Ming Taizu’nun ölümünden sonra torunu Jianwen tahta geçti.Pärast Honwu surma tõusis troonile tema pojapoeg Jianwen.
Standard Oil Company'nin kurucusu John D. Rockefeller'ın torunuydu.Exxon Mobil on John D. Rockefelleri ettevõtte Standard Oil järeltulija.
Bir diğer misyoner olan Hiram Bingham I'in torunudur.Selleks oli Hiram Bingham II, kelle isa Hiram Bingham I oli üks esimesi misjonäre Hawaiil.
Annesi, Eugénie-Desirée Fournier, İsveç Prensi Charles Bernadotte'nin torunuydu.Tema ema Eugénie-Desirée, sündinud Fournier, oli pärastise Rootsi kuninga Karl XIV Johani ristitütar.
Torunu Leydi Jane Grey'dir.Tema abikaasa oli Jane Riga.
15 torunumun çocuklarını hiç görmedim.15 Großenkel, die ich nie gesehen habe.
15 torunumun çocuklarını hiç görmedim.15 Großenkel, die ich nie gesehen habe.
15 torunumun çocuklarını hiç görmedim.15 lapsenlapsenlasta, joita en ole koskaan nähnyt.
15 torunumun çocuklarını hiç görmedim. Ama hepsinin yaş gününde hediyeler gönderirim.Jag sänder brev och presenter till 53 bemärkelsedagar om året.
15 torunumun çocuklarını hiç görmedim.Cincisprezece strãnepoþi, pe care nu i-am vãzut niciodatã.
15 torunumun çocuklarını hiç görmedim.Quince nietos que no he visto nunca.
15 torunumun çocuklarını hiç görmedim.Quinze arrière-petits-enfants que je n'ai jamais vus.
Altybasarova'nın 8 öz çocuğu, 23 torunu ve 13 torun çocuğu vardı.Altybasarova a elle-même eu huit enfants, 23 petits-enfants et 13 arrière-petits-enfants.
Altybasarova'nın 8 öz çocuğu, 23 torunu ve 13 torun çocuğu vardı.Altybasarova ebbe otto figli suoi, 23 nipoti, e 13 pro-nipoti.
Altybasarova'nın 8 öz çocuğu, 23 torunu ve 13 torun çocuğu vardı.Altybasarová měla osm vlastních dětí, 23 vnuků a 13 pravnuků.
Altybasarova'nın 8 öz çocuğu, 23 torunu ve 13 torun çocuğu vardı.Altybasarova tuvo ocho hijos propios, 23 nietos y 13 bisnietos.
Altybasarova'nın 8 öz çocuğu, 23 torunu ve 13 torun çocuğu vardı.Altybasarowa miała ośmioro swoich dzieci, 23 wnucząt i 13 prawnucząt.
Altybasarova'nın 8 öz çocuğu, 23 torunu ve 13 torun çocuğu vardı.Η Altybasarova είχε 8 παιδιά, 23 εγγόνια και 13 δισέγγονα.
Altybasarova'nın 8 öz çocuğu, 23 torunu ve 13 torun çocuğu vardı.У самой Алтыбасаровой родилось восемь детей, 23 внука и 13 правнуков.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.A ty, jeho syn, Balsazáre, neponížil si svojho srdca, hocaj si toto všetko vedel.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Dar tu, Belşaţar, fiul lui, nu ţi-ai smerit inima, măcarcă ai ştiut toate aceste lucruri.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.És te, Belsazár, az õ fia, nem aláztad meg a szívedet, noha mindezt tudtad.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Et toi, Belschatsar, son fils, tu n`as pas humilié ton coeur, quoique tu susses toutes ces choses.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.E tu, Belsazar, que és seu filho, não humilhaste o teu coração, ainda que soubeste tudo isso;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.In ti, Belsazar, sin njegov, si nisi ponižal srca svojega, čeprav si vedel to vse.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.벨사살이여 왕은 그의 아들이 되어서 이것을 다 알고도 오히려 마음을 낮추지 아니하고
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Men du Belsasar, hans sønn, har ikke ydmyket ditt hjerte, enda du visste alt dette;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Men du, Belsassar, hans son, som har vetat allt detta, har ändå icke ödmjukat ditt hjärta,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Men du, Belsazzar, hans Søn, har ikke ydmyget dit Hjerte, skønt du vidste alt dette;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Mutta sinä, hänen poikansa Belsassar, et ole nöyryyttänyt sydäntäsi, vaikka tämän kaiken tiesit;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Pero tú, su hijo Belsasar, a pesar de que sabías todo esto, no has humillado tu corazón
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Tetapi putranya, yaitu Tuanku sendiri, tidak mau merendahkan diri, meskipun Tuanku tahu semuanya itu
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Tu, Baldassàr suo figlio, non hai umiliato il tuo cuore, sebbene tu fossi a conoscenza di tutto questo
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Ty také, synu jeho Balsazaře, neponížil jsi srdce svého, ačkolis o tom o všem věděl.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Ty, też, Balsazarze, synu jego! nie upokorzyłeś serca swego, chociażeś to wszystko wiedział.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Und du, Belsazer, sein Sohn, hast dein Herz nicht gedemütigt, ob du wohl solches alles weißt,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.U, zijn zoon Belsazar, was van dit alles op de hoogte, maar u hebt u desondanks niet vernederd.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Και συ ο υιος αυτου, ο Βαλτασαρ, δεν εταπεινωσας την καρδιαν σου, ενω εγνωριζες παντα ταυτα
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.А ти, негов внук, Валтасаре, не си смирил сърцето си, ако и да знаеше всичко това,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.И ты, сын его Валтасар, не смирил сердца твоего, хотя знал все это,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.ואנתה ברה בלשאצר לא השפלת לבבך כל קבל די כל דנה ידעת׃
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.وانت يا بيلشاصر ابنه لم تضع قلبك مع انك عرفت كل هذا.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.伯 沙 撒 阿 、 你 是 他 的 兒 子 、 〔 或 作 孫 子 〕 你 雖 知 道 這 一 切 、 你 心 仍 不 自 卑
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.伯沙撒阿 、 你 是 他 的 兒子 、 〔 或 作孫子 〕 你 雖 知道 這 一切 、 你 心 仍 不 自卑
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Hvis det er for at se barnet, - - må du gerne komme.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Jak wpadniesz czasem zobaczyć mojego wnuka, będzie w porządku.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Jos tulette joskus katsomaan lastenlastani, se kyllä sopii.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.No me importaría que vinieras de vez en cuando a ver a mi nieto.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Om du kommer hit för att titta på barnet- -så går det bra.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Se dovessi venire a trovare il mio nipotino, allora va bene.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Se viesse de vez em quando para ver o meu neto, não haveria problema.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Αν θες να έρχεσαι να βλέπεις και το εγγόνι μου, δεν θα είχα πρόβλημα.
Arada bir torunumu görmeye gelirsen, sakıncası olmaz.Если будешь изредка приходить к моему внуку, тогда можно.
Aşağıda torunu tütün tarlasını bir katırla sürüyor olurdu.Abajo, estaba su nieto cultivando el campo de tabaco con una mula.
Aşağıda torunu tütün tarlasını bir katırla sürüyor olurdu.Az unokája lent egy öszvérrel szántotta a dohányültetvényt.
Aşağıda torunu tütün tarlasını bir katırla sürüyor olurdu.En bas, il y avait son petit fils labourant le champs de tabac avec sa mule.
Aşağıda torunu tütün tarlasını bir katırla sürüyor olurdu.Giù, c'era suo nipote che coltivava il campo di tabacco con un mulo.
Aşağıda torunu tütün tarlasını bir katırla sürüyor olurdu.Haar kleinzoon ploegde het tabaksveld met een muilezel.
Aşağıda torunu tütün tarlasını bir katırla sürüyor olurdu.저 아래쪽엔, 할머니의 손자가 노새를 끌고 담배 밭을 경작하고 있었죠.
Aşağıda torunu tütün tarlasını bir katırla sürüyor olurdu.Mai jos, nepotul ei ara câmpul de tutun cu un măgar.