Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Er was nergens ijs maar een gletsjer begaf het en een zeehond klom erop.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Es gab ringsum kein Eis, aber ein Gletscher versank ins Wasser und eine Robbe saß darauf.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Il n'y avait pas de glace autour de nous. Mais un glacier s'est détaché et un phoque s'est mis dessus.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Không có băng tuyết xung quanh. Nhưng có một tảng băng nổi trên nước và một con sư tử biển trên đó.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.주위에 얼음이 하나도 없었죠. 하지만 저 빙하는 깎였고, 바다표범은 그 속에 들어갔습니다.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Não havia gelo em volta a não ser uma plataforma de gelo na água e para onde uma foca subiu.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Na okolí nebol žiaden ľad, ale do vody sa zosunul ľadovec a tuleň na neho vyliezol.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Nebyl tam žádný led, ale jeden ledovec se propadl do vody a jeden tuleň se na něj dostal.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Nem volt körülöttünk jég, de egy gleccser a folyóhoz ért és egy fóka feljutott rá.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Nie było wokół lodu, ale lodowiec zwalił się w wodę i dostała się na niego foka,
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.No había hielo alrededor sólo un trozo de hielo en el agua con una foca encima.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Non c'era traccia di ghiaccio.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Nu era gheaţă deloc în jur, dar un gheţar s-a prăbuşit în apă şi o focă a ajuns pe el.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Tidak ada es di sekitarnya. tapi sebuah lapisan es muncul dan seekor anjing laut naik ke atasnya.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Ympärillä ei ollut jäätä. Tämä jäätikkö taipui veteen ja hylje nousi sille.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Вокруг не было льда, но в море плавал осколок ледника, и на нём был тюлень.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Навколо не було льоду, але у воді плавав айсберг, на який виліз тюлень.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.Нямаше лед наоколо, а ледник хлътнал във водата и тюлен върху него.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.לא היה קרח מסביב. אבל קרחון התמוטט לתוך המים וכלב-ים עלה עליו.
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.لم يكن هناك جليد في تلك المنطقة ولكن كان هناك كهف جليدي في المياه .. ودخلت اليه فقمة البحر
Etrafta hic buz yoktu, sadece üzerinde bir fokun oturduğu suda bölünmüş bir buzul.少し離れていましたが シロクマはそこに泳いで行くと
Foton enerjisini sudan elektron almak için kullanıyorsunuz yani.전자를 뺏어버리는 것이에요.
Foton enerjisini sudan elektron almak için kullanıyorsunuz yani.바로 여기의 광자의 에너지를 이용해서요 물의
Foton enerjisini sudan elektron almak için kullanıyorsunuz yani.자 그래서 결론적으로 일어나는 것은, 이 광자의 에너지를 이용해서
Foton enerjisini sudan elektron almak için kullanıyorsunuz yani.Pele esencialmente electrones fuera de agua.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.Ed e Greed lo stanno combattendo, ma sono in alto mare.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.Greed i Ed z nim walczą, ale mają duże kłopoty.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.Greed ja Ed taistelevat sitä vastaan, mutta he ovat pulassa.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.Greed och Ed slåss mot honom men de har det svårt.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.Greed og Ed slås mod den, men de har det svært.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.Greed y Ed están luchando contra él, pero lo tienen muy difícil.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.O Greed e o Ed lutam conta ele, mas estão em apuros.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.Μάχονται οι Γκριντ και Εντ μαζί του, αλλά δυσκολεύονται.
Greed ve Ed mücadele ediyor, ama derin sudalar.С ним борются Жадность и Эд, но им приходится тяжело.
Güney Sudan'da 2011 yılında bir referandum yapılacak.남수단은 2011년 예정된 국민투표를 통해
Güney Sudan'da 2011 yılında bir referandum yapılacak.(sekarang sudah menjadi negara Sudan Selatan - Ed.).
Güney Sudan'da 2011 yılında bir referandum yapılacak.בדרום סודן יתקיים משאל עם ב-2011
Güney Sudan'da 2011 yılında bir referandum yapılacak.جنوب السودان في طريقه إستفتاء شعبي في 2011
Güney Sudan'da 2011 yılında bir referandum yapılacak.独立を支持する結果がでることでしょう
Güney Sudan'da.500만의 피난민이 발생한 전쟁이었죠.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.Dans le sud Soudan, une autre guerre civile a vu la même utilisation de la famine comme moyen de génocide.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.Dél-Szudánban egy másik polgárháborúban pusztított a nélkülözés a fajirtás eszközeként.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.În sudul Sudanului, un război civil similar folosea înfometarea ca o metodă de genocid.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.In zuidelijk Soedan werd in een andere burgeroorlog uithongering gebruikt als middel tot genocide.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.남부 수단에 발생한 또다른 내전에서는 비슷하게 굶주림을 대량학살의 도구로서 이용한 일이 있었습니다.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.Myös Etelä-Sudanin sisällissodassa käytettiin nälkiinnyttämistä kansanmurhan välineenä.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.Nel Sudan meridionale, un'altra guerra civile vide l'uso della fame come strumento del genocidio.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.No sul do Sudão, outra guerra civil assistiu a um uso semelhante da fome como forma de genocídio.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.Podczas wojny domowej w południowym Sudanie, głód ponownie stał się narzędziem ludobójstwa.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.В южен Судан, друга гражданска война видя използването на глад като геноцид.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.В южном Судане, во время гражданской войны был использован голод как средство геноцида.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.בדרום-סודן, מלחמת אזרחים נוספת ראתה שימוש דומה ברעב כאמצעי לרצח-עם.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.في جنوب السودان، شهدت حرب أهلية أخرى مماثلة استخدام التجويع كوسيلة من وسائل الإبادة الجماعية.
Güney Sudan'da, başka bir iç savaş açlığın benzer bir kullanımına bir soykırım aracı olarak sahne oldu.大量殺戮に使われました 再び国際NGOが、国連の庇護のもと、大規模な救出作戦を展開し
Güney Sudan'da.והוציאה לגלות חמישה מיליון פליטים.
Güney Sudan'da.وشرّدت خمسة ملايين لاجئ .
Güney Sudan'da.多くの女性が反乱軍や
Güney Sudan hükumetine tavsiye veriyoruz.향후 수 년 내에 새로운 국가로 탄생할 것 입니다.
Güney Sudan hükumetine tavsiye veriyoruz.- независимым государством в течение ближайших лет.
Güney Sudan hükumetine tavsiye veriyoruz.תהיה מדינה חדשה בכמה שנים הבאות.