Bayrak daha önce Sudan Halkın Özgürlük Ordusu/Hareketi tarafından da kullanılmıştır.Voorheen was de vlag in gebruik bij de Soedanese Volksbevrijdingsbeweging.
Bilim insanları Dünya'daki hayatın suda başladığını düşünmektedir.De meeste geleerden denken echter dat het leven op Aarde is ontstaan.
Hatta 5 güne kadar hiç oksijen içermeyen suda hala hayatta kalabildigi tespit edilmiştir.Hoe de vis tot meer dan 10 uur lang kan overleven in het zuurstofarme water is nog niet bekend.
Yüzeyinin altında sıvı sudan oluşan bir okyanus olma ihtimali bulunmaktadır.Ook zou er mogelijk een oceaan van vloeibaar water onder het oppervlak liggen.
Filizlendirme işlemi basittir: Bir avuç tohum/çekirdek bir kap suda bir gün bekletilir.Stekken gaat heel gemakkelijk: een takje in wat water zal binnen een paar dagen wortelen.
Bu nedenle suda çözünür.Het is bijgevolg oplosbaar in water.
"Smoke on the Water", (Türkçe: Sudaki Duman), İngiliz hard rock grubu Deep Purple'ın bir şarkısıdır.Smoke on the Water is een nummer van de Britse hardrockband Deep Purple.
Lanetli Samara sudan korkmaktadır.De bron ligt op de Morne Diablotins.
Böylelikle Sudan, Mısır'ın kontrolü altına girdi.Deze tempel kreeg daardoor de controle over het zuiden van Egypte.
Çiçek açmadan önceki küçük tomurcukları (gebre, kebere, kapari) toplanarak tuzlu suda muhafaza edilir.Mar Menor staat ook bekend om haar goede stranden (Blauwe vlag) en heldere water.
Ben kurban talep etmiyorum, ve saflık dediğin suda olur, insanda değil.Ik heb geen offers nodig en het begrip "zuiver" is bedoeld voor bronwater, niet mensen.
İki alt türü tatlı suda yaşar.Twee ondersoorten hiervan leven in zoetwatermeren.
Bu sürede Dubrovnik, Saraybosna, Sudan, Etiyopya, Vietnam ve Laos'ta faaliyetlerde bulundu.Hij voerde humanitaire opdrachten uit in Dubrovnik, Sarajevo, Soedan, Ethiopië, Vietnam en Laos.
Sudaki çözeltisi zayıf asittir.De oplossing in water is een zwakke base.
Kuşkuşu: Bulgur ile unun küçük yuvarlaklar haline getirilmesiyle ve suda kaynatılmasıyla yapılan yemek.Bij het eten wordt de buis uitgerold en wordt het vloeibare voedsel opgezogen.
Güney Sudan'da endemiktir.Deze soort is endemisch in oostelijk Soedan.
Mistura, BM'de ilk görevine 1971'de Sudan'da Dünya Gıda Programı sorumlusu olarak başladı.Yunus begon met het bestrijden van armoede tijdens een hongersnood in Bangladesh in 1974.
En çok etkilenen ülke Güney Sudan’dır.Het laatste land dat werd toegevoegd was Zuid-Soedan.
Michael'ın dikkati tuvaletten sızan sudaydı.Michael komt terug van het toilet.
Beşik sete yaklaştığında sudan çıkarılmış ve içinde uyumakta olan bir bebek göze çarpmış.Er bleek een baby in te liggen die rustig en droog lag te slapen.
Gözlerinin bir kısmı suda, bir kısmı havada görür.Bij binnenkomst in Ølgod (vanuit Varde) valt meteen de Watertoren in het oog.
Suda Kalesi'ni kuşattı.Ze omsingelen het paleis.
Suda Na2CO3 + H2O → NaOH + NaHCO3 biçiminde çözünür.Eerst worden Na2CO3 en NaOH opgelost zodat er een basische oplossing ontstaat.
Suda yaşayan omurgasız hayvanlar ise solungaçlarıyla solunum yapar.Op land levende dieren ademen via de longen.
Yüzmeyi bilmez, bilmediği için de sudan çok korkar.Met angst leren zwemmen is bijna onmogelijk.
Kente, orada bulunan tbili (ılık) sudan dolayı Tbilisi adı verilir.Zij noemden de stad Ak-Ink: overvloed aan water.
İşte o anda ben sudaki balık kadar mutlu olurum tabii.In die tijd maakte men zich al net zo druk over overbevissing in de Noordzee als tegenwoordig.
Tuzlu suda yaşayanları da, tatlısuda yaşıyanları da vardır.In de poel huizen ook watersalamanders en heidekikkers.
Suda çözünürler.In het water vallen.
Yüksek sıcaklıktaki suda, çözünürlüğü çok daha yüksektir.In warm water is ze meer oplosbaar.
.ss, Güney Sudan'ın internet ülke üst seviye alan adı (ccTLD) kodudur..ss is het topleveldomein (ccTLD) van Zuid-Soedan.
Yüzen kanat suda yüzebilen ve havada uçabilen, dev bir martıya benzeyen bir yaratıktır.Dit is een wezen dat op een zeemonster lijkt maar wel door de lucht vliegt.
Yuvalar genellikle suya yakın ağaçlarda bazen de bataklıklarda ya da suda bulunan küçük adacıklardadır.Met name kleine kinderen verdrinken soms al in kleine plasjes water of in een ligbad.
Düşen uçaktan Steve'i baygın halde sudan çıkarır.In de kerker ontdekt ze Steve.
2007'den önce ülkede Sudan dinarı kullanılmakta idi.Ook Soedan zou tot 2007 de Soedanese dinar als eenheidsmunt blijven gebruiken.
Zira, bu asit suda çözünmemektedir.Cyclohexaan is niet oplosbaar in water.
Suda yüzerken rahatça etraflarını görür, işitir ve solunum yaparlar.(Heupwiegend loopt hij rond, overal luistert hij, zijn ogen lonken.
Omurgalı hayvanlar oksijen ya sudan veya havadan alırlar.Het dier haalt met behulp van de kieuwen voedsel en zuurstof uit het water.
2-hidroksiazulenin sudaki pKa değeri 8.71dir.In water bedraagt de pKa-waarde −2,8.
Vücudumuzun ne kadarı sudan oluşuyor.Hoeveel van ons lichaam bestaat uit water?
Bir bardak suda fırtına koparır.Hij creëert een storm in een glas water.
Şeker suda çözünür.Suiker lost op in water.
Hava, sudan hafiftir.Lucht is lichter dan water.
Soğuk su, sıcak sudan daha yüksek bir yoğunluğa sahiptir.Koud water heeft een hogere dichtheid dan warm water.
Oğlu cevap verdi: “Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.”Rzekł mu na to ów starzec: "Ja jestem ziemski duch, potomek Rodzica Wielkich Gór.
Bazı kuşlar batıya doğru giderek Sudan'ın batısına, Çad'a ve Nijerya'ya kadar ulaşabilirler.Niektóre ptaki kierują się na zachód do zachodniego Sudanu i Czadu i mogą docierać do Nigerii.
Bayrak daha önce Sudan Halkın Özgürlük Ordusu/Hareketi tarafından da kullanılmıştır.Flaga ta wcześniej była używana przez Ludową Armię Wyzwolenia Sudanu.
Bunlar suda çözündükleri zaman kendini meydana getiren tuzların iyonlarına ayrışmazlar.Dochodząc do węzła nie rozwidlają się one, co odróżnia je od kalamitów.
9 Ocak — Güney Sudan'da bağımsızlık referandumu yapıldı.9 stycznia – w Sudanie Południowym odbyło się referendum niepodległościowe.
Mayıs 2012'de yine Sudan ile Güney Sudan arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştır.W kwietniu 2012 wybuchła wojna pomiędzy Sudanem i Sudanem Południowym.
Sudan çok korkar.Panicznie boją się wody.
Bilim insanları Dünya'daki hayatın suda başladığını düşünmektedir.Naukowiec chce dzięki niej rozwiązać problem głodu na świecie.
Suda yaşayan omurgasız hayvanlar ise solungaçlarıyla solunum yapar.Larwy owadów żyjące w wodzie oddychają skrzelotchawkami.
2005 yılı Ocak ayında Sudan hükümeti ile Kapsamlı Barış Anlaşması imzalandı.Porozumienie pokojowe między rządem a bojownikami z Południa podpisano w styczniu 2005 roku.
2011 - Güney Sudan'da bağımsızlık referandumu yapıldı.Rozpoczęło się referendum niepodległościowe w Sudanie Południowym.
Suda yemek yer, ürer ve uyur.W wodzie je, śpi i rozmnaża się.
SPT, suda kolayca çözünür. pH-nötr bir sıvıdır.Jest łatwo rozpuszczalny w wodzie – roztwór ma barwę fioletową.
Sudan, Ocak 1956'da bağımsızlığını kazandı.Sudan uzyskał niepodległość 1 stycznia 1956.
Fırıncılar günlük olarak ekmek çıkartırdı ve şarap, sudan sonra en önemli içecekti.Grecy upowszechnili wino jako napój codzienny oraz uczynili z niego najważniejszy towar eksportowy.
Alkali metal tuzları suda çözünebilir.Sole metali alkalicznych dobrze rozpuszczają się w wodzie.