‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Hallottátok, hogy megmondatott: Szeresd felebarátodat és gyûlöld ellenségedet.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.I har hørt at det er sagt: Du skal elske din næste og hate din fiende.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.I have hørt, at der er sagt: Du skal elske din Næste og hade din Fjende.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.I haven hört att det är sagt: 'Du skall älska din nästa och hata din ovän.'
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Ihr habt gehört, daß gesagt ist: "Du sollst deinen Nächsten lieben und deinen Feind hassen."
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz."Kalian tahu bahwa ada juga ajaran seperti ini: cintailah kawan-kawanmu dan bencilah musuh-musuhmu
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.또 네 이웃을 사랑하고 네 원수를 미워하라 하였다는 것을 너희가 들었으나
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Ouvistes que foi dito: Amarás ao teu próximo, e odiarás ao teu inimigo.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Počuli ste, že bolo povedané: Milovať budeš svojho blížneho a nenávidieť budeš svojho nepriateľa.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Slišali ste, da je rečeno: „Ljubi bližnjega svojega“ in sovraži sovražnika svojega.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Slyšeli jste, že řečeno jest: Milovati budeš bližního svého, a nenáviděti budeš nepřítele svého.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Te olette kuulleet sanotuksi: `Rakasta lähimmäistäsi ja vihaa vihollistasi`.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Vous avez appris qu`il a été dit: Tu aimeras ton prochain, et tu haïras ton ennemi.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Ηκουσατε οτι ερρεθη, θελεις αγαπα τον πλησιον σου και μισει τον εχθρον σου.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Вы слышали, что сказано: люби ближнего твоего и ненавидь врага твоего.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Чували ви, що сказано: Люби ближнього твого, й ненавидь ворога твого.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.Чули сте, че е било казано: “Обичай ближния си, а мрази неприятеля си”.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.שמעתם כי נאמר ואהבת לרעך ושנאת את איבך׃
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.سمعتم انه قيل تحب قريبك وتبغض عدوك.
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.你 們 聽 見 有 話 說 、 『 當 愛 你 的 鄰 舍 、 恨 你 的 仇 敵 。
‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.你 們聽見 有 話說 、 『 當愛 你 的 鄰舍 、 恨 你 的 仇敵 。
Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.원수를 갚지 말며 동포를 원망하지 말며 이웃 사랑하기를 네 몸과 같이 하라 나는 여호와니라
Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.Wees niet haatdragend of wraakzuchtig, maar heb uw naaste net zo lief als uzelf, want Ik ben de HERE.
Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.Не мсти и не имей злобы на сынов народа твоего, но люби ближнего твоего, как самого себя. Я Господь.
Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.לא תקם ולא תטר את בני עמך ואהבת לרעך כמוך אני יהוה׃
Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.لا تنتقم ولا تحقد على ابناء شعبك بل تحب قريبك كنفسك. انا الرب.
Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.不 可 報 仇 、 也 不 可 埋 怨 你 本 國 的 子 民 、 卻 要 愛 人 如 己 . 我 是 耶 和 華
Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.不可報仇 、 也 不 可 埋怨 你 本 國 的 子民 、 卻要 愛人如己 . 我 是 耶和華
O halde, çocuklar sevecek mi görelim.Akkor, lássuk, a gyerekek szeretni fogják-e.
O halde, çocuklar sevecek mi görelim. Sarayımızın idolü Gun, tadına bakar mı?Τότε, εγώ το ίνδαλμα αυτού του παλατιού να δώσω στον Γκουν μας να δοκιμάσει;
Oh, bunun adil olmadığını düşünüyorsan, bir sonraki kısmı seveceksin.C'est pas juste ! Oh, tu penses que ce n'est pas juste ? Tu vas adorer la prochaine partie
Oh, bunun adil olmadığını düşünüyorsan, bir sonraki kısmı seveceksin.Ez nem fair! Ó, úgy gondolja, nem fair? Imádni fogod a következő rész
Oh, bunun adil olmadığını düşünüyorsan, bir sonraki kısmı seveceksin.Och, jeśli uważasz, że to niesprawiedliwe to na pewno spodoba ci się następna część.
Oh, bunun adil olmadığını düşünüyorsan, bir sonraki kısmı seveceksin.Oh, du glaubst DAS sei nicht fair...! Wir haben noch nicht mal ANgefangen!
Oh, bunun adil olmadığını düşünüyorsan, bir sonraki kısmı seveceksin.Oh, hvis du synes det ikke er fair, så vil du elske næste del.
Oh, bunun adil olmadığını düşünüyorsan, bir sonraki kısmı seveceksin.Αυτό είναι άδικο! Αν νομίζεις ότι αυτό είναι άδικο, που να δείς μετά.
Oh, bunun adil olmadığını düşünüyorsan, bir sonraki kısmı seveceksin.О, ако смяташ, че това не е честно следващата част ще ти хареса.
O işini çok meşgul. Tasvip etmiyoruz işini ne yapıyor. Diye düşünüyorum bir kızı olarak, seveceksin.그는 자신의 일을 매우 바쁘게 살고있다. 나는 승인하지 그는 직장 무엇을하고있다. 나는 그가 생각
O işini çok meşgul. Tasvip etmiyoruz işini ne yapıyor. Diye düşünüyorum bir kızı olarak, seveceksin.הוא עסוק מאוד בעבודה שלו. אני לא מסכים מה הוא עושה עם התפקיד שלו. אני חושב שהוא
O işini çok meşgul. Tasvip etmiyoruz işini ne yapıyor. Diye düşünüyorum bir kızı olarak, seveceksin.娘として、あなたを愛するです。彼はいつも 女の子が欲しかった。私の唯一の息子です
Önce seveceksin ki o yavaş yavaş kaybolsun.Dovrete amarli per riuscire lentamente ad allontanarli.
Önce seveceksin ki o yavaş yavaş kaybolsun.Tienes que amarlo para ir alejándote lentamente
Öyle mi? O halde, çocuklar sevecek mi görelim.هل هذا ما تظن؟ اذن في هذه الحالة
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Amate dunque il forestiero, poiché anche voi foste forestieri nel paese d'Egitto
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Daarom moet ook u van vreemdelingen houden, want u was zelf ooit vreemdeling in het land Egypte.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Därför skolen också I älska främlingen; I haven ju själva varit främlingar i Egyptens land.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Darum sollt ihr auch die Fremdlinge lieben; denn ihr seid auch Fremdlinge gewesen in Ägyptenland.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Derfor skal I elske den fremmede, thi I var selv fremmede i Ægypten.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Derfor skal også I elske den fremmede; I har selv vært fremmede i Egyptens land.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.eressétek azért a jövevényt; mert [ti is] jövevények voltatok Égyiptom földén.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.너희는 나그네를 사랑하라 전에 너희도 애굽 땅에서 나그네 되었었음이니라
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Miłujcież tedy i wy przychodnia; boście przychodniami byli w ziemi Egipskiej.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Pelo que amareis o estrangeiro, pois fostes estrangeiros na terra do Egito.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Por tanto, amaréis al extranjero, porque extranjeros fuisteis vosotros en la tierra de Egipto
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Preto budete aj vy milovať pohostína, lebo ste boli pohostínmi v Egyptskej zemi.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Protož milujte hostě, nebo jste byli hosté v zemi Egyptské.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Să iubiţi pe străin, căci şi voi aţi fost străini în ţara Egiptului.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Sentähden rakastakaa muukalaista, sillä te olette itse olleet muukalaisina Egyptin maassa.
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Vậy , các ngươi phải thương người khách lạ , vì các ngươi đã làm_khách trong xứ Ê - díp-tô .
Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız.Vậy, các ngươi phải thương người khách lạ, vì các ngươi đã làm khách trong xứ Ê-díp-tô.