İnek bize süt sağlamaktadır.The cow supplies us with milk.
İhtiyacımız olan tüm parayı sağlamak için sana güveniyoruz.We're banking on you to provide all the money we need.
Televizyon bilgi sağlamak için çok önemli bir araçtır.Television is a very important medium through which to provide information.
Nehir şehre elektrik enerjisi sağlamaktadır.The river furnishes electric power to the town.
Onun yeni teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.It is impossible to get him to understand the new theory.
Bu kasabada düzeni sağlamak zordur.It's difficult to keep order in this town.
Bu göl kentimize su sağlamaktadır.This lake supplies our city with water.
Bu tür hataların gelecekte olmamasını sağlamak için elimden geleni yapacağım.I'll do my best to ensure that such mistakes don't occur in the future.
Onun o projeyi ciddiye almasını sağlamak için buradayız.We have got to get him to take that project seriously.
Onların evde kalmasını sağlamak için çok uğraştım fakat onlar beni dinlemeyi reddettiler.I tried hard to make them stay home, but they refused to listen to me.
Yeni metro 20 dakika içinde okula gitmemi sağlamaktadır.The new subway enables me to get to school in 20 minutes.
İnsan çevresel değişikliklere uyum sağlamak için büyük bir kapasiteye sahiptir.Man has a great capacity to adapt to environmental changes.
Geçimini sağlamak için bir emekli maaşı var.He has a pension to live on.
O ailesinin geçimini sağlamaktadır.He provides for his family.
Onlar birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için çok uğraştılar.They tried very hard to gain an advantage over one another.
Onun teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.It is impossible to make her understand the theory.
O iyi bir yaşam sağlamaktadır.She makes a good living.
O beyefendi geçimini sağlamak için ne işle meşgul?What does that gentleman do for a living?
Tom gergin bir ip üzerinde dengesini sağlamaktadır.Tom is balancing on a tightrope.
Kolonlar sağlam bir temel sağlamaktadır.Columns provide a solid foundation.
Tom geçimini sağlamak için bir kamyon sürmektedir.Tom drives a truck for a living.
Geçimimi sağlamak için şarkı söylüyorum.I sing to make my living.
Bir aptala öğretmeye çalışmak ölü bir adam için tıbbi tedavi sağlamak gibidir.Trying to teach a fool is like providing medical treatment for a dead man.
Tom iyi bir yaşam sağlamaktadır.Tom makes a good living.
Tom Mary'ye babasının geçimini sağlamak için ne yaptığını sordu.Tom asked Mary what her father did for a living.
Koşullara uyum sağlamak zorundasın.You have to adapt to circumstances.
Tom geçimini sağlamak için ne yaptığı hakkında konuşmaya başladı.Tom began talking about what he did for a living.
Senin çocuklarının güvende olmalarını sağlamak için gücüm dahilinde her şeyi yapacağım.I'll do everything within my power to make sure your children are safe.
Ben Varşova'yı terk etmek ve geçimimi başka bir yerde sağlamak zorunda kaldım.I had to leave Warsaw and make my living somewhere else.
Seninle kalıyorken geçimimi sağlamak istiyorum.I'd like to earn my keep while I'm staying with you.
Geçimini sağlamakta zorluk çekti.He had a hard time making a living.
Geçimimi sağlamak için bunu yapabilirim.I could do this for a living.
Benim yeni arabam her zaman herhangi bir yere gitmeme olanak sağlamaktadır.My new car enables me to go anywhere, anytime.
Geçimimi sağlamak için Fransızcayı yeterince iyi konuşabileceğime eminim.I'm sure I can speak French well enough to get by.
Onlar düzeni sağlamak için polisi aramak zorunda kaldı.They had to call the police to restore order.
Şimdi geçimimi sağlamak için utanç duyuyorum.I feel ashamed for living on now.
Tom Boston'da geçimini sağlamakta zorluk çekti.Tom had a hard time making a living in Boston.
Tom kendi geçimini sağlamak zorunda kalmadı hiç.Tom has never had to earn his own living.
Tom'un geçimini sağlamak için yaptığı şey budur.This is what Tom does for a living.
Onların anlamasını sağlamak zorundasın.You have to make them understand.
Dan hapishanenin dışındaki hayata uyum sağlamak için mücadele etti.Dan struggled to adapt to life outside jail.
Onlar teröristlere silah sağlamakla suçlandılar.They were accused of supplying arms to terrorists.
Bize bir indirim yapmalarını sağlamak zor olacak.It'll be difficult to get them to give us a discount.
Baban geçimini sağlamak için ne yapar?What does your father do for a living?
Bu okul kendi öğrencilerine ders kitabı sağlamaktadır.This school supplies textbooks to its students.
Şirketlerin amacı kazanç sağlamaktır.The objective of corporations is to make profits.
Onun olmamasını sağlamak için ne gerekiyorsa yapacağım.I'll do whatever it takes to make sure that doesn't happen.
Bunun olmasını sağlamak için ne gerekiyorsa yapacağım.I'll do whatever it takes to make that happen.
İnsanların işe geri dönmesini sağlamak zorundayız.We have to make sure people get back to work.
Ebeveynlerin geçimini sağlamak için ne iş yapıyor?What do your parents do for a living?
Yazı yazmanın amacı, başkalarını görmesini sağlamaktır.The goal of writing is to make others see.
Tom uyum sağlamak için çok zor zaman geçirdi.Tom had a very difficult time adapting.
Geçimimi sağlamak için bu işi yapıyorum.I do that for a living.
Sami, çocukları için istikrarlı bir ortam sağlamak için çok sıkı çalıştı.Sami worked very hard to provide a stable environment for his children.
Sami ve komşuları Leyla'nın geçimini sağlamak için para topladılar.Sami and his neighbors raised money to support Layla.
Gerçekten gelişim sağlamak istiyor.He really wants to improve.
Bazıları 6-D konumu ve yönlendirme bilgileri sağlamaktadır.Some provide 6-D location and orientation information.
"Hükümetin işi finansal hizmetlere olanak vermektir, sağlamak değil.""The job of government is to enable financial services, not to provide them."
Mattie Fae'nin Küçük Charles'a saygı duymasını sağlamak için çaba gösterir.He struggles to get Mattie Fae to respect Little Charles.
Musk şu soruyu sormuştur: “Geleceğin iyi olmasını sağlamak için yapabileceğimiz en iyi şey nedir?Musk posed the question: “what is the best thing we can do to ensure the future is good?