sağlama ile cümle
sağlama kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Çeşitli koşullara uyum sağlamalısınız.You must adapt to a variety of conditions.
İnek bize süt sağlamaktadır.The cow supplies us with milk.
İhtiyacımız olan tüm parayı sağlamak için sana güveniyoruz.We're banking on you to provide all the money we need.
Her şeyden önce güvenliği sağlamalısın.You should put safety before everything else.
Güvenliği başka her şeyden önce sağlamalıyız.We must put safety before anything else.
Zarardan yarar sağlamalısın.You should make the best of a bad situation.
Televizyon bilgi sağlamak için çok önemli bir araçtır.Television is a very important medium through which to provide information.
Nehir şehre elektrik enerjisi sağlamaktadır.The river furnishes electric power to the town.
Onun yeni teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.It is impossible to get him to understand the new theory.
Bu kasabada düzeni sağlamak zordur.It's difficult to keep order in this town.
Bu göl kentimize su sağlamaktadır.This lake supplies our city with water.
Bu tür hataların gelecekte olmamasını sağlamak için elimden geleni yapacağım.I'll do my best to ensure that such mistakes don't occur in the future.
Onun o projeyi ciddiye almasını sağlamak için buradayız.We have got to get him to take that project seriously.
Kurbanlara yiyecek ve elbise sağlamalıyız.We must provide the victims with food and clothes.
Onların evde kalmasını sağlamak için çok uğraştım fakat onlar beni dinlemeyi reddettiler.I tried hard to make them stay home, but they refused to listen to me.
Yeni çevreme uyum sağlamayı oldukça zor buldum.I found it pretty hard to adjust to my new surroundings.
Yeni metro 20 dakika içinde okula gitmemi sağlamaktadır.The new subway enables me to get to school in 20 minutes.
İnsan çevresel değişikliklere uyum sağlamak için büyük bir kapasiteye sahiptir.Man has a great capacity to adapt to environmental changes.
Bir koltuğu sağlama almak için yapman gereken bütün şey sırada beklemektir.All you have to do to secure a seat is to wait in line.
Vali mağdurlara yardım sağlamaya karar verdi.The governor decided to provide assistance for the victims.
Geçimini sağlamak için bir emekli maaşı var.He has a pension to live on.
Geçimini sağlaması gereken büyük bir ailesi var.He has a large family to provide for.
Onun İngilizce mesajı anlamasını sağlamada zorluk çektim.I had difficulty in making him understand the message in English.
Onun konuşması duygularıyla uyum sağlamadı.His speech did not accord with his feelings.
O ailesinin geçimini sağlamaktadır.He provides for his family.
O, fon sağlamada iyidir.He's good at fund raising.
O bilgi sağlamaya söz verdi.He promised to provide information.
Onun yeni şartlara uyum sağlaması hızlıdır.He is quick to adapt to new circumstances.
Onlar birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için çok uğraştılar.They tried very hard to gain an advantage over one another.
Onun teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.It is impossible to make her understand the theory.
O iyi bir yaşam sağlamaktadır.She makes a good living.
Biz, yoksullar için gıda ve giysi sağlamalıyız.We must provide food and clothes for the poor.
Bugün okul günü. Geç kalmamayı sağlama alsam iyi olur.Today's a school day. I'd better make sure not to be late ...
O beyefendi geçimini sağlamak için ne işle meşgul?What does that gentleman do for a living?
Tom gergin bir ip üzerinde dengesini sağlamaktadır.Tom is balancing on a tightrope.
Kolonlar sağlam bir temel sağlamaktadır.Columns provide a solid foundation.
Tom geçimini sağlamak için bir kamyon sürmektedir.Tom drives a truck for a living.
Geçimimi sağlamak için şarkı söylüyorum.I sing to make my living.
Bir aptala öğretmeye çalışmak ölü bir adam için tıbbi tedavi sağlamak gibidir.Trying to teach a fool is like providing medical treatment for a dead man.
Tom iyi bir yaşam sağlamaktadır.Tom makes a good living.
Tom Mary'ye babasının geçimini sağlamak için ne yaptığını sordu.Tom asked Mary what her father did for a living.
Koşullara uyum sağlamak zorundasın.You have to adapt to circumstances.
Tom geçimini sağlamak için ne yaptığı hakkında konuşmaya başladı.Tom began talking about what he did for a living.
Senin çocuklarının güvende olmalarını sağlamak için gücüm dahilinde her şeyi yapacağım.I'll do everything within my power to make sure your children are safe.
Ben Varşova'yı terk etmek ve geçimimi başka bir yerde sağlamak zorunda kaldım.I had to leave Warsaw and make my living somewhere else.
Tom, liseden mezun olduğundan beri, Mary'nin onunla evlenmesini sağlamaya çalışıyor.Tom has been trying to get Mary to marry him ever since he graduated from high school.
Geri çekme cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlamaz.Coitus interruptus does not protect against STDs.
Seninle kalıyorken geçimimi sağlamak istiyorum.I'd like to earn my keep while I'm staying with you.
Geçimini sağlamakta zorluk çekti.He had a hard time making a living.
Geçimimi sağlamak için bunu yapabilirim.I could do this for a living.
Tom'un anlamasını sağlamaya çalışıyorumI'm trying to make Tom understand.
Benim yeni arabam her zaman herhangi bir yere gitmeme olanak sağlamaktadır.My new car enables me to go anywhere, anytime.
Geçimimi sağlamak için Fransızcayı yeterince iyi konuşabileceğime eminim.I'm sure I can speak French well enough to get by.
Onlar düzeni sağlamak için polisi aramak zorunda kaldı.They had to call the police to restore order.
Şimdi geçimimi sağlamak için utanç duyuyorum.I feel ashamed for living on now.
Tom Boston'da geçimini sağlamakta zorluk çekti.Tom had a hard time making a living in Boston.
Beni kimsenin izlemediğini sağlama bağladım.I made sure no one was following me.
Tom zarardan yarar sağlamaya çalıştı.Tom tried to make the best of a bad situation.
Tom kendi geçimini sağlamak zorunda kalmadı hiç.Tom has never had to earn his own living.
Tom'un geçimini sağlamak için yaptığı şey budur.This is what Tom does for a living.