Ne sıklıkta spor giysilerini yıkarsın?How often do you wash your gym clothes?
Ne sıklıkta kotlarını yıkarsın?How often do you wash your jeans?
Ne sıklıkta dişlerini fırçalarsın?How often do you brush your teeth?
Ne sıklıkta duş alırsın?How often do you shower?
Ne sıklıkta çarşaflarını yıkarsın?How often do you wash your sheets?
Tom. Almanca cümlelerde Mary'yi sık sık bir virgülle ayırdığı için üzgün.Tom is sad, as in German sentences he is often separated from Mary by a comma.
Yüksek fiyatlardan şikayetçi olan bir sürü ev kadını vardır.There are many housewives who complain about high prices.
O yüksek sesle müzik can sıkıyor.That loud music is annoying.
Bu can sıkıcı mı?Is this annoying?
O oldukça can sıkıcı.That's pretty annoying.
Bu can sıkıcı bir alışkanlık.That's an annoying habit.
Onu can sıkıcı buluyor musun?Do you find that annoying?
Tom sadece Mary kadar can sıkıcı.Tom is just as annoying as Mary.
Onun ne kadar can sıkıcı olabileceğini görebiliyorum.I can see how that might be annoying.
Bu sadece şu can sıkıcı moda sözcüklerden biri.It's just one of those annoying buzzwords.
Hayatımda dinlediğim en sıkıcı şarkı.That's the most annoying song I've ever heard.
Siz ikiniz şimdiye kadar karşılaştığım en can sıkıcı insanlarsınız.The two of you are the most annoying people I've ever met.
Etrafta uçuşan bir sürü can sıkıcı böcekler vardı.There were a lot of annoying insects flying around.
Buraya daha sık gelmek için çaba göstermeye çalışıyorum.I've been trying to make an effort to come here more often.
O çok çalışır ve asla şikayet etmez.He works hard and never complains.
Şikayette bulunmak istiyorum.I'd like to file a complaint.
Şikayetçi olmak istiyorum.I'd like to file a complaint.
Geçen hafta sonu benim için sıkıcıydı.Last weekend was boring for me.
Tom'un canını gerçekten sıkan şeyin o olduğuna inanamıyorum.I can't believe that's what's really bothering Tom.
Hiç bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum.I can't remember ever being so bored.
Arkadaşın can sıkıcı.Your friend is tiresome.
Parktaki bir yürüyüşün zihnimizi sıkıntılarımızdan alabileceğini düşündüm.I thought a walk in the park might take our minds off our troubles.
Biz hep şikayet ediyoruz.We're always complaining.
Biz trafikte sıkıştık.We got stuck in traffic.
"Bu çok olmaz, değil mi?" "Aslında, oldukça sık olur.""That doesn't happen much, does it?" "Actually, it happens quite often."
Tom'un konseri aslında oldukça sıkıcıydı.Tom's concert was actually pretty boring.
Bugünlerde yaşlı insanları kastetmek için "kıdemli vatandaş" terimini sıklıkla kullanırız.Nowadays, we often use the term "senior citizen" to refer to old people.
Sık sık cevaplayamayacağım sorular soruyorsun.You often ask questions I can't answer.
Hiç kimse şikayet etmediği için oldukça iyi bir iş yaptığımızı farzediyorum.I assume we're doing a pretty good job since no one has complained.
Evliliğin sıkıntılı.Your marriage is in trouble.
Evliliğin sıkıntıda.Your marriage is in trouble.
Tom, ben sıkıntıdayım. Ben senin gelip beni almana ihtiyaç duyuyorum.Tom, I'm in trouble. I need you to come get me.
Tom sıkıntıda olduğunun farkına vardı.Tom realized he was in trouble.
Müzik olmasaydı dünya sıkıcı bir yer olurdu.If it weren't for music, the world would be a dull place.
Müzik olmasaydı, dünya sıkıcı bir yer olurdu.If it weren't for music, the world would be a boring place.
Müzik olmadan, dünya sıkıcı bir yer olurdu.Without music, the world would be a boring place.
Belki de o kadar sık TV izlemiyorsun.Maybe you don't watch TV that often?
Herhangi bir yorum, öneri veya şikayet?Any comments, suggestions, or complaints?
Sıkıldım ve ne yapacağımı bilmiyorum.I'm bored and don't know what to do.
Boston yakınında sık sık gittiğim bir balıkçı kulübesi var.There's a fishing lodge near Boston that I often go to.
O biraz sıkılgandı.He was a bit embarrassed.
Polis bu yerin her santimini ince eleyip sık dokudu.The police went over every inch of this place.
Canını sıkmak istemem.I don't want to bore you.
Canınızı sıkmak istemem.I don't want to bore you.
Canını sıkmak istemiyorum.I don't want to bore you.
Canınızı sıkmak istemiyorum.I don't want to bore you.
Bir sıkıntı istemiyoruz.We don't want any trouble.
Ben bir şikayette bulunmak istiyorum.I want to make a complaint.
Ben istersem şikayet edeceğiz.I'll complain if I want to.
Şikayetinin bitmesini istiyorum.I want your complaining to end.
Ben resmi bir şikayette bulunmak istiyorum.I want to lodge a formal complaint.
Çok sık ziyaret ederek kabak tadı vermek istemiyorum.I don't want to wear out my welcome.
Kedim ağaçta sıkıştı.The cat is stuck in the tree.
Kedim bir ağaçta sıkıştı.My cat got stuck up a tree.
Size bir sıkıntı vermek istemiyoruz.We don't want to cause you any trouble.