Tom ebeveynlerinden bir şeyler saklayan kişi türü değildir.Tom isn't the kind of person who hides things from his parents.
Senden sır saklayan biri değilim.I'm not the one who kept secrets from you.
Sami gerçek doğasını saklayan bir maske takıyordu.Sami wore a mask that hid his true nature.
Plazma hücreleri kısa ömürlü (2-3 gün), antikorları saklayan hücrelerdir.Plasma cells are short-lived cells (2–3 days) that secrete antibodies.
Bu tahmin ediciler hesaplaması masraflı bilgiler saklayan ön belleklerdir.These predictors are caches in that they store information that is costly to compute.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.You're the one that hid the stamps, Sunbae.
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdürSome are cloaked in forest concealing life.
Onu saklayan sengin bir aile idi.And it was a rich family that hid him.
Toplayıp kasaya saklayanı.Who amasses and then hoards.
DVD – Video, ses, ve/veya bilgisayar verilerini saklayan hızlı ve kompakt dijital disk.DVD – A DVD is a large, fast compact digital disk that can hold video, audio, and/or computer data.
NBT ise tüm isim kayıtlarını saklayan merkezi bir depo veya bir İsim Hizmeti sağlar.NBT can implement a central repository, or Name Service, that records all name registrations.
Düzinelerce şişeyi belirli sıcaklıklarda saklayan daha büyük buzdolabı tipi üniteler.Larger refrigerator-style units that store dozens of bottles at selected temperatures.
Aşağıda müşterilerin isimlerini ve telefon numaralarını saklayan bir tablo bulunmaktadır.Below is a table that stores the names and telephone numbers of customers.
Nadir eşyaların çekiminin olasılıklarını gösterene açık, saklayana ise kapalı gacha denir.[1]Gacha that show (open) versus hide (closed) the exact probabilities of pulling rare items.[1]
Adını saklayan adamı ciddiye almayacağımı bilmiyor musun?Weißt du, dass ich nichts von einem Menschen halte, der seinen Namen verbirgt?
Plazma hücreleri kısa ömürlü (2-3 gün), antikorları saklayan hücrelerdir.Les plasmocytes sont des cellules dont la durée de vie est de quelques jours et qui sécrètent des anticorps.
Bu tahmin ediciler hesaplaması masraflı bilgiler saklayan ön belleklerdir.Questi predittori sono cache nel senso che immagazzinano informazioni che sono costose da calcolare.
Bir A kare matrisinin determinantı det(A) veya |A|, matrisin belirli özelliklerini saklayan bir sayıdır.Определитель det(A) или |A| квадратной матрицы A — это число, определяющее некоторые свойства матрицы.
Plazma hücreleri kısa ömürlü (2-3 gün), antikorları saklayan hücrelerdir.وخلايا البلازما هي خلايا قصيرة الأجل (يومان-3 أيام) تفرز أجسامًا مضادةً.
Joseph ve Thomas Odwell rolleri İkizler, tuhaflıklarını saklayan ve maske takan ikiz gorgon kardeşler.Joseph e Thomas Odwell como os gêmeos, dois garotos gêmeos mascarados, que possuem pele paralisante.
37 yıl sonra, Alman ajanı Max, Françoise ile birlikte yaşamaya başlamıştır (onu saklayan genç Fransız kadın).Max bor hos Françoise (Claude Jade), en ung fransk kvinna som gömmer honom...
Dijital fotoğraf makinesi fotoğrafları elektronik olarak çeken ve saklayan elektronik bir cihazdır.En digital valuta är en valuta som skapas och lagras elektroniskt.
Harry, bugüne kadar tüm gerçekleri kendisinden saklayan teyzesi ve eniştesine çok kızar.Egy ideje kísértetek zaklatják őt és szeretett nagynénjét.
Aynı şey Yahudiler'i evlerinde saklayanlar için de geçerli olacaktı.Det samme gjaldt for personer, der hjalp jøderne.
Aynı şey Yahudiler'i evlerinde saklayanlar için de geçerli olacaktı.Det samme gjaldt for personer som hjalp jødene.
6 ila 8 sistein kalıntısını saklayan 15-20 amino asitden meydana gelmişlerdir.Defensin terdiri dari 18-45 macam asam amino termasuk 6-8 residu sistein yang terawetkan.
Melekler kadar güzel suratının altında karanlıkları saklayan bir kadın.Taylan'la evli ve bir oğlu var.방황하던 이십대 때 명숙의 말썽쟁이 딸 제니와 결혼해 아들 건호가 있다.
Aynı şey Yahudiler'i evlerinde saklayanlar için de geçerli olacaktı.בנוסף לכך החביא יהודים בביתו.
Joseph ve Thomas Odwell rolleri İkizler, tuhaflıklarını saklayan ve maske takan ikiz gorgon kardeşler.Joseph i Thomas Odwell kao Blizanci, gorgonski dječaci koji nose bijele maske sa otvorima.
Aynı şey Yahudiler'i evlerinde saklayanlar için de geçerli olacaktı.Za nepriateľov považovali aj židov, ktorých na obsadených územiach prenasledovali.
6 ila 8 sistein kalıntısını saklayan 15-20 amino asitden meydana gelmişlerdir.Pri vretenčarjih je ohranjenih šest do osem cisteinskih aminokislinskih ostankov.
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdürMột số được các cánh rừng trùm lên ẩn giấu sự sống.
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdürNěkteré jsou zahaleny stromy skrývajícími život, další, jako dýmající velikáni, jsou rozeklané a strohé.
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdürUnele sunt acoperite cu păduri, ascunzând viaţă.
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdürΚάποια είναι καλυμμένα από δάση, που κρύβουν ζωή.
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdürОдни из них покрыты лесами, изобилующими жизнью.
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdür,חלקם מכוסים ביערות .מלאים חיים
Bazıları içindeki canlılığı saklayan ormanlarla örtülüdürالبعض يغطّون بالغابات يخفون الحياة.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Anh là người giấu con dấu cơ mà, sunbae.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.C'est toi qui les as cachés, Sunbae !
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Du är den som gömde stämplen, Sunbae.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Du hast die Stempel versteckt Sunbae.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Jij bent degene die de stempels had verstopt, Sunbae.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Kau yang menyembunyikan capnya, Sunbae.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae. Nerede olduklarını nasıl bilmesin?سنباى، أنت من أخفى الطبعات. إذا كيف لا تعرف أين هي سنباي؟!
Damgaları saklayan sensin, Sunbae. Nerede olduklarını nasıl bilmesin?木々が同じようなのばかりだから こんがらがってさ
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Tu esti cel care a ascuns stampilele, Sunbae.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Tu sei stato quello a nascondere i marchi, Sunbae.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Εσύ είσαι αυτός που έκρυψε τις σφραγίδες, Σανμπέ.
Damgaları saklayan sensin, Sunbae.Ты же сам прятал печати, сонбэ.
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.보잘 것 없는 출신을 감추고 자신만의 새로운 역사를 창조하고자 했던 어린 소녀가 살았습니다.
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.O copilă care şi-a ascuns toatã viaţa originile umile şi a preferat să-şi inventeze propria legendă.
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.Olipa kerran pikku tyttö, joka kätki vaatimattoman taustansa ja keksi itselleen oman tarinan.
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.Una niña que esconde su origen humilde toda su vida y prefiere inventar su propia leyenda.
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.Une petite fille qui toute sa vie masqua ses origines paysannes et préféra inventer sa légende.
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.Жила собі маленька дівчинка, яка приховувала своє скромне походження все життя і вигадала свою власну легенду.
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.فتاة صغيرة أخفت أصولها طيلة حياتها واختارت حبك أسطورتها
Mütevazi geçmişini tüm hayatı boyunca saklayan ve kendi efsanesini yaratmayı seçen küçük bir kız yaşamıştı.目指した少女がいました その昔
Onu saklayan sengin bir aile idi.Rodzina, która ukryła tatę była bogata.
Onu saklayan sengin bir aile idi.Schovala ho bohatá rodina.