satılık ile cümle

satılık kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBoris Nicolaievich diz: "Não está à venda."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBoris Nikolajewitsch antwortet: "Sie steht nicht zum Verkauf."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBoris Nikolayevich a spus: "Nu este de vânzare."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBoris Nikolayevich dice: "no está en venta."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBoris Nikolayevich dit, "Ce n'est pas à vendre."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBoris Nikolayevich: "Het is niet te koop."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBoris Nikolayevich rispose, "Non è in vendita".
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derBorys Nikołajewicz na to: "To nie jest na sprzedaż".
Boris Nikolayevich "Satılık değil." der이에 보리스는, '이 신문사는 팔지 않습니다.' 라고 말했죠.
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derБорис Николаевич говорит, "Газета не продаётся."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derБорис Николаевич отвърнал: "Той не е за продан."
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derבוריס ניקולביץ' אמר " זה לא למכירה"
Boris Nikolayevich "Satılık değil." derأجاب "بوريس نيكولايفيتش": "إنّها ليست للبيع".
Boris Nikolayevich "Satılık değil." der知事「では君のところを閉鎖する」
Bu evin... ..bizim için yapıldığını anlamıştık. Evin satılık olduğunu öğrendik. Bir mucizeydi bu!Η τεχνική πρόοδος μας έδωσε μόνο άνεση... και όργανα βίας για εξουσία.
Bu maymunların elinde değildir Bazı maymunlar diğer maymunlardan oluşan satılık bir kalabalığa oynarLos micos hacen trofeos y despues se los entregan entre si como si significara algo
Bu satılık değil.Este no esta a la venta.
Bu satılık değil.이건 파는게 아냐
Bu satılık değil.Yang ini tidak dijual.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.A boltban nem ránthattad le az árukat a polcról és nem dobálhattad őket.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Anda diajari bahwa Anda tidak boleh menarik barang dari rak di toko dan melemparnya ke sana kemari.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.A una le enseñaban que no podía sacar las cosas de los estantes en la tienda y arrojarlas por ahí.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Bạn được dạy rằng mình không thể lôi hàng ra khỏi kệ trong cửa hàng và ném nó lung tung.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Ensinavam-nos que não podíamos tirar a mercadoria das prateleiras e deixá-las espalhadas pela loja.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Erai invatata ca nu puteai sa iei marfa depe rafturi din magazin si sa o arunci in jur.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Geen spullen uit winkelrekken pakken om die dan rond te gooien.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.가게의 선반에서 물건들을 꺼내서 여기저기 던질 수가 없다는 걸 배웠습니다.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Man fick lära sig att inte ta saker från hyllorna i en affär och leka med dem.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Man lærte, at man ikke kan hive varer ned af hylderne i butikken og kaste rundt med tingene.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Naučili nás, že nemůžeme dělat v obchodě nepořádek a vyhazovat věcí z regálu okolo sebe.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.On vous expliquait que vous ne pouvez pas retirer la marchandise des rayons et la balancer dans le magasin.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Opetettiin, ettei kaupan hyllyistä oteta tavaraa viskeltäväksi ympäriinsä.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Ti insegnavano che non si poteva tirar giù la merce dagli scaffali e buttarla in giro per il negozio.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Uczono, że w sklepie nie można rozrzucać towarów. Uczono, że w sklepie nie można rozrzucać towarów.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Μάθαινες ότι δε μπορείς να τραβάς το εμπόρευμα από τα ράφια του μαγαζιού και να το ρίχνεις τριγύρω.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Нас учили тому, что нельзя хватать товары с полок в магазине и швыряться ими.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Не можна брати товари з полиць в магазині і їх розкидати.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.Учеха те, че не може да сваляш стоката от рафтовете в магазина и да я хвърляш наоколо.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.לימדו אותנו שאסור לגנוב סחורה מהמדפים בחנות ולפזר אותה מסביב.
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.تعلمنا أن لا نأخذ المشتريات من الرفوف في المتجر ورميها بعيداً .
Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.放り投げてはいけないと教えられました さて この子達が3年生4年生になった頃
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Apropo, dacă vă interesează, sunt de vânzare."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Ei, antes de se ir embora, se estiver interessado, elas estão à venda."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hallå, innan du går, om du är intresserad så är de till salu."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hé, au fait, avant que vous ne partiez, si ça vous tente, ils sont à vendre."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hei, omong-omong, sebelum Anda pergi, jika Anda tertarik, mereka sedang dijual."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hej, mimochodem, než odejdete, pokud máte zájem, jsou na prodej."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hej, tak przy okazji, zanim pójdziesz, jeśli jesteś zainteresowany, to one są na sprzedaż".
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hey, bevor Sie gehen, falls Sie interessiert sind, die Kinder stehen zum Verkauf."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hey, forresten, lige inden du går, hvis du er interesseret, så er de til salg."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Hey, prima di andare, se sei interessato, sono in vendita."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""저기, 그건 그렇고, 그냥 떠나기 전에 하는 말인데, 혹시 관심있나 해서, 쟤네 팔고 있거든."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Mielőtt elmész, ha érdekelnek, eladók a gyerekek."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar."Này, nhân đây, chỉ trước khi anh đi, nếu anh thích, anh có thể mua chúng."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Por cierto, antes de que se vayan, si les interesan están a la venta".
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Wacht even, ben je geÏnteresseerd: ze zijn te koop."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Ε, παρεμπιπτόντως, πριν φύγετε, αν σας ενδιαφέρει, τα πουλάμε".
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Агов, поки ви не пішли, якщо вам цікаво, то ці діти продаються".
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Хей, между другото, преди да си тръгнеш, ако си заинтересован, продават се."
"Ha, bu arada, ayrılmadan önce, eğer ilgilenirseniz, satılıklar.""Эй, кстати, пока ты не ушёл, если тебе интересно, эти дети продаются".

İlgili Sayfalar