Bu da demektir ki, kadınların ve erkeklerin... ...uğrunda savaşabilecekleri tek bir özgürlük var!To znamená, že existuje jen jediná emancipace... ...za kterou budou muset bojovat jak muži tak ženy!
Bu da demektir ki, kadınların ve erkeklerin... ...uğrunda savaşabilecekleri tek bir özgürlük var!Това означава, че има само едно освобождение...
Bu durum, ABD'deki siyahların durumuyla aynı. Irkçılığa karşı savaşanlar da hep siyahlardı...동성애 문제는 과거 미국에서의 흑인 문제와 같다. 인종차별에 맞서 싸웠던건 언제나 흑인들이었다.
Bu durum, ABD'deki siyahların durumuyla aynı. Irkçılığa karşı savaşanlar da hep siyahlardı...В Америке была похожая ситуация во время борьбы афроамериканцев за свои права.
Bu durum, ABD'deki siyahların durumuyla aynı. Irkçılığa karşı savaşanlar da hep siyahlardı...В Америці була схожа ситуація під час боротьби афроамериканців за свої права.
Bu durum, ABD'deki siyahların durumuyla aynı. Irkçılığa karşı savaşanlar da hep siyahlardı...كان أيضا من هذا القبيل للسود في الولايات المتحدة. كان دائما السود الذين حاربوا ضد العنصرية.
Bu durum, ABD'deki siyahların durumuyla aynı. Irkçılığa karşı savaşanlar da hep siyahlardı...同性愛者の戦いも同様です。ただその方法について、私には納得いきかねる部分がありますね。
Bugün de Musanın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim.모세가 나를 보내던 날과 같이 오늘날 오히려 강건하니 나의 힘이 그때나 이제나 일반이라 싸움에나 출입에 감당할 수 있사온즉
Bugün de Musanın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim.עודני היום חזק כאשר ביום שלח אותי משה ככחי אז וככחי עתה למלחמה ולצאת ולבוא׃
Bugün de Musanın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim.فلم ازل اليوم متشددا كما في يوم ارسلني موسى. كما كانت قوتي حينئذ هكذا قوتي الآن للحرب وللخروج وللدخول.
Bugün de Musanın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim.我 還 是 強 壯 、 像 摩 西 打 發 我 去 的 那 天 一 樣 . 無 論 是 爭 戰 、 是 出 入 、 我 的 力 量 那 時 如 何 、 現 在 還 是 如 何
Bugün de Musanın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim.我 還是 強壯 、 像 摩西 打發 我 去 的 那 天 一 樣 . 無論 是 爭戰 、 是 出入 、 我 的 力量 那 時 如何 、 現在還 是 如何
Bu günümüz çatışmalarında çok normal bir durum. Çünkü onları savaşa alet etmek çok kolay.A to je teď velmi obvyklé, v moderních konfliktech, protože je snadné přivést je do válek.
Bu günümüz çatışmalarında çok normal bir durum. Çünkü onları savaşa alet etmek çok kolay.Dit is erg gebruikelijk in moderne conflicten, omdat ze erg makkelijk een oorlog in zijn te leiden.
Bu günümüz çatışmalarında çok normal bir durum. Çünkü onları savaşa alet etmek çok kolay.Isto agora é muito normal, nos conflitos modernos, porque eles são fáceis de levar para a guerra.
Bu günümüz çatışmalarında çok normal bir durum. Çünkü onları savaşa alet etmek çok kolay.To bardzo typowe w czasach nowoczesnych konfliktów, gdyż łatwo można je wciągnąć w wojnę.
Bu günümüz çatışmalarında çok normal bir durum. Çünkü onları savaşa alet etmek çok kolay.Σήμερα αυτό είναι πολύ φυσιολογικό, στις σύγχρονες συγκρούσεις, γιατί εύκολα χρησιμοποιούνται σε πολέμους.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıA única maneira de começar a combater o cancro é detetando-o cedo.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıAz egyetlen esélyünk, hogy megküzdjünk a rákkal, ha korán elkapjuk.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıDe enige manier om kanker beginnen te bestrijden, is door hem in een vroeg stadium te ondervangen.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıDie einzige Chance im Kampf gegen den Krebs besteht darin, ihn früh zu erwischen.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıEs la única manera de empezar a luchar contra el cáncer, mediante detección temprana.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıEste singura cale de a începe lupta cu cancerul, de a-l prinde din timp.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıJedynym sposobem rozpoczęcia walki z rakiem jest jego wczesne wykrycie.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalı암과 싸우려면 반드시 일찍 잡아내야 합니다.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıLa seule manière de commencer à lutter contre le cancer, c'est de le repérer tôt.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıL'unico modo per combattere il cancro è prenderlo in tempo.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıЕдинственный способ начать бороться с раком - это обнаружить его как можно раньше.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıТова е единственият начин да започнеш да се бориш с рака - като го хванеш рано.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıזהוי הדרך היחידה בה אנו יכולים להתחיל להלחם בסרטן, בכך שנגלה אותו מוקדם.
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıإن اكتشافه مبكراً هي الطريقة الوحيدة التي يمكنك من خلالها البدء في محاربة السرطان
Bu kanserle savaşabilmenin tek yolu, yani erken tanı konmalıほとんどのがんは予防することができます
Bu konuşmayı tarihlerinde ve coğrafyalarında faşizm ile savaşan gruptan daha iyi kim yapabilirdi?그리고 저는 슈퍼히어로팀 만큼 서로의 역사와 지리적 상황을 이해하면서 반파시즘을 물리칠수 있는 소통이
Bu konuşmayı tarihlerinde ve coğrafyalarında faşizm ile savaşan gruptan daha iyi kim yapabilirdi?ואיזו קבוצה טובה יותר יש לקיים את הדיון הזה מאשר אלו שצמחו ממאבק בפאשיזם
Bu konuşmayı tarihlerinde ve coğrafyalarında faşizm ile savaşan gruptan daha iyi kim yapabilirdi?ويالها من مجموعة ستقوم بهذا الحوار بدلا من تلك المجموعات التي خرجت جراء محاربة الفاشية
Bu konuşmayı tarihlerinde ve coğrafyalarında faşizm ile savaşan gruptan daha iyi kim yapabilirdi?ファシズムと戦うことから生まれた ヒーローたちこそが 最も適しています
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.En pysty taistelemaan kovin hyvin.
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.Jag kan inte slåss med honom nu.
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.Jeg kan ikke slås med ham nu.
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.Não consigo lutar com ele nestas circunstâncias.
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.Nie mogę z nim walczyć w tych okolicznościach.
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.Non posso battermi bene con lui in queste condizioni.
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.No puedo luchar con él en estas circunstancias.
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.Δεν μπορώ να αποδώσω υπό αυτές τις συνθήκες!
Bu koşullarda onunla pek iyi savaşamam.Сейчас я не могу с ним драться как следует.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Acest mic grup de femei au hotărât să pună capăt războiului.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.A nők e kis csoportja elszánta magát arra, hogy véget vessen a háborúnak.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Ce petit groupe de femmes décida de provoquer l'arrêt de la guerre.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Deze kleine groep vrouwen was vastbesloten om een einde aan de oorlog te maken.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Diese kleine Gruppe von Frauen beschloss dem Krieg ein Ende zu bereiten.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Este pequeño grupo de mujeres resueltas a acabar la guerra.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.이 작은 무리의 여성들은 이 전쟁을 끝내기로 마음먹었어요.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Questo piccolo gruppo di donne era deciso a mettere fine alla guerra.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Ta mała grupa kobiet zdecydowała o zakończeniu wojny.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Αυτή η μικρή ομάδα γυναικών αποφάσισε να βάλει τέλος στον πόλεμο.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Тази малка група от жени решили да поставят край на войната.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.Эта небольшая группа женщин была решительно настроена на прекращение войны.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.אותה קבוצה קטנה של נשים גמרה אומר להביא סוף למלחמה.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.هذه المجموعة الصغيرة من السيدات أصروا على وضع حد للحرب.
Bu küçük kadın grubu savaşa bir son getirmeye azmetti.固い決意をしていました そして自分達の伝統を使ってそれを実行したのです