Ana içeriğe geç
Sözlük

sik ile cümle

sik kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Haydi, benimle oyna, çok sıkıldım!Come on, play with me, I'm so bored!
Ailem aptal şeyler hakkında tartışmayı sürdürüyor. Bu çok can sıkıcı!My parents keep arguing about stupid things. It's so annoying!
Denize yakın yaşıyorum. Bu yüzden sık sık plaja giderim.I live near the sea so I often get to go to the beach.
Spenser'in annesi onun yaptığı her küçük hatayı sık sık irdeler.Spenser's mother often scrutinizes him for every small mistake he makes.
Artık şikâyet ettiğini duymak istemiyorum.I don't want to hear any more of your complaining.
Sıkı çalışmalısın.You should work hard.
Sıkı çalışman gerekiyor.You should work hard.
Sıkı çalışmalısınız.You must study hard.
Sıkılmış görünüyorsun.You look bored.
Sen sadece sıkı çalışmalısın.You have only to study hard.
Sen gerçekten sıkı bir işçisin.You're really a hard worker.
Çok daha sıkı çalışmalısın.You must study much harder.
Daha sıkı çalışmalıydın.You should have worked harder.
Bence senin daha sıkı çalışman gerekli.I think it necessary for you to study harder.
Yurtdışına ne kadar sıklıkla gidersiniz?How often do you go abroad?
Ne sıklıkta yurt dışına gidersin?How often do you go abroad?
Her zaman şikâyet ediyorsun.You are always complaining.
Ben, şikâyetinden bıktım.I am sick of your complaint.
Ben senin şikâyetlerinden usandım.I'm tired of your complaints.
Ben sürekli şikâyet etmenden bıktım.I'm fed up with your constant complaining.
Sizin başarınız, sıkı çalışıp çalışmamanıza bağlıdır.Your success depends upon whether you work hard or not.
Başarınız sıkı çalışmanızın sonucudur.Your success is the result of your hard work.
Şikâyetlerini dinlemekten bıktım.I'm sick of listening to your complaints.
Daha sıkı çalışmanı istiyorum.I want you to work harder.
Şikâyet etmekten başka yapacak bir şeyin yok.You've got nothing to complain of.
Daha sıkı çalışmanı bekliyorum.I expect you to work harder.
Ben sık sık seninle tanıştığım yer hakkında düşünüyorum.I often think about the place where I met you.
Başarısız olmanın nedeni yeterince sıkı çabalamamandır.The reason why you failed is you did not try hard enough.
Şikâyet edecek bir şeyin olmamalı.You should have nothing to complain about.
Bir mali sıkma politikası yürürlüğe giriyor.A fiscal tightening policy is being enacted.
Ben paraya sıkışmadım.I'm not pressed for money.
Paraya sıkışık değilim.I'm not pressed for money.
Son yıllarda, sık sık taşındılar.In recent years, they have often moved.
Post modern tesislerin eksikliği birçok nakliyatçılar için sıkıntıya neden oldu.The lack of modern post facilities caused trouble for many shippers.
Modern sonrası tesislerin eksikliği birçok nakliyatçılar için sıkıntıya neden oldu.The lack of modern post facilities caused trouble for many shippers.
Şu sıralardaki deprem sıklığı bizi endişelendiriyor.The recent frequency of earthquakes makes us nervous.
Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.This city will suffer from an acute water shortage unless it rains soon.
Sıkı çalışma, Japonya'yı bugünkü haline getirdi.Hard work has made Japan what it is today.
O sıkı çalışma ve iyi iş duygusundan dolayı zengin oldu.She became rich by virtue of hard work and good business sense.
Sıkı çalışma onu bulunduğu yere getirdi.Hard work has brought him where he is.
Profesörün sıkıcı dersi beni uyuttu.The professor's boring lecture put me to sleep.
Öğretmen Tom'un sık sık sınıfta bulunmamasından endişeliydi.The teacher was worried by Tom's frequent absence from class.
Lütfen sıkıca ısır.Bite down tightly, please.
Şehir merkezi Kyoto'da büyük bir trafik sıkışıklığı vardı.There was an enormous traffic jam in downtown Kyoto.
Kyoto'da yaşadığım zamanlarda,müzeyi sıklıkla ziyaret ederim.I would often visit the museum when I lived in Kyoto.
Ne sıklıkta balıkları beslersin?How often do you feed the fish?
Dinlenme yerine, o her zamankinden çok daha sıkı çalıştı.Instead of taking a rest, he worked much harder than usual.
Tatil çok sıkıcı olmaya devam ediyor.The holiday continues to be very boring.
O sıkıntıyla karşılassa bile gülümsemeyi sürdürür.She carries on smiling even in the face of adversity.
Sıkıntıya rağmen, mimar dünya çapında üne ulaştı.Despite adversity, the architect achieved worldwide fame.
Sıkıntı en iyi okuldur.Adversity is the best school.
Ziyaretçiler, sıcak el sıkışma ile karşılandılar.The visitors were greeted with warm handshakes.
Mühendis sıkıntısı şirketimizin gelişimine büyük dar boğaz.The shortage of engineers is the greatest bottleneck to the development of our company.
Açlık insanlar arasında büyük sıkıntıya neden oldu.Famine caused great distress among the people.
Düzenli olarak açık havada çalışan kişiler uykusuzluk sıkıntısı çekmezler.People who regularly work in the open air do not suffer from sleeplessness.
Trenler otobüslerden daha sık gelirler.Trains come more often than buses.
Hakkında hiçbir şey bilmediğim Geometri çok sıkıcı bir konu gibi görünüyor.Geometry, about which I know nothing, seems like a very dull subject.
Billy sık sık kafasını pencereye çarpar.Billy often hits his face against windows.
Seyirci sıkılmış görünüyordu.The audience appeared bored.
Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.Check all the loose knots and fasten them tight.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod