Televizyon sayesinde kendi odamızda beyzbol maçlarını seyretmenin keyfine varabiliyoruz.Thanks to television, we can enjoy watching baseball games in our rooms.
Televizyonda gösterilen şey, sanki, toplumun neye benzediğinin bir yansımasıdır.What is shown on television is, as it were, a reflection of what society is like.
Televizyonun da bazı dezavantajları olduğu doğrudur.It is true that television also has some disadvantages.
Televizyondan söz etmişken, bugünlerdeki favori gösteriniz hangisidir?Speaking of television, what is your favorite show nowadays?
Şirket televizyonda yeni bir araba tanıtımı yapıyor.The company is promoting a new car on TV.
Televizyonda eski bir film izledim.I watched an old movie on TV.
Futbol maçını televizyondan izlemek eğlenceliydi.Watching the football game on television was fun.
Ben televizyonda futbol izlemekten hoşlanırım.I enjoy watching soccer on TV.
Bir televizyon seti istiyorum, ama bir tane satın almaya param yetmez.I want a television set, but I can't afford to buy one.
Televizyonun kitapların yerini alacağını sanmıyorum.I don't think TV will ever take the place of books.
Televizyon çalışmıyor.The television doesn't work.
Televizyonum bozuldu.My TV has broken down.
Televizyondan gelen en küçük bir ses bile konsantrasyonumu bozuyor.Even a small sound from the TV interferes with my concentration.
Televizyonsuz hayatın nasıl olabileceğini hayal edebiliyor musunuz?Can you imagine what life would be like without television?
Televizyon açıktı.The TV was turned on.
Televizyon her zaman açıktı.The TV was on all the time.
Televizyon hep açıktı.The TV was on all the time.
Terry onu görmeden önce sigaranı söndürsen iyi olur.You'd better put your cigarette out before Terry sees it.
Terasta bir masa alabilir miyiz?Could we have a table on the terrace?
Yarın tekrar görüşürüz.See you again tomorrow.
Sen hiç Tennyson'un şiirlerini okudun mu?Have you ever read any Tennyson poems?
Tenis oynar mısın?Do you play tennis?
Bazı delikanlılar tenis oynar diğerleri futbol.Some boys play tennis and others play soccer.
Tenis oynamak eğlenceli.It's fun to play tennis.
Tenis oynamayalım.Let's not play tennis.
Tenis oynamak çok eğlencelidir.Playing tennis is a lot of fun.
Tenis oynamak onun hobisidir.Playing tennis is his hobby.
Tenis oynamak benim için kolay.It is easy for me to play tennis.
Tenis oynamak kolaydır.It is easy to play tennis.
Tenis oynayalım. 10.30 için bir kort ayırttım.Let's play tennis. I've booked a court for 10:30.
Tenis oynamaya ne dersin?How about playing tennis?
Ben tenis oynamayı seviyorum.I like to play tennis.
"Tenis oynayalım." "Evet oynayalım.""Let's play tennis." "Yes let's."
Günde bir saat tenis oynarım.I play tennis an hour a day.
Tenis ve golf gibi sporları sevmiyorum.I don't like such sports as tennis and golf.
Tenis benim en sevdiğim spordur.Tennis is my favorite sport.
Tenis oynamaya düşkün değil misin?Aren't you fond of playing tennis?
Teniste iyi misin?Are you good at tennis?
İyi tenis oynar mısın?Are you good at tennis?
Tenis öğrenciler arasında çok popülerdir.Tennis is very popular among students.
Tenis raketini sıkıca kavradı.He gripped the tennis racket tightly.
Tenislerdekilerle karşılaştırılabilen dört büyük golf turnuvası hangileridir.What are the four major golf tournaments comparable to the ones in tennis?
Niçin tenisi denemiyorsun?Why don't you give tennis a try?
Tenis ve golf oynamaktan hoşlanırım.I like playing tennis and golf.
Teniste seninle boy ölçüşeceğim.I'll take you on at tennis.
Bende tenisçi dirseği var.I have tennis elbow.
Teniste kimse onunla maç yapamaz.No one can match him at tennis.
Ben bir tenis kulübünün üyesiyim.I belong to a tennis club.
İyi bir tenisçisin.You are a good tennis player.
Tenis oynamak istiyorum.I'd like to play tennis.
Tepeye tırman.Climb to the top.
Ted amca, pandaları göstermek için bizi hayvanat bahçesine götürdü.Uncle Ted took us to the zoo in order to show us the pandas.
Ted onu uzun bir süre bekledi.Ted waited for her for a long time.
Ted mezuniyetten sonra yurt dışına gitmeyi sabırsızlıkla bekliyor.Ted is looking forward to going abroad after graduation.
Ted trompet çalmayı seviyorTed likes playing the trumpet.
Ted İngilizce öğretmekte yetersiz.Ted doesn't have the competence to teach English.
Ted, karısı Elizabeth'i seviyor.Ted loves his wife Elizabeth.
Ted'in oyunu kazanacağı belliydi.Ted was certain of winning the game.
Ted'in öksürüğünün sigara içmekten kaynaklandığından eminim.I'm sure that Ted's cough is due to smoking.
Ted beni aradığında, ev ödevimi henüz bitirmiştim.I had just finished my homework when Ted phoned me.