Parvana, Taliban kontrolündeki Afganistan'da yaşayan bir kız çocuğudur.Parvana ist ein 11-jähriges Mädchen, das im afghanischen Kabul unter der Kontrolle der Taliban lebt.
EUH401 insan sağlığına ve çevreye yönelik riskleri önlemek için, kullanma talimatlarına uyun.EUH401 Zur Vermeidung von Risiken für Mensch und Umwelt die Gebrauchsanleitung einhalten.
P201 Kullanmadan önce özel talimatları okuyun.P201 Vor Gebrauch besondere Anweisungen einholen.
8 Temmuz 1996 tarihinde üçüncü albümü Gönlünüze Talibim'i çıkardı.Am 8. Juli 1996 kam das dritte Album Gönlünüze Talibim in die Läden.
Ülkedeki Taliban bağlantılı gruplar.In den Händen der Taliban.
1992 yılında Taliban tarafından ülkesi işgal edilince ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Als die Taliban 1992 die Kontrolle über Afghanistan übernahmen, musste sie ihr Land verlassen.
Erez ve şoförü Talip Yener, yaşamını yitirdi.Der Triebwagenführer und die Zugführerin verloren ihr Leben.
Bunun yanında Taliban ve El-Kaide de pes etmedi.Auch dabei wurden keine Taliban- oder al-Qaida-Truppen bekämpft oder gefangen.
1997'de Taliban'ın kadın hastalıkları ve sağlığını yok sayması konusu dile getirildi.1997 prangerte sie die Weigerung der Taliban an, eine Gesundheitsvorsorge für Frauen einzuführen.
Sonuçta gerçekten iyi bir insan talihsiz bir şekilde öldü.Ein guter Freund verunglückt tödlich.
Taliban'ın 1996'da Kabil'i ele geçirmesiyle Tacikistan'a geçti.1996 übernahmen die Taliban die Macht in Kabul.
Bu kombinasyona Konstantinos’un kendi oğlu Romanos'a politik talimatlar eklenmiştir.Zu dieser Kombination kamen noch die politischen Ratschläge Konstantins an seinen Sohn.
Ben ona talim-terbiyye vermiş ve bu seviyeye ulaşılmıştır".Er überwältigt diesen und bringt ihn gefesselt in den Ort.
İlef'teki en önemli mekânlardan birisi şüphesiz Mahmut Tali Öngören Salonu'dur.Ortsvermittlungsstellen (VE:O, alte Bezeichnung: DIVO) bilden die unterste Ebene.
Bazı talimatlar verir.Erteilung von Weisungen.
Karlos, Posa’ya kendi talihsizliğini ve Kral’ın vefasızlığını haber verir.Karlos berichtet Posa von seinem Missgeschick gegenüber der Eboli und von der Untreue des Königs.
Beckett'ın tipik tarzına uygun olarak, sahne talimatları oldukça detaylı ve kesindir.In für Beckett typischer Weise sind die Regieanweisungen sehr detailliert.
Bilim Bakanlığının talimatı ile 1991'den 2000'e kadar Aschaffenburg şehrinde yeni bir fakülte açılmıştır.Von 1991 bis 2000 baute sie im Auftrag des Wissenschaftsministeriums eine neue Abteilung in Aschaffenburg auf.
13 Ekim 1944'te Raf Bomber Command'a „Operation Hurricane“'ni başlatma talimatı verildi.Am 13. Oktober erhielt das RAF Bomber Command die Anweisung zur Durchführung der „Operation Hurricane“.
Eylül 1939 başlarında siyasi karşıtların öldürülmeleri talimatını verdi.Ab Anfang September 1939 gab er Anweisungen zur „Sonderbehandlung“ (Ermordung) politischer Gegner.
İmâm Câ’fer Menâkıbi’ne göre: “Eğer tâlip günahını saklarsa, Tarikât-ı Âliyye’de kezzâptır.Die Schahāda im Adhan lautet: Aschhadu an lā ilāha illā ʾllāh (zweimal).
30 şüpheli için gözaltı kararı yazdı, ancak Emniyet Müdürlüğü savcının talimatını uygulamadı.Frisch gibt an, dass er den Polizisten nicht erschossen hätte, trotzdem erlässt der Staatsanwalt Haftbefehl.
Talimat veren elebaşılarından da soracağız.Fragen an den Dirigenten.
Diğerleri taliptir.Herausgeber Die Anderen.
Önceli olan SODEP ve HP'nin, dolayısıyla CHP'nin oylarına talip olmuştur.Mit ihren Vorgängerparteien der SODEP und der HP war sie auf die Stimmen der CHP aus.
Örneğin "yol"a gönül vermiş olana "tâlip" denir.Als Beispiel sei die Route "Gusta" genannt.
Hua ilçemizde çeşitli talihsizlikler meydana geldi.Konrad, du hast viel Unglück über unser Haus gebracht.
Bu uyarlama Talimhane Tiyatrosu tarafından Mehmet Ergen'in yönetmenliğinde sergilendi.Diese Aufführung im Sängerheim wurde daher von Eduard Kremser geleitet.
Futbol hayatı, bu iki talihsizlikle başladı.Mit zwei Unentschieden startete die Mannschaft eher unglücklich in den Wettbewerb.
Ancak aslında ilk yılı birçok talihsizlikle sonuçlanmıştı.Allerdings waren die ersten Jahre auch von vielen Unglücken geprägt.
Talihsiz olaylar sonucu Crassus evini terk etmiştir.Nach diesem Misserfolg zog sich Locci aus der Branche zurück.
Kaynaklarda Hun urugu (grubu) olarak Tali adlı bir boydan söz edilir.Das Wort ba dimma (nach anderer Deutung fura), wird dabei als Quelle genannt.
Aynı zamanda Helen'in taliplilerinin arasındaydı. Truva Atı'nın içinde saklanmış olan adamlardan biridir.Er befand sich auch unter den Helden im Trojanischen Pferd.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.Das ist komisch und tragisch zugleich “.
1753 yılında bu talihi sona ermiştir.Aus diesen Verhältnissen schied er im Jahr 1753.
SinemaTürk'te Bu Talihimin Canına OkuyacağımKann sein, daß ich mich verspäte ins Kino.
Bu bilim için bir talihsizlikti.Ein Erbe für die Wissenschaft.
Şans, talih anlamında kullanılır.Das bedeutete Glück im anspruchsvollsten Sinn.
Ne var ki talihsizlik ve yokluk, burada da peşini bırakmaz.Blindheit und Lügen lassen ihn dabei nicht weit kommen.
Marcelle adını verdikleri bu talihsiz kız çocuğu 2 yaşında menenjitten öldü.Die kleine Marcelle starb im Alter von zwei Jahren an einer Hirnhautentzündung.
Parvana, Taliban kontrolündeki Afganistan'da yaşayan bir kız çocuğudur.Parvana est une jeune fille vivant à Kaboul en Afghanistan, contrôlé par les talibans.
Bazı talimatlar verir.Je donne des instructions.
Örgüt, 2001 yılına kadar Taliban nedeniyle gizli çalışmıştır.Cette association a travaillé en secret, jusqu'en 2001, en raison du régime des talibans,,.
Bazıları ise Yahudileri bu talihsizlik ve genel olarak Suriye'nin kaybından sorumlu tuttu.Nombreux furent ceux qui blâmèrent les Juifs pour ce malheur et la perte de la Syrie.
1996: Taliban kurulan Taliban yönetiminin liderliğindeki Afganistan İslami hareket.1996 : mouvement islamique en Afghanistan conduit par les Taliban.
Kente yakın olan iki tane önemli arkeolojik alan da bulunur: Talietumu ile Tonga Toto.Près de la localité se situent deux sites archéologiques : Talietumu et Tonga Toto.
Olağanüstü performansı birçok Avrupa kulüplerinin talip olmasını sağladı.Ses bonnes performances lui valent l'attrait de nombreux clubs européens.
Şu talihsizliğimize bakınız ki Küçük Asya'da çıktı.Cette victoire eut un énorme retentissement en Asie Mineure.
Will.i.am ve Taboo, Fergie'nin taliplilerini oynamakta olup ve apl.de.ap ise orkestra şefi görevindedir.Fergie, will.i.am et Taboo se donnent la réplique tandis que apl.de.ap joue le chef d'orchestre.
Tali soylular birer birer imparatorluk güçlerine biat ettiler.Les nobles insubordonnés ont dû être écrasés un à un par les forces de l'empereur.
Audaces fortuna juvat Talih cesaret edene güler.Voir Audaces fortuna juvat.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.C'est plein d'espoir et triste à la fois »,.
719'da Tervel, Bizans tahtına talip olan Anastasius'a verdiği desteği geri çekti.En 719, Tervel retire son soutien à Anastase, le nouveau prétendant au trône byzantin.
Ebu Talib'den sonra bana, ondan daha çok iyilik eden birisi olmamıştır."Elle était la personne la plus gentille pour moi après Abu Talib ".
Leicester Kontu'nun kulede hapis edildiği hücre: Leicester Kontu talihsizliğine yakınmaktadır.La cellule de la prison de Leicester Leicester déplore son sort.
Grup bu talihsiz olaydan sonra dağıldı.Le groupe se sépare après cette tragédie.
Kimin talimatıyla oluyor bu?Par ordre de qui ?
Kendisi "Yazıyı bana rüya âleminde tâlim ettiler" dermiş.Je répondis : " C'est le témoignage donné par les hommes dans mon rêve.
Gizli ses, çocuk ve Brent'e gizli talimatlar vermeye devam eder.Devenu très faible, Nelson continue à murmurer des instructions à Burke et Scott.
Lindoro ise Nina'ya talip olanları ondan uzaklaştırmak için girişmler yapmıştır.Fred, paniquée, demande à Nina où il est parti.