Sormam gereken bazı sorularım var ama şimdi seni rahatsız etmek istemiyorum.I have some questions to ask, but I don't want to bother you now.
İngilizler asansörlere "lift" diye seslenir.English people call elevators "lifts".
Bütün İngilizler balık ve cips sevmezler.Not all English people like fish and chips.
O senin kitabındır.That is your book.
Senin yaşında bunun yapılmayacağını bilmelisin.At your age you should know better.
Sanırım sen doğru yoldasın.I think you're on the right track.
O sevimlidir.He is nice.
Seni hoş bir kızla tanıştıracağım.I'll get you a nice girl.
Ann'i sekreterim yaptım.I made Ann my secretary.
Ann, şiir yazmayı sever.Ann likes to write poems.
Ann müziği çok seviyor.Ann likes music very much.
Sanırım Ann Jack'i seviyor.I think Ann loves Jack.
Anne'ye göndermek için hangi kitabı seçtin?Which book did you pick out to send to Anne?
Senin yaşında böyle giyersen kendini komik duruma düşürürsün.If you dress like that at your age, you'll make a fool of yourself.
Senin yaşında böyle giyersen kendini aptal yerine koyarsın.If you dress like that at your age, you'll make a fool of yourself.
Onlar senin resimlerin mi?Are those your pictures?
Bir seyahat acentesi, gezimiz için her şeyi düzenledi.A travel agent arranged everything for our trip.
Bir dereceye kadar seninle aynı fikirdeyim.To some extent I agree with you.
Bir ölçüde seninle aynı fikirdeyim.I agree with you to a certain extent.
Bir yere kadar seninle aynı fikirdeyim.I agree with you to some extent.
Adam keskin bir sesle bir şeyi şikâyet ediyordu.A man was complaining of something in a sharp voice.
Alpine kayağını Nordic kayağından daha çok seviyorum.I like Alpine skiing better than Nordic skiing.
Alice sert annesinden korkmuştu.Alice was frightened of her strict mother.
Sergiye her çeşit insan geldi.All sorts of people came to the exhibition.
Birçok Amerikalı hızlı arabaları sever.Many Americans like fast cars.
Amerikalılar, genel olarak, giyinip süslenmeyi sevmezler.Americans, in general, don't like to dress up.
Sık sık Amerikalılarda olduğu gibi, o çiğ balık sevmez.As is often the case with Americans, he does not care for raw fish.
Tıpkı Amerikalıların Beyzbolu sevdiği gibi, İngilizler kriketi severler.Just as the Americans like baseball, the British like cricket.
Amerika, bunun "sınıfsız" bir toplum olduğunu iddia etmeyi sever.America likes to claim that it is a "classless" society.
ABD'de, çoğu insan on sekiz yaşına ulaştığında oy kullanabilir.In the U.S., most people can vote when they reach eighteen years of age.
Sen Amerika'dan dönmeden önce, ben üniversiteden mezun olmuş olacağım.I will have graduated from college by the time you come back from America.
Fazla bağırmaktan sesim kısıldı.I am hoarse from yelling so much.
Senin umutlarını çok fazla üste taşıma.Don't get your hopes up too much.
Sen o kadar çok değiştin ki seni zorlukla tanıyabiliyorum.You have changed so much that I can hardly recognize you.
Afrika'da fırtına sebebiyle birçok kişi öldü.Many people in Africa were killed as a result of the storm.
Yaşlı erkekler sadece boğayı vurmak için sokak köşesinde buluşmayı severler.The old men like to meet on the street corner just to shoot the bull.
Ağaca kadar seni geçebileceğime bahse girerim.I'll bet that I can beat you to the tree.
Bu dükkanda sekiz kâtip çalışır.That store employs eight clerks.
Rüşvet vermedikçe, o politikacı seninle görüşmez.That politician won't meet you unless you grease his palm.
Şu kızlardan hangisini seviyorsun?Which of those girls do you like?
O başkanın sekreteri her zaman aşırı resmîdir.That president's secretary is always prim.
Keşke o zaman seninle olsaydım.I wish I had been with you then.
Seninle evlenmiş olsa, şimdi mutlu olurdu.If she had married you, she would be happy now.
Eğer seninle evlendiyse şimdi mutlu olmalı.If she had married you, she would be happy now.
Bu şube madenciler sendikasına bağlıdır.That branch is affiliated to the miners' union.
O siyah çanta senin mi?Is that black bag yours?
O aday serbest ticaret yanlısı.That candidate stands for free trade.
O köpek serbest bırakılmak için çok tehlikeli.That dog is too dangerous to be left loose.
O şirketin hisse senedi fiyatı düşmeyecek.The price of the stock of that company will not come down.
O şarkının yavaş ritmini severim.I like the slow rhythm of that song.
Bu restoranda korkunç yemekler servis ediyorlar.They serve terrible food at that restaurant.
O sevimli bebek onların aşkının meyvesidir.That cute baby is the fruit of their love.
Iıım, bu oda sessiz mi?Um, is the room quiet?
Siz Amerikalıların bir yerden bir yere taşınmayı sevdiğinizi duydum.I hear you Americans like to move from place to place.
Siz çok hoş bir seyircisiniz.You're such a lovely audience.
Seni bütün kalbimle seviyorum.I love you with all my heart.
Seni arabamla götüreceğim.I will give you a ride in my car.
Seni yanlış anladığım için üzgünüm.I'm sorry I misunderstood you.
Ben seni erkek kardeşimle karıştırdım.I mistook you for my brother.
Seni hatırlıyorum. Üç yıl önce tanıştık.I remember you. We met three years ago.