Tıka basa dolu olan o trende havasızlıktan öleceğimi düşündüm.I thought I was going to suffocate on that train, which was absolutely packed.
Biz tıpatıp aynıyız.We're one and the same.
Homeopatik tıpta doz aşımı yapamazsınız.You can't overdose on homeopathic medicine.
Çirkin timsah gölette uyuyor.The ugly crocodile is sleeping in the pond.
Tianjin'de büyük bir patlama meydana geldi.A huge explosion occurred in Tianjin.
Tom çitin üzerine tırmandı ve ağaçtan birkaç elma kopardı.Tom climbed over the fence and picked some apples from the tree.
Mary'nin büyükbabası tırpanla hasat kaldırırdı.Mary's grandfather used to harvest by scythe.
Tom tıkılı kaldı.Tom got stuck.
Bu ilaç tıkalı burun için harikalar yaratacaktır.This medicine will do wonders for a stuffed nose.
Tom ayak tırnaklarını kesmediği için çorapları delindi.Tom got holes in his socks from not cutting his toenails.
Tıpatıp benimki gibi görünüyor.It looks exactly like mine.
Tiyatroya giderken Yoko'ya rastladım.I ran into Yoko on the way to the theater.
O beni titretti.He made me shiver.
O tiyatroya gitmeyi gerçekten sever.He really likes going to the theater.
Tiyatroya gitmemizi önerdi.She suggested that we go to the theater.
Tıp fakülteleri pahalıdır.Medical schools are expensive.
Pazartesi sabahı tipikti.Monday morning was typical.
Yollar tıkalı.Roads are blocked.
Onlar tıbbi malzeme getirdiler.They brought medical supplies.
Tamam tuşuna tıklayın.Click the OK button.
Tom; Mary, John ve Alice'le birlikte dağa tırmandı.Tom climbed the mountain with Mary, John and Alice.
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.Click here for details.
Ayrıntılı bilgi için burayı tıklayın.Click here for details.
Bence köpekler tıpkı insanlar gibi acı hissediyorlar.I think dogs feel pain just like people do.
Ben bağlantıyı tıklamadım.I didn't click the link.
Gönüllüler bir tişört alacak.Volunteers get a T-shirt.
Tom uysal bir tip.Tom is the easy-going sort.
Onlar bizden tiksiniyor.They hate our guts.
Tom benden tiksiniyor.Tom hates my guts.
Uzun boylu adam tiksindirici bir biçimde güldü.The tall man laughed obnoxiously.
Giriş yapmak için buraya tıklayın.Click here to log in.
Market tıka basa doluydu.The market was packed.
Tom bir tiyatro sahibidir.Tom owns a theater.
Konferans salonu tıka basa doluydu.The auditorium was packed.
Kilise tıka basa doluydu.The church was packed.
Tom tıbbi tedaviyi kabul etmedi.Tom refused medical treatment.
Kayıt olmak için buraya tıklayın.Click here to register.
Tıbbi malzemeler tükeniyor.Medical supplies are running out.
Saat tik tak ediyordu.The clock was ticking.
Tom'un tipi değilsin.You're not Tom's type.
O, onu bağladı ve onun ağzını tıkadı, sonra onu vahşice dövmeye başladı.She tied him up and gagged him, then she started to beat him savagely.
Yarış bisikletçileri bacaklarını tıraş ederler.Racing cyclists shave their legs.
Birçok kadın bacaklarını tıraş etmesine rağmen, Mary tıraş etmez.Even though many women shave their legs, Mary doesn't.
O herhangi tipte heyecan göstermedi.She didn't display any type of emotion.
Mary tişörtünü dikkatle katladı.Mary folded her T-shirt carefully.
Bizim daha fazla ticaret anlaşmasına ihtiyacımız var.We need more trade agreements.
Daha fazla ticarî anlaşmalara ihtiyacımız var.We need more trade agreements.
Ne kadar sıklıkla tıraş olursun?How often do you shave?
Her gün tıraş olur musun?Do you shave every day?
Tom sık sık kravat boyalı tişört giyer.Tom often wears tie-dyed T-shirts.
Yılan tıslar.The snake hisses.
Ekranın sağ üst köşesindeki "giriş tuşuna" tıklayın.Click on "log in" at the top-right corner of the screen.
Mary bir tırnak teknisyeni.Mary is a nail technician.
Mary'nin çok renkli tırnakları var.Mary has multicolored fingernails.
Tinder bir popüler online tanışma uygulaması.Tinder is a popular online dating application.
Tinder'deki birçok kişi sadece kısa vadeli bir ilişki arıyor.Many people on Tinder are just looking for a short-term relationship.
Biz o dağa tırmanmak istiyoruz.We want to climb that mountain.
Ne tuhaf bir tip.What a weirdo.
Bebekliğimden beri bana Dicky denilmesine rağmen benim gerçek adım Richard'tır.Although I have been called Dicky since I was a baby, my real name is Richard.
Biz şimdi nereye gidiyoruz? Tiyatroya mı yoksa sinemaya mı?Where are we going now? To the theatre or the cinema?