Sami sabahleyin gitmek zorunda.Sami has to leave in the morning.
Sabahleyin dörtte yağmur yağmaya başladı.It started raining at four in the morning.
Sabahleyinse kendime geldim.(Laughter) And I came to in the morning.
Sabahleyin konseyin toplanmasını sağlayın.Let us find you somewhere to rest.
Sabahleyin Davut Yoava bir mektup yazıp Uriya aracılığıyla gönderdi.It happened in the morning, that David wrote a letter to Joab, and sent it by the hand of Uriah.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Now as soon as it was day, there was no small stir among the soldiers, what was become of Peter.
Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin,You pass by (their habitations) in the morning
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:At daybreak they called to each other:
Sabahleyin akın edenlere,Then those charging in the morning
Sabahleyin birbirlerine sesleniyorlardı.At daybreak they called to each other:
Yemin olsun, sabahleyin erkenden, kararlı ve oturaklı bir azap yakaladı onları.And early in the morning the decreed punishment came upon them.
Sabahleyin akın edenlere/baskın yapıp toprak fethedenlere,Then those charging in the morning
(Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyinYou pass by (their habitations) in the morning
Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.But they were seized by the mighty blast towards the morning;
Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:At daybreak they called to each other:
'Şu halk, sabahleyin yok edilecektir' şeklindeki emri kendisine bildirdik.We issued this command to him, for they were going to be destroyed in the morning.
Sabahleyin onları da o korkunç gürültü yakaladı.But they were seized by the mighty blast towards the morning;
Sabahleyin Kuran (okuması) tanık olunurIndeed the Recitation at dawn is palpably evident.
Öyleyse geceleyin bir köşeye çekildiğiniz ve sabahleyin kalktığınız zaman ALLAH'ı övgüyle anın.So extol God when the evening comes and the day dawns,
Siz yıkıntılarının yanından geçiyorsunuz; sabahleyin,You pass by (their habitations) in the morning
Mûsâ: “Karşılaşma zamanı, bayram günü olsun, halk sabahleyin toplansın.” dedi.'Your tryst shall be upon the Feast Day.' said Moses. 'Let the people be mustered at the high noon.'
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz.And at night.
Sabah Kuran'ını da gözet. Sabahleyin Kuran (okuması) tanık olunurDawn is certainly witnessed (by the angels of the night and day).
Ben sabahleyin her zaman iki fincan kahve içerim.Moi, le matin, je bois toujours deux tasses de café.
Sabahleyin hava serindir.Le matin, l'air est frais.
Kahve sabahleyin ve gün boyunca hazırlanır ve çay genellikle akşamda içilir.Le café est servi le matin et au long de la journée, tandis que le thé est plutôt siroté le soir.
Sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar.Vous m'expliquerez tout ça demain matin.
Saba: Sabahleyin gün doğusundan esen hafif ve yumuşak rüzgâr.Ô lumière de midi et douceur du printemps !
Annem her zaman sabahleyin erken kalkar.Mia madre si alza sempre presto la mattina.
Sabahleyin meditasyon yapardı.La mattina era solito fare meditazione.
Doğruca oteldeki odama gidip uyuyorum ve sabahleyin bir şeyler yemeye konsantre oluyorum.Vado in cucina e comincio a fare colazione.
Sabahleyin pencerelerin camlarının donduğunu gördük.Утром мы увидели, что стёкла на окнах замёрзли.
Sabahleyin Recep torunlarının kararını Büyükhanım’a haber verir.Утром он узнаёт от младшего брата правду.
Sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar.Вчера утром узнал, что меня демобилизуют.
Onların sabahleyin dört dersi var.لديهم اربعة فصول في الصباح
Tom sabahleyin asla erken kalkmaz.O Tom nunca se levanta cedo de manhã.
Sabahleyin gezinmek istiyorduk, ama müthiş bir yağmur yağıyordu.We wilden vanmorgen gaan wandelen, maar het regende verschrikkelijk.
Sabahleyin bankaya gitmem lazım.Πρέπει να πάω στην τράπεζα το πρωί.
Bihigi sarsıarda erde turabıt = Biz sabahleyin erken kalkarız.Hvor jeg skulde stå tidlig op! --.
Doğruca oteldeki odama gidip uyuyorum ve sabahleyin bir şeyler yemeye konsantre oluyorum.I stuen sov og spiste man og foretog det indendørs arbejde.
Doğruca oteldeki odama gidip uyuyorum ve sabahleyin bir şeyler yemeye konsantre oluyorum.Foreldrene skal i et middagsselskap på hotellet, og datteren skal legge seg til å sove når de går.
Bihigi sarsıarda erde turabıt = Biz sabahleyin erken kalkarız.Sự thụ tinh diễn ra trong vùng nước nông vào lúc sáng sớm.
Kahve sabahleyin ve gün boyunca hazırlanır ve çay genellikle akşamda içilir.早餐喜食保加利亞優酪乳,晚餐則通常會配紅茶。
Güneş sabahleyin kırmızı olarak doğar, yavaş yavaş beyazlaşır, sonra öğle vakti parlak olur.색은 하얗고 해가 진 이후에 제대로 피어나며 오후 중반에 닫힌다.
(Ekim Devrimi'nin 26. yıldönümü) sabahleyin asılır.משערים שהן נתלו ביום ד' בבוקר.
Bihigi sarsıarda erde turabıt = Biz sabahleyin erken kalkarız.Zjutraj se s sončno vprego povzpne iz morja, zvečer se pa vanj vrača.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.A gdy był dzień, stał się rozruch niemały między żołnierzami o to, co by się z Piotrem stało.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.A když byl den, stal se rozbroj nemalý mezi žoldnéři o to, co se stalo při Petrovi.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.A keď nastal deň, bolo nemalé vzrušenie medzi vojakmi, čo sa stalo s Petrom.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Bij het aanbreken van de dag was er grote opschudding onder de soldaten. Wat kon er met Petrus gebeurd zijn?
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Cînd s'a făcut ziuă, ostaşii au fost într'o mare fierbere, ca să ştie ce s'a făcut Petru.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Cuando se hizo de día, hubo un alboroto no pequeño entre los soldados sobre qué habría pasado con Pedro
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Ðến sáng , trong bọn lính có sự xôn_xao rất lớn : vì chúng_nó chẳng hay Phi - e-rơ đi đâu .
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Ðến sáng, trong bọn lính có sự xôn xao rất lớn: vì chúng nó chẳng hay Phi -e-rơ đi đâu.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Fattosi giorno, c'era non poco scompiglio tra i soldati: che cosa mai era accaduto di Pietro
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.날이 새매 군사들은 베드로가 어떻게 되었는지 알지 못하여 적지 않게 소동하니
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Ko se je pa zdanilo, ni bil majhen strah med vojaki, kaj da se je s Petrom zgodilo.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Logo que amanheceu, houve grande alvoroço entre os soldados sobre o que teria sido feito de Pedro.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Men da det blev Dag, var der ikke liden Uro iblandt Stridsmændene over, hvad der var blevet af Peter.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular.Mikor pedig megvirradt, nem csekély háborúság támada a vitézek között, mi történt hát Péterrel.