Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Họ đã phải nộp đơn xin phá sản mùa thu năm ngoái vì hệ thống mạng của họ đã bị phá hủy.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Il a fait faillite l'automne dernier parce qu'il a été piraté.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Im letzten Herbst musste es Insolvenz anmelden, denn DigiNotar war gehackt worden.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Jesienią ogłosili bankructwo, Jesienią ogłosili bankructwo, bo ktoś się do nich włamał.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.인증 기관입니다. 정확히 말하면 인증 기관이었죠. 이 기관은 해킹을 당한 후
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Menuju ke kebangkrutan lalu jatuh karena mereka disusupi.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Minulý podzim zbankrotovala, kvůli tomu, že byla nabourána.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Stava andando in bancarotta lo scorso autunno dopo l'attacco di alcuni hacker.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Zkrachovali minulú jeseň pretože ich niekto hackol.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Χρεοκοπούσε το περασμένο Φθινόπωρο επειδή δέχτηκε διαδικτυακή επίθεση.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.Бяха обявени в несъстоятелност миналата есен, защото бяха хакнати.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.То есть, представлял. Компания была объявлена банкротом прошлой осенью из-за атаки хакеров.
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.הממוקמת בהולנד. או ליתר דיוק, הייתה. היא פשטה את הרגל
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.من هولندا او في الواقع , كانت كذلك حيث اتجهت نحو الافلاس
Sertifika Kurumu -- daha doğrusu, öyleydi. geçen sonbahar iflas ediyorlardı çünkü saldırıya uğramışlardı.いや 認証局でした ハックされたことが元で この秋に
Şimdi, bazıları dört takımın dört mevsimi temsil ettiğini söylerler. İlkbahar, yaz, sonbahar ve ...Niektórzy twierdzą, że cztery kolory symbolizują cztery pory roku: wiosnę, lato jesień i ...
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.A cause du froid, le paresseux ne laboure pas; A la moisson, il voudrait récolter, mais il n`y a rien.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.A hideg miatt nem szánt a rest; aratni akar majd, de nincs mit.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Dla zimna leniwy nie orze; przetoż żebrać będzie we żniwa, ale nic nie otrzyma.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.El perezoso no ara al comienzo de la estación; buscará en el tiempo de la siega y no hallará
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Il pigro non ara d'autunno, e alla mietitura cerca, ma non trova nulla
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.게으른 자는 가을에 밭 같지 아니하나니 그러므로 거둘 때에는 구걸할지라도 얻지 못하리라
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Lenoch neoře pro zimu, pročež žebrati bude ve žni, ale nadarmo.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Leňoch neorie pre zimu, a potom žiada v žatve, ale nieto.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Lenuh noče orati zaradi zime, zato bo beračil ob žetvi, a ničesar ne dobi.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.När hösten kommer, vill den late icke plöja; därför söker han vid skördetiden förgäves efter frukt.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Om Efteråret pløjer den lade ikke, han søger i Høst, men finder intet.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Om vinteren vil den late ikke pløie, derfor søker han forgjeves efter grøde om høsten.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.O preguiçoso não lavra no outono; pelo que mendigará na sega, e nada receberá.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Syksyllä ei laiska kynnä; elonaikana hän tyhjää tapailee.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Toamna, leneşul nu ară; la secerat, ar vea să strîngă roade, dar nu este nimic! -
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Um der Kälte willen will der Faule nicht pflügen; so muß er in der Ernte betteln und nichts kriegen.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Vì có mùa đông kẻ biếng nhác chẳng cày ruộng; Qua mùa gặt nó sẽ xin ăn, nhưng chẳng được gì hết.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Vì có mùa_đông kẻ biếng_nhác chẳng cày ruộng ; Qua mùa gặt nó sẽ xin ăn , nhưng chẳng được gì hết .
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Ленивец зимою не пашет: поищет летом – и нет ничего.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.Ленивият не иска да оре, поради зимата, Затова, когато търси във време на жътва, не ще има нищо.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.מחרף עצל לא יחרש ישאל בקציר ואין׃
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.الكسلان لا يحرث بسبب الشتاء فيستعطي في الحصاد ولا يعطى.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.懶 惰 人 因 冬 寒 不 肯 耕 種 . 到 收 割 的 時 候 、 他 必 討 飯 、 而 無 所 得
Sonbaharda çift sürmeyen tembel, Hasatta aradığını bulamaz.懶惰 人 因 冬寒 不 肯 耕種 . 到 收割 的 時候 、 他 必討飯 、 而 無所得
Sonbaharda evleneceğiz zaten, onu yine yaparız, söz veriyorum.Então casaremos no Outono também, prometo.
Sonbaharda evleneceğiz zaten, onu yine yaparız, söz veriyorum.Mira, de todas formas nos casaremos en otoño... ...y también haremos eso. Lo prometo.
Sonbaharda evleneceğiz zaten, onu yine yaparız, söz veriyorum.Nézd, ősszel úgyis összeházasodnánk, nem marad el az sem, ígérem.
Sonbaharda evleneceğiz zaten, onu yine yaparız, söz veriyorum.On doit se marier à I'automne et ça, on le fera aussi. Je le promets.
Sonbaharda evleneceğiz zaten, onu yine yaparız, söz veriyorum.Oricum, o să ne căsătorim la toamnă, şi o să facem şi asta, promit.
Sonbaharda evleneceğiz zaten, onu yine yaparız, söz veriyorum.We trouwen hoe dan ook al in de herfst.
Sonbaharda evleneceğiz zaten, onu yine yaparız, söz veriyorum.سنتزوج في الخريف على أي حال و سنفعل هذا أيضاً، أعدك
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.A všimli si, že na podzim z hus dostávají právě ten úžasný, sladký, lahodný tuk.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.E in autunno videro che c'era questo naturale, meraviglioso, dolce, delizioso grasso d'oca.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.És látták, hogy ősszel itt van ez a természetes, gyönyörű, édes és finom libazsír.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Et ils ont vu qu'en automne il y avait une graisse naturelle, belle, douce, et délicieuse chez les oies.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Ja he huomasivat syksyllä, että luonnollista, kaunista, makeaa, herkullista rasvaa sai hanhesta.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.그리곤 가을에 자연적이면서 달콤하고 맛있는 거위 기름을 발견 하게 되죠.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Lalu mereka mengamati pada musim gugur ada sesuatu alami, lemak angsa yang cantik, manis, dan lezat.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Och de upptäckte att på hösten fanns det naturliga, vackra, söta, utsökta fettet från gäss.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Și au observat că toamna, în mod natural, gâștele aveau o grăsime dulce, delicioasă.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Und sie sahen, dass es im Herbst dieses schöne, süße, schmackhafte Gänsefett gab.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Y en otoño vieron que existía esta grasa, natural, preciosa, dulce, deliciosa procedente de los gansos.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Ze zagen dat er tijdens de herfst dit natuurlijke, prachtige, zoete en heerlijke ganzenvet was.
Sonbaharda görmüşler ki, bu doğal güzel, tatlı, lezzetli kaz yağı olabilir.Zobaczyli, że jesienią jest naturalny, wspaniały, słodki, pyszny tłuszcz z gęsi .