Evin sallandığını hissettik.We felt the house shake.
Evin sallandığını hissederek caddeye doğru koştum.Feeling the house shake, I ran out into the street.
Ben evin sallandığını hissettim.I felt the house shake.
Evin sallanışını hissetmiyor musun?Don't you feel the house shaking?
Evin biraz sallandığını hissettik.We felt the house shake a little.
Lamba ileri geri sallanıyordu.The lamp was swinging back and forth.
Dün gece dünyanın sallandığını hissettin mi?Did you feel the earth shake last night?
Tom Skeleton'un her organı sallanıyordu ve titriyordu.Tom Skeleton was shaking and trembling in every limb.
Masanın bacakları sallanıyor.The legs of the table are shaky.
Şu an plan hâlâ sallantıda.Presently the plan is still in the air.
Ne zaman bir kamyon geçse, evim her zaman sallanır.My house always shakes when a truck goes by.
Yerin sallandığını hissettim.I felt the floor shake.
Tekne dalgalı denizde şiddetle sallandı.The little boat bobbed on the rough sea.
Bir depremde, yer yukarı ve aşağı ya da geriye ve ileriye sallanabilir.In an earthquake, the ground can shake up and down, or back and forth.
Depremde binalar sallandı.The buildings shook in the earthquake.
Konuları sallantıda bırakmayı sevmiyorum.I don't like to leave things up in the air.
Duyduğuma göre onların evliliği sallantıda.From what I've heard, their marriage is on the rocks.
Ben evin biraz sallandığını hissettim, sen hissetmedin mi?I felt the house shake a little. Didn't you?
Julio, eski meşe ağacına kurduğum salıncakta sallanıyor.Julio is swinging in the hammock that I hung under the old oak tree.
Masa niye bu kadar sallanıyor?Why is the table so wobbly?
Evin sallandığını hissettiğim için arka bahçeye koştum.Feeling the house shake, I ran out into the backyard.
Tom sallanmaya başladı.Tom started shaking.
Çiçekler rüzgarda sallanıyordu.The flowers were swaying in the wind.
Bir kadının dili, bir kuzunun kuyruğu gibi sallanır.A woman's tongue wags like a lamb's tail.
Ağaçların rüzgarda nasıl sallandığına bak.Look how the trees sway in that wind.
Çocuk sallandı.The kid rocked.
Tom bir roman okurken sallanan sandalyesinde oturdu.Tom sat in his rocking chair, reading a novel.
Tom müzikle hafifçe sallanıyor.Tom is swaying slightly with the music.
Tom sandalyesinde ileri geri sallandı.Tom rocked back and forth in his chair.
Biz bu durumda oldukça sallantılı bir zemin üzerindeydik.We're on pretty shaky ground as it is.
Evimiz sallanmaya başladı.Our house started to shake.
Onun dairesinde bir kedinin sallanacağı kadar yer yok.There isn't enough room to swing a cat in his flat.
Ev sallanmaya başladı.The house started shaking.
Onun ayakları su içinde sallanıyordu.Her feet dangled in the water.
Tüm ev sallanıyordu.The whole house was shaking.
Tom sallanan sandalyesine oturdu.Tom sat in his rocking chair.
Tren aniden sallandı.The train suddenly lurched.
Tom sallandı.Tom was shaken.
Leyla'nın evliliği sallantıdaydı.Layla's marriage was on the rocks.
Kızım sallanmayı sever.My daughter loves to swing.
Bu masa sallanıyor.This table is wobbling.
Vatandaşlar pazar sabahı 6.30'da şiddetli bir gürültüyle ve sallantıyla uyandılar.Citizens woke up about 6:30 Sunday morning to a loud noise and tremor.
Marge, sık sık Homer için köklü bir fikir üretir ve çiftin evlilikleri çoğunlukla sallantıdadır.Marge often provides a grounding opinion for Homer and their marriage has often been shaky.
Sık sık yukarı aşağı veya kenardan kenara sallanır.It is frequently wagged up and down or from side to side.
Kimi Ortodoks çevrelerde, püsküllerin giysilerin dışında serbestçe sallanmasına izin verilir.In some Orthodox circles, the fringes are allowed to hang freely outside the clothing.
Bihac ve Bosanska Krupa şehir köprülerinden sallanmak popülerdir.Jumping from the city bridges in Bihać and Bosanska Krupa is also popular.
Ardından tapınak sallanarak yıkılmaya başlar.Meanwhile, the temple begins to collapse.
1812'de yanardağ sallanmaya başladı ve koyu bir bulut ortaya çıkardı.In 1812, the volcano began to rumble and generated a dark cloud.
Salıncak ileri geri değil de sağa sola sallanır.(Мы не справа и не слева, мы впереди!
Öyleyse yaşam, can sıkıntısı ile acının arasında sallanarak gidip gelendir.To settle the dispute, a fight to the death is ordered between Uhtred and Steapa.
Kontrol edilemeyen sallanma da, (özellikle sunumdan önce), yaygın bir semptomdur.He sees the troubles he went through before prison for what they are."
Uzun kuyruğun, beyaz dış-tüyleri vardır ve çoğunlukla kuyruk yukarı aşağı sallanır.The long tail has white outer-feathers and is often wagged up and down.
"Dinleyin, Sallanacağım ve hepiniz yalnız beni izlersiniz."And I'll rule the whole world, just you watch me.'"
Vücut boşluğu içinde serbest olarak sallanır.We dumped the body in a vacant lot.
Farz edelim bu kuadın hem sallanmasını hem de bu çubuğu dengelemesini istiyoruz.Suppose that we want this quad to not only hover but to also balance this pole.
Daha sonra bir ağaç üstünde sallanan olmuştu ve o bahçede duruyordu.He had been swinging on a tree-top then and she had been standing in the orchard.
Sinbad'ın 7. Yolculuğu'ndaki gibi kızı yakalayıp sallanma sahnesi.A grab the girl and swing scene like this one in the 7th Voyage Of Sinbad
En son ne zaman olduğunu düşünürseniz, bilmem mesela sallanan bir dişiniz varkenIf you think about the last time you had a wobbly tooth.
Sallandığını ve acıdığını biliyorsunuz.You know it's wobbly, and you know that it hurts.
O uzaktan yeşil sivri karaçalı rüzgarla sallanan boş çıkışlar bir streç gördüm çalılar.He saw a stretch of empty downs with the wind swaying the remote green-pointed furze bushes.