Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.당시에는 기근이 일반화 되어 있었습니다.
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.Une famine généralisée sévissait à l'époque.
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.Ve Francii byl tehdy rozšířený hladomor, nevypěstovalo se dostatek obilí, lidé nemohli sehnat chleba.
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.Υπήρχε λιμός εκείνη την εποχή.
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.В същото време народът гладува. Французите не са имали достатъчно храна.
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.Существовал обобщенных голода в то время
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.Це був всенародний голод.
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.היה רעב כללי באותו זמן
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.عمت المجاعة الشعب في ذلك الوقت
Bu zamanda Fransız halkında genel bir açlık ve sefalet kol geziyordu.十分な穀物が作れなくなって
Californiya'yı 1850 sefaletinden çıkaran şey budur.저게 1850년대 켈리포니아를 재난에서 구했죠.
Californiya'yı 1850 sefaletinden çıkaran şey budur.זה מה שהוציא את קליפורניה מהסבל של 1850
Californiya'yı 1850 sefaletinden çıkaran şey budur.هذا ما أخرج كاليفورنيا من البؤس في عام 1850.
Californiya'yı 1850 sefaletinden çıkaran şey budur.最終的に法律を機能させたのは政府です
Delacroix bu resimde bize acımasızlığı, sefaleti gösteriyor.Delacroix nám ukazuje nelítostné utrpení.
Delacroix bu resimde bize acımasızlığı, sefaleti gösteriyor.Delacroix w swoim dziele ilustruje ogromne cierpienie.
Delacroix bu resimde bize acımasızlığı, sefaleti gösteriyor.Harris: Delacroix nous montre une misère implacable.
Delacroix bu resimde bize acımasızlığı, sefaleti gösteriyor.HARRIS: Lo que hace acá Delacroix es mostrarnos una miseria inexorable.
Delacroix bu resimde bize acımasızlığı, sefaleti gösteriyor.Гарріс: Що робить Делакруа, так це показує нам невблаганну убогість.
Delacroix bu resimde bize acımasızlığı, sefaleti gösteriyor.(Ж) Делакруа показывает нам неизбывные страдания.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.A bylo bydlení jejich od Mesa, když jdeš k Sefar hoře na východ slunce.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.A było mieszkanie ich od Mescha idąc, do góry Sefar na wschód słońca.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.A ich bydlisko bolo od Meše, jako ideš k Sefaru, vrchu to na východ slnca.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Cõi đất của các người đó ở về phía Sê-pha , chạy từ Mê-sa cho_đến núi Ðông phương .
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Cõi đất của các người đó ở về phía Sê-pha, chạy từ Mê-sa cho đến núi Ðông phương.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Daerah tempat tinggal mereka meluas dari Mesa ke Sefar, yaitu daerah pegunungan di sebelah timur
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.De hadde sine bosteder i fjellbygdene i øst fra Mesa bortimot Sefar.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.E foi a sua habitação desde Messa até Sefar, montanha do oriente.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Ei au locuit dela Meşa, cum mergi spre Sefar, pînă la muntele răsăritului.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.El área que habitaron abarcó desde Mesa hasta las inmediaciones de Sefar, en la región montañosa al oriente
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.És vala ezeknek lakása, Mésától fogva Séfárba menve a napkeleti hegyekig.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Ils habitèrent depuis Méscha, du côté de Sephar, jusqu`à la montagne de l`orient.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.In njih prebivališče je bilo od Mese v smeri proti Sefarju, k vzhodnemu gorovju.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Ja heidän asumasijansa ulottuivat Meesasta aina Sefariin, Itävuorelle asti.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.그들의 거하는 곳은 메사에서부터 스발로 가는 길의 동편 산이었더라
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.la loro sede era sulle montagne dell'oriente, da Mesa in direzione di Sefar
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Och de hade sina boningsorter från Mesa fram emot Sefar, emot Östra berget.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.og deres Bosteder strækker sig fra Mesja i Retning af Sefar, Østens Bjerge.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Und ihre Wohnung war von Mesa an, bis man kommt gen Sephar, an den Berg gegen Morgen.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Και η κατοικια αυτων ητο απο Μησα, καθως υπαγει τις εις Σεφαρα, ορος της Ανατολης.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Поселения их были от Меши до Сефара, горы восточной.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.Техните поселения бяха от Меша, като се отива за Сефар, източната планина.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.ויהי מושבם ממשא באכה ספרה הר הקדם׃
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.وكان مسكنهم من ميشا حينما تجيء نحو سفار جبل المشرق.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.他 們 所 住 的 地 方 、 是 從 米 沙 、 直 到 西 發 東 邊 的 山
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı.他 們 所 住 的 地方 、 是 從米沙 、 直 到 西發 東邊 的 山
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Hier il y a eu plusieurs présentations sur la façon d'améliorer la qualité de vie et de réduire la pauvreté.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.지난 날들의 대부분의 이야기는 삶의 질을 높이고 가난을 줄이는 것에 대한 것이었습니다.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Många av talen igår handlade om att förbättra livskvaliteten och minska fattigdomen.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Mnoho přednášek ze včerejška se týkalo zlepšení kvality života a snížení chudoby.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Molti dei discorsi di prima riguardavano migliorare la qualità della vita e ridurre la povertà.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Muitas das palestras de ontem foram sobre melhorar a qualidade de vida e reduzir a pobreza.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Multe dintre discuţiile de ieri s-au referit la îmbunătăţirea calităţii vieţii şi la reducerea sărăciei.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Na veľa včerajších prednáškach sa hovorilo o zlepšovaní kvality života a zmenšovaní chudoby.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Sok beszéd hangzott már el az életminőség fejlesztéséről és a szegénység csökkentéséről.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Useat eilisistä puheista käsittelivät sitä, miten elämänlaatua parannetaan köyhyyttä vähentämällä.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Varias de las charlas de ayer se refirieron a la mejora de la calidad de vida y reducir la pobreza.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Viele Vorträge gestern handelten von der Verbesserung der Lebensqualität und der Reduktion von Armut.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Wiele z wczorajszych przemówień poruszało poprawę jakości życia i zmniejszenie ubóstwa.
Dünkü konuşmaların çoğu hayat standartlarını yükseltme ve sefaleti azaltmadan bahsetti.Πολλές ομιλίες χθες, μιλούσαν για τη βελτίωση της ποιότητας της ζωής και μείωση της ανέχειας.