Müşterilerim asla şikayet etmez.My customers never complain.
Tom'un verdiği ders sıkıcıydı.The class taught by Tom was boring.
Tom'un dersi sıkıcıydı.The class taught by Tom was boring.
Trafik sıkışıklıklarından nefret ederim.I hate traffic jams.
O sorularla onun canını sıktı.He bugged her with questions.
Beni görünce elimi çok sıkı tuttu ve gözlerime bakıp "Seni seviyorum" dedi.When she saw me, she held my hand so tight, looked me in eyes and told me: "I love you."
Bu çok mu sıkı?Is this too tight?
Tom sağlık nedenleriyle sık sık Almanya'ya seyahat eder.Tom often travels to Germany for health reasons.
Ebeveynlerini daha sık aramalısın.You should call your parents more often.
O sık sık anne ve babasına yazar.She writes often to her parents.
O, ebeveynlerine sık sık yazar.He writes often to his parents.
Sıkılıyor musun?Are you getting bored?
Oraya sık sık gitmem.I don't often go there.
Onlarla sık sık konuşurum.I frequently talk to them.
Onunla sık sık konuşurum.I frequently talk to him.
Onları sık sık görmem.I don't see them often.
Onu sık sık görmem.I don't see him often.
Onları oldukça sık görürüm.I see them quite often.
Onu oldukça sık görürüm.I see him quite often.
Onları sık sık görürüm.I see them frequently.
Onun şikayet ettiğini hiç duymadım.I've never heard you complain.
Onların şikayet ettiğini hiç duymadım.I've never heard them complain.
Onun onların canını sıktığını düşünüyor musun?Do you think that bugged them?
Onun onun canını sıktığını düşünüyor musun?Do you think that bugged him?
Senin canını sıkan şey gerçekten ne?What's really bothering you?
Onların canını sıkan şey gerçekten ne?What's really bothering them?
Onun canını sıkan şey gerçekten ne?What's really bothering him?
Onun onların canını sıktığını düşünüyor musunDo you think that bothered them?
Tom bize sık sık fıkra anlatır.Tom often tells us jokes.
Tom sık sık karısına ve çocuklarına kötü davrandı.Tom frequently abused his wife and children.
Askerler yüksek bir uçurumun kenarında Tom'u köşeye sıkıştırdılar.The soldiers cornered Tom at the edge of a high cliff.
Tom bana sıkıntı verdi.Tom gave me a hard time.
Tom Mary ile sık sık gitar çalar.Tom often plays guitar with Mary.
Tom Mary'ye daha sıkı çalışmasını söyledi.Tom told Mary to study harder.
Tom bu portakal suyunu kendisi sıktı.Tom squeezed this orange juice himself.
Tom bir grup isyancı tarafından köşeye sıkıştırıldı.Tom was cornered by a group of rebels.
Dan sık sık arkadaşlarından borç para aldı.Dan often borrowed money from his friends.
Dan'ın kamyoneti kumda sıkıştı.Dan's truck got stuck in the sand.
Gerçekten sıkı çalışıyorlar.They're trying really hard.
Tom gerçekten sıkı çalışıyor.Tom is trying really hard.
Mary gerçekten sıkı çalışıyor.Mary is trying really hard.
Bu parti sıkıcı.This party is dull.
Mary ve Alice sık sık aynı şeyi giyiyor.Mary and Alice often wear the same thing.
Sık sık hüzünlü müzik dinlerim.I often listen to sad music.
Ben sık sık hüzünlü şarkılar dinlerim.I often listen to sad songs.
Öğrenciler sıkılmış görünüyor.The students seem bored.
Çok sıkılmış görünmemeye çalış.Try not to look so bored.
Fransızlar da sık sık dil bilgisi hataları yaparlar.French people frequently make grammatical mistakes, too.
Tom sık sık arkadaşlarından para ödünç alır.Tom often borrows money from his friends.
Tom sık sık arkadaşlarından borç para aldı.Tom often borrowed money from his friends.
İnsanlar sık sık göktaşlarına "düşen" veya "çekim yapan" yıldızlar derler.People often refer to meteors as "falling" or "shooting" stars.
Dan oldukça sık tutuklandı; Aslında beşten fazla kez.Dan was arrested pretty often; more than five times, in fact.
Odasının ne kadar küçük olduğu konusunda daima şikayetçidir.He is always complaining about how small his room is.
Hiç kimse onun hakkında şikayet etmedi.No one complained about it.
O, elimi sıkmayı reddetti.He refused to shake my hand.
Tom Mary'nin sıkıldığını söyleyebilir.Tom could tell that Mary was bored.
Ben pazartesi akşamları hep sıkkınımdır.I'm always bored on Monday evenings.
Dan sık sık o ormanda yürüyüş yapmak için gitti.Dan often went to take a walk in that wood.
Sık sık kendi kendine konuşur musun?Do you often talk to yourself?
Sıkı bir programdasın, değil mi?You're on a tight schedule, aren't you?