O sahiden zeki, değil mi?She's really smart, isn't she?
O sahiden akıllı, değil mi?She's really smart, isn't she?
Sahiden güzel koktu.It smelled really good.
Sahiden mi? Adam, şaka yapıyorsun değil mi?Really?! Man, you're kidding right?
Bu geyiğin sütü sahiden iyi midir?Is the milk from this deer really good?
Onu sahiden beğeniyorum.I really like him.
Sahiden hiç Tayland yemeği denedin mi?Have you actually ever tried Thai food?
Tom'un gerçeği söylediğine sahiden inanıyor musun?Do you honestly believe Tom is telling the truth?
Van Gogh sahiden kulağının birini kesmiş mi?Did Van Gogh really cut off one of his ears?
Ne? Sahiden mi?What...for real?
Bunu sahiden kendi başınıza mı yapmıştınız?Did you really do that by yourselves?
Ekmek kilo aldırıyor mu sahiden?Is bread really fattening?
Sahiden çok üzgünüm").I am truly sorry."
Eski aile fotoğraflarını taradım ve içinden sahiden sevdiğim birini seçtim.I went through some family pictures and dug up one that I really liked.
O kelimeyi kullanmıştır sahiden. (Eye of the Beholder'a gönderme yapıyor. Eye of the Peahen.)He actually used that word.
Yıllar önce bana feminist dediği zaman sahiden de haklıydı.And he was right that day many years ago when he called me a feminist.
İnsanlar, bir çöp adam veya gülen bir yüz çizdilerse, bu, sahiden banknot haline geldi.People, if they drew a stick figure or a smiley face, it actually made it into the bill.
Sahiden korktuğumuz sözler.There are words that we're truly afraid of.
O sahiden Park Hae Young'un arabası mı?Are you sure that's Park Hae Young's car? Oh no.
Sahiden mi?I didn't come here to talk silly
Sahiden kalkıp bu havuza gidebilir ve onları orda öldürebilirsiniz, öyle değil mi?You can actually walk up to that pool and you can kill them there, right?
Bu yüzden yüzeyine sahiden de dokunamadık.And so we couldn't really touch its surfaces.
Sahiden de bu insanların ölü akrabalarıyla yaşadıklarını mı söylüyor?Is she really saying that these people live with the bodies of their dead relatives?
Fakat bu kuşlar nerede serbest bırakılacaklar sahiden?But really, where are those birds going to get released to?
Ve bu altı dakika, sahiden TED seyircisi için hazırlandı.And these are six minutes they really prepared for the TED audience.
Versay'a gittiler, sahiden de binanın içine girebildiler.And they went to Versailles, and they actually were able to get into the building itself.
Oh, sahiden.Oh, really
Önceki günün kaygıları sahiden kayboluyor gibiydi.And it really seemed like my concerns of the previous day vanishing.
Belki şanslıysanız, birkaçı kıl payı kurtarabilir. Pekala, bu sahiden neye benziyor?Well, what does this really look like?
Sahiden anlamıyorum.I don't really get it.
Sahiden bilmek istiyor musun?You really wanna know?
Sahiden, efendim.Oh really, sir.
Bu eser, arkadaşlarımı kavanozların içinde abideleştiriyor ve onlar sahiden hareket ediyorlar.So this piece memorializes my friends in these jars, and they actually move around.
Ve sahiden iyi bir görüntüyle karşınıza çıkıyorlar.And they actually come out kind of nice looking.
Öncelikle Rezero'nun sahiden nasıl dengesini koruduğunu açıklayayım.Let me first explain how Rezero actually keeps his balance.
Peki sahiden koşabilecek mi?And can he even run?
Öğrencilerden biri "Sahiden mi?" dedi. (Kahkahalar)One of the students said, "Really?"
Bana sahiden kargaların kökünü kazımamız gerektiğini anlatıyordu.And he was telling me that really, we ought to try and eradicate these things.
Sahiden de aptalsın.You really are stupid
Sahiden o gerçek midir? diye senden soruyorlar.Yet they want to be informed if it is true.
Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.Say: "Bring the proof if you are truthful."
Onlar "Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?" dediler.They said: "Surely you are not Joseph!"
"Bu sahiden doğru mudur," diye senden haber bekliyorlar.Yet they want to be informed if it is true.
Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.That is [merely] their wishful thinking, Say, "Produce your proof, if you should be truthful."
Sahiden öyle mi?Really?
Sahiden çok üzgünüm").Et ça fait vraiment mal. »).
Onu sahiden beğeniyorum.Eu gosto mesmo dele.
Sahiden çok üzgünüm").("Hát ez igazán kár!")
Bu geyiğin sütü sahiden iyi midir?Onko tämän peuran maito tosiaan hyvää?
Sahiden çok üzgünüm").Det er virkeligt slemt. ”
Sahiden çok üzgünüm").Đó thực sự là một điều đáng tiếc".
Sahiden çok üzgünüm").「ぶちえらぁ(とってもしんどい)」。
Sahiden çok üzgünüm").그리고 진심으로 사과합니다.”.
Ancak bilgisayar sadece bir eldiven olmamalı, el sahiden de bilgisayarın gücünü yöneten unsur olmalı.그러나 컴퓨터는 단지 손에 끼는 글러브가 되면 안 됩니다. 손이야말로 컴퓨터를 움직이는 주체가 되어야 합니다.
Ancak bilgisayar sadece bir eldiven olmamalı, el sahiden de bilgisayarın gücünü yöneten unsur olmalı.Komputer nie powinien być tylko rękawicą dla dłoni, to ręka powinna kierować możliwościami komputera.
Ancak bilgisayar sadece bir eldiven olmamalı, el sahiden de bilgisayarın gücünü yöneten unsur olmalı.Ma il computer non dovrebbe essere solo il guanto della mano, la mano il vero pilota del calcolo.
Ancak bilgisayar sadece bir eldiven olmamalı, el sahiden de bilgisayarın gücünü yöneten unsur olmalı.Mas o computador não deve ser só a luva da mão. É a mão que deve conduzir o computador.
Ancak bilgisayar sadece bir eldiven olmamalı, el sahiden de bilgisayarın gücünü yöneten unsur olmalı.Но компьютер должен служить лишь орудием, которым управляет человек.
Ancak bilgisayar sadece bir eldiven olmamalı, el sahiden de bilgisayarın gücünü yöneten unsur olmalı.אבל המחשב אינו צריך להיות סתם הכפפה שעל היד; היד היא שצריכה להוביל את כוח המיחשוב.
Ancak bilgisayar sadece bir eldiven olmamalı, el sahiden de bilgisayarın gücünü yöneten unsur olmalı.ولكن ينبغي ألا يكون الكمبيوتر مجرد قفاز يد ، وينبغي أن تكون اليد هى محرك القوة الحاسوبية