Ana içeriğe geç
Sözlük

saçılmış ile cümle

saçılmış kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
8
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
Bu tür tekrar saçılmış dalgalara “ikincil saçılma” denir ve analizi zorlaştırır.Such re-scattered waves are called "secondary scattering" and hinder the analysis.
Laue geri yansıma modu geniş tayf kaynağından geriye doğru saçılmış X-ışınlarını kaydeder.The Laue back reflection mode records X-rays scattered backwards from a broad spectrum source.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Looks more spread out but -- oh, by the way, the ones that are the same color are contiguous.
Yeşil alanlar şehirlerin arasına saçılmış adacıklar gibi kalmış.Forests and grasslands often seem like scattered islands in a sea of cities.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına."As when one plows and breaks up the earth, our bones are scattered at the mouth of Sheol ."
Yaptıkları her işin önüne geçmişiz de onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirmişizdir.We shall turn to their deeds and scatter them like particles of dust.
Ve dağların 'etrafa saçılmış' renkli yünler gibi olacakları (gün),The mountains like the tufts of carded wool.
İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.In fact every one of them wants to be given open books (like the prophets).
Onların yaptıkları her bir iyi işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz.We shall turn to their deeds and scatter them like particles of dust.
Gözleri zillet içinde mezarlardan çıkarlar; tıpkı saçılmış çekirgeler gibi...They will come out of the graves with downcast eyes like an expanding swarm of locusts.
Onları görsen, kendilerini saçılmış inci sanırsın.Looking at them you would think that they were pearls dispersed.
Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.Immortal youths shall go about them; when thou seest them, thou supposest them scattered pearls,
Etraflarında, ölümsüz delikanlılar dolaşır, onları görünce sanırsın ki saçılmış incilerdir.Immortal youths shall go about them; when thou seest them, thou supposest them scattered pearls,
Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.Immortal youths shall go about them; when thou seest them, thou supposest them scattered pearls,
Onlara ölümsüz gençler servis yapacaktır. Onları görsen, kendilerini saçılmış inci sanırsın.Immortal youths shall go about them; when thou seest them, thou supposest them scattered pearls,
Kurbanlar kan ve toz yığını içinde sokaklara saçılmıştı.Victims staggered outside, bloody and covered with dust from debris.
Alışveriş merkezinde etrafa saçılmış kutular ve diğer şeyler yüzünden blokta yürüyemez olmuştuk.We could not walk around the block because of the boxes and other things around the mall.
Fotoğraflarda olay yerine saçılmış cam kırıkları ve molozlar görülüyor.Photos showed glass and debris scattered at the site.
Etrafına saçılmış keseleri ve yürüdükçe hareket eden tepe saçı ile dikkat çeker.Am Nacken treten auffällig gegen den Strich verlaufende Haare auf.
Elmas kimberlit kütlesi içinde saçılmış halde bulunmaktadır.Кимберлитовая трубка заполнена кимберлитом.
Oyun içi mekanlarda gazete sayfaları bir hayli etrafa saçılmıştır.В игровых локациях «раскидано» довольно много бумажных газетных листов.
Denizin dibinde, batığın çevresine saçılmış heykeller, süngerciyi çok etkilemişti.Aqueles nos decks mais abaixo, próximos ao local da colisão, a sentiram muito mais diretamente.
Araba ağaçlara çarpmış, bavulları yerlere saçılmış vaziyettedir.Uchodźcy poruszają się pieszo, z bagażem na plecach.
Oyun içi mekanlarda gazete sayfaları bir hayli etrafa saçılmıştır.В ігрових локаціях «розкидано» доволі багато паперових газетних листів.
Elmas kimberlit kütlesi içinde saçılmış halde bulunmaktadır.Tarkoituksena on saada kaikki kimberliitin sisällä olevat timantit talteen.
Oyun içi mekanlarda gazete sayfaları bir hayli etrafa saçılmıştır.Σε μια πανσιόν το ηλικιωμένο ζευγάρι των ιδιοκτητών διαβάζει θορυβημένο τα νέα.
Elmas kimberlit kütlesi içinde saçılmış halde bulunmaktadır.또한 남아프리카 공화국의 다이아몬드는 킴벌라이트 속에서 채굴된다.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Arată mai împrăştiat, dar -- a.. apropo, cele care au aceeaşi culoare sunt învecinate.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.C'est un peu plus répandu mais... ah, d'ailleurs, ceux qui ont la même couleur sont contigus.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.아 참, 같은 색깔들의 것들은 인접해있는 곳이에요.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Parece más esparcido, pero -- ah, por si acaso, los que son del mismo color son contiguos.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Sembrano un po' più sparsi... ah, tra l'altro, quelli colorati allo stesso modo sono adiacenti.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Wygląda to na większe, ale... przy okazji, tereny sąsiednie oznaczono tym samym kolorem.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Ziet er meer verspreid uit, maar - oh, tussen haakjes, die met dezelfde kleur grenzen aan elkaar.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Φαίνεται πιο απλωμένο αλλά -- παρεμπιπτόντως, αυτά που έχουν το ίδιο χρώμα είναι συνεχόμενα.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.Между другото, тези с еднакъв цвят са граничещи.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.ודרך אגב, אלה עם אותו צבע גובלים זה בזה.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.آه، بالمناسبة ، تلك التي هي بنفس اللون متجاورة.
Daha saçılmış gözüküyor ama -- oh, bu arada, aynı renkle gösterilenler sınır komşuları.これはどういう影響を及ぼすでしょう?
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.(140:7) Как будто землю рассекают и дробят нас; сыплются кости наши в челюсти преисподней.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Come si fende e si apre la terra, le loro ossa furono disperse alla bocca degli inferi
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Comme quand on laboure et qu`on fend la terre, Ainsi nos os sont dispersés à l`entrée du séjour des morts.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Como cuando se ara y se rompe la tierra, así son esparcidos nuestros huesos en la boca del Seol
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Como quando alguém lavra e sulca a terra, são os nossos ossos espalhados � boca do Seol.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Cum se brăzdează şi se spintecă pămîntul, aşa ni se risipesc oasele la gura mormîntului.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Hài cốt chúng tôi bị rải rác nơi cửa âm phủ, Khác nào khi người ta cày ruộng và tách đất ra.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Hài_cốt chúng_tôi bị rải_rác nơi cửa âm_phủ , Khác_nào khi người_ta cày ruộng và tách đất ra .
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Jako gdyby kto rąbał i łupał drwa na ziemi, tak się rozlatują kości nasze aż do ust grobowych.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Jako když někdo roubá a štípá dříví na zemi, tak se rozletují kosti naše až k ústům hrobovým.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Jako keď niekto štiepe a kála drevo na zemi, tak sa rozmetávajú naše kosti až k čeľustiu hrobu.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Kakor bi kdo razsekal in razklal zemljo, so raztresene kosti naše do žrela groba.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.사람이 밭 갈아 흙을 부스러뜨림 같이 우리의 해골이 음부 문에 흩어졌도다
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Mint a ki a földet vágja és hányja, úgy szóratnak szét csontjaik a Seol torkában.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Niinkuin maa kynnetään ja kuokitaan, niin ovat meidän luumme hajotetut tuonelan kuilun suulle.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Såsom när man har plöjt och ristat upp jorden, så ligga våra ben kringströdda vid dödsrikets rand.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Som når en pløier og kløver jorden, således ligger våre ben spredt ved dødsrikets port.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Som når man pløjer Jorden i Furer, spredes vore Ben ved Dødsrigets Gab.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Tulang-tulang kita akan dihamburkan di tepi kuburan seperti sebuah batu dihancurkan ke tanah
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Unsere Gebeine sind zerstreut bis zur Hölle, wie wenn einer das Land pflügt und zerwühlt.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi, Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.Τα οστα ημων διασκορπιζονται εν τω στοματι του ταφου, ως οταν τις κοπτη και σχιζη ξυλα επι την γην.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod