κουλτούρα.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.И това ниво на самодоволство означава, че те не чувстват нужда да се застъпват за тази култура.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.И этот уровень самодовольства означает, что они не чувствуют необходимости в продвижении этой культуры.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.ורמה זו של שאננות משמעה שהם לא חשים בצורך לקדם את התרבות הזו.
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.وذلك المستوى من الرضى أو التخاذل يعني أنهم لا يحتاجون أن يدعموا هذه الثقافة .
Ve bu seviyedeki bir umursamazlık, o kültürü savunma ihtiyacı duymadıkları anlamına geliyor.民主的な文化を訴える必要性を感じないのです 2つ目の理由は