Bir bankacılık skandalı Capitol Hill'i baştan başa süpürüyor.A banking scandal is sweeping across Capitol Hill.
O skandal onun şöhretine mal oldu.That scandal cost him his reputation.
Skandal şirketin itibarını zedeledi.The scandal hurt the company's reputation.
Bu skandal, şirketimizin kamuoyundaki imajına ciddi olarak zarar verdi.This scandal has severely damaged the public image of our company.
Bildiğim kadarıyla, onun skandalla bir ilgisi yok.As far as I know, she has nothing to do with that scandal.
Skandalla hiçbir ilgim yok.I have nothing to do with the scandal.
O, skandal için bana tuzak kurdu.He set me up for the scandal.
Onun hakkında bir skandal var.There is a scandal about him.
Onun kliniği, skandaldan sonra birçok hasta kaybetti.His clinic has lost many patients since the scandal.
Onun skandalla ilgili yapacak harika bir anlaşması vardı.He had a great deal to do with the scandal.
Skandala karıştığını itiraf ediyor.He admits being involved in the scandal.
Kariyerinin zirvesindeyken, bir skandal onun çöküşüne neden oldu.When he was at the acme of his career, a scandal brought about his downfall.
Onun siyasi skandalla alakalı olduğu söyleniyor.He is said to have something to do with the political scandal.
O, genişleyen bir rüşvet skandalıyla ithaf edilen ilk ulusal siyasetçi.He is the first national politician to be named in a widening corruption scandal.
Skandalı ortaya çıkaracak cesareti vardı.He had the courage to expose the scandal.
Sanırım onun skandalla bir ilgisi var.I think he has something to do with that scandal.
Skandalla ilgili yapacak bir şeyleri var.They have something to do with the scandal.
Muhalefet partisi hâlâ ısrarla skandal üzerinde duruyor.The opposition party is still harping on the scandal.
Skandal onun kariyerini mahvetti.The scandal ruined his career.
Onun seks skandalı serpintisi sırasında yüzünü korumak için saçma bir girişimde bulundu.He made a farcical attempt to save face during the fallout of his sex scandal.
O skandala asla karışmadım.I was never involved with that scandal.
Tom'un skandala karıştığını sanmıyorum.I don't think Tom was involved in the scandal.
Bu ulusal bir skandaldı.It was a national scandal.
O mali skandala neden olan asıl kişi ABC yatırım bankasının başkanıdır.The main person who caused that financial scandal is the president of ABC investment bank.
Skandal, kariyeri için bir engeldi.The scandal was an obstacle to his career.
Tom'un skandalla bir ilgisi yoktu.Tom didn't have anything to do with the scandal.
O henüz yeterince büyük bir skandal değil.It's not yet a big enough scandal.
O, skandalın parçası değildi.He wasn't part of the scandal.
Bir skandal var mıydı?Was there a scandal?
O aniden bir skandal yarattı.She made a fuss for no good reason.
Bu skandal muhtemelen seçilme şansınızı mahvedecek.This scandal will likely ruin your chances of being elected.
Dan yerel bir televizyon istasyona Linda'nın skandal fotoğraflarını postaladı.Dan mailed Linda's scandalous pictures to a local TV station.
Basın her zaman iyi bir skandalı sever.The press always loves a good scandal.
Birkaç yıl önce büyük bir skandal yaşandı.A few years ago, there was a huge scandal.
Birkaç yıl önce okulumda büyük bir skandal yaşandı.A few years ago, there was a huge scandal at my school.
Sergi ufak bir skandala neden oldu.The exhibition caused a minor scandal.
Tom bu skandala dahil olduğunu sanmıyorum.I don't think Tom is involved in that scandal.
O bir skandala karışmıştı.He was involved in a scandal.
Siyasi skandal gazetenin bütün birinci sayfasını kapladı.The political scandal took up the whole first page of the newspaper.
Siyasî skandal gazetenin birinci sayfasının tamamını kapladı.The political scandal took up the whole first page of the newspaper.
Basın skandal üzerinde yoğunlaşıyor.The press is focusing on the scandal.
Aşk kişisel türde bir skandaldır.Love is a scandal of the personal sort.
Büyük bir skandal oldu.A huge scandal happened.
Tom skandalın bir parçası değildi.Tom wasn't part of the scandal.
Bu siyasetçi bir yolsuzluk skandalıyla bağlantılı olduktan sonra istifa etti.This politician resigned after being linked to a corruption scandal.
Bu petrol şirketi büyük bir petrol yolsuzluğu skandalına karıştı.This oil company was involved in a massive oil corruption scandal.
Bu skandal Watergate'in boyut ve ölçeğine benzemeye başlıyor.This scandal is beginning to resemble the size and the scale of Watergate.
Sami skandal bir geçmiş saklıyordu.Sami was hiding a scandalous past.
Sami ve Leyla skandal bir ilişkiye başladılar.Sami and Layla began a scandalous affair.
Tom'un adı bir skandala karıştı.Tom was embroiled in a scandal.
Tom bir skandala karıştı.Tom became embroiled in a scandal.
Skandalın ardından Tom'un façası fena bozuldu.Tom went from hero to zero after the scandal broke.
O skandal Tom'un güvenilirliğini yok etti.That scandal destroyed Tom's credibility.
Sezar bu skandal üzerine Pompeia'dan boşandı.Caesar divorced Pompeia over the scandal.
Skandal ancak Osgood kocasıyla yeniden bir araya geldiği zaman yatıştı.The scandal eventually died down only when Osgood reunited with her husband.
İstifası, Watergate skandalının ortaya çıkışından sonra olmuştur.The phrase became popular after the Watergate scandal.
2004'te bir maçta skandal yaşanmış ve bir Güney Afrikalı futbolcu şok yaşatmıştır.In 2004, a match-fixing scandal rocked South African football.
Bre-X skandalı, Kanadalıları Kanada'daki madencilik mevzuatını düzenlemeye ikna etti.The Bre-X mining fraud convinced Canadians to regulate professional geology in Canada.
Bundesliga skandalı (2005) 2. Bundesliga hakemlerinin maçları ayarlamak suretiyle karıştığı skandal.The Bundesliga scandal (2005) involved match fixing by referees in the 2.
"Oylama skandalı: Kardağ ve Makedonya'nın jüri oyları iptal edildi". wiwibloggs.com."Voting Scandal: Jury votes for FYR Macedonia and Montenegro Excluded". wiwibloggs.com.